5 Mart 2009 Perşembe

KADİM YAŞAR ANLATIYOR: TEK TÜRKİYE'İN BOTAN'I NASIL BİRİ?

Abti'nin dönüşü yine dağlara oldu !

Yeşeren Düşler’de dağlara çıkarak gözlerden kaybolan Abti’nin dönüşü, Tek Türkiye’de yine dağlara oldu!..


1976 Muş doğumlu olan Kadim Yaşar, şu aralar çok yoğun bir tempo ile çalışıyor. Bir yandan Tek Türkiye’nin çekimleri için Konya’ya giden, dublajları için İstanbul’a gelen Kadim Yaşar, Konya ve İstanbul arasında mekik dokuyor. Birçok sinema ve dizilerde gördüğümüz ünlü oyuncu, “Neden tiyatroyu tercih ettiniz?” sorusuna, sanata ve özellikle tiyatroya olan aşkını, ilkokul öğretmenine borçlu olduğunu belirterek cevap veriyor. Sorularımıza cevaplar vermeye devam ediyor Kadim Yaşar...
Çok ince ve kibar bir sesiniz var. Oysa Hem Abti karakterinde, hem Botan karakterinde dehşet kalın ve kaba bir ses duyuyoruz. Seslendirme de size ait olduğuna göre zorlanmıyor musunuz?


Botan karakterinde zorlanmıyorum. Net bir ses. Ama Abti karakterinin sesi, oldukça inişli çıkışlı bir ses. Abti’de zorlanmıştım, sonuçta tiyatrocuyum. Bunların eğitimini aldığımız için üstesinden geliyorum. Kendi sesimi merak eden arkadaşlara Google’dan Sessiz Duruş Kadim Yaşar yazıp videomu dinlemelerini öneririm. Orada Atatürk’ün sözlerini seslendiriyorum. Altı yıllık bir dublaj tecrübem var.


Dizideki Botan’ı soruyoruz Kadim Yaşar’a, Botan nasıl biri? Şivan ile paylaşamadığı ne?


Botan, yürüttüğü davanın bilincinde olan ama aslında onu dağlara bağlayan en büyük etkeninde Doktor Selma olduğu bir komutan. O karşılıksız bir şekilde ama duygusallıktan uzakta seviyor Selma’yı. Onun Şivan ile bir alıp veremediği yok. Ama Botan hep şunun peşinde, Şivan Kürtçe'de çoban demek, bir çoban nasıl olurda örgütte bu kadar büyük ve önemli bir göreve getirilir. Nasıl bu kadar çevresi ve yetkisi olur. Ona takılmış biraz. Yoksa öyle büyük bir sıkıntısı yok. Botan’ın tek derdi Selma.


Çekimleri soruyoruz Yaşar’a. Çatışma sahnelerinde yaralan oyuncuları duyuyoruz peki bu soğukta hastalanan oyuncular oluyor mu?


Elbette. Elbette oluyor. Çok zor koşullarda çekim yapıyoruz. Çok soğuk. Ve hastalanan oyuncu arkadaşlarda oluyor. Herkesin kendi çapında hastalıktan korunma yöntemi var ben bol bol limon yiyorum. Şimdiye kadar hiç hasta olmadım çekimde.


Biraz geçmişe gidiyoruz Kadim Yaşar ile. Eski büyük oyunculardan bahsediyoruz ve Kadim Yaşar, şunları söylüyor;


Erol Taş, Şener Şen, İlyas Salman, Halit Akçatepe bunlar bir daha benzerini göremeyeceğimiz büyük oyuncular. Yeşilçam’ın o zor koşullarında, büyük bir samimiyet, mükemmel bir başarı ile isimlerini Türk Sinema Tarihine yazdırmışlar. Ve bir daha asla böyle büyük oyuncular yetiştiremeyeceğiz.


Peki neden? Sinema dünyasında teknolojik şartlar gün geçtikçe ilerliyor?


Evet, ekonomik ve teknolojik olarak dediğiniz doğru olabilir ama sinema sektöründe büyük bir dejenere söz konusu. Samimiyet yok, rolü yapmış olmak için yapmaya başladık. Şartlar ilerledikçe, biz geriledik. O şahane oyuncular o zor koşullarda, işlerine bağlılık ve samimiyetle bu kadar büyük oldular. Yapmış olmak için yapmadılar işlerini. Bu konuda tek suçlu oyuncu demek çok yanlış olur. Magazini de suçlayamazsın. Çünkü o zamanlarda da magazin vardı. Ama seviye vardı. Şimdi sokak kültürümüzden, ailemize, her şeyimiz dejenere olma noktasında. Bu yüzden o samimiyeti ve güzelliği bir daha yakalayamayız diye düşünüyorum.


Dizi Sektörü ile Sinemayı karşılaştırır mısınız?


Tabiî ki arasında dağlar kadar fark var. Ama bunu daha belirgin noktalardan ele alacak olursak, televizyon, her eve girmesi mecburi bir hal almış bir iletişim aracı. Televizyonda ne varsa onu seyretmek zorundasın. Televizyondakiler yayın akışını ayarlamış koymuş, sende izleyeceksin. Belki sırf can sıkıntısından, sadece vakit geçirmek için. Ama sinema öyle değil. Sinema, sırf gerçekten bir şeyler seyretmek istediğin zaman, tamamen senin tercih ettiğin bir olay. Farkında olmadan ruh dünyanı, sosyal kimliğini de belli ediyorsun seçtiğin sinema türünde. Yani sinema, senin kimliğin bile olabiliyor. Bu yüzden karşılaştırılamayacak kadar başka buluyorum sinemayı.


Magazine biraz değinelim...


Şimdiler de izleyici kültürü de, oyuncu kültürü de değişti. Ben eskiden bir Şener Şen seyrederken, gidip de acaba şimdi kiminle, ne yapıyor, nerde, ne yiyor gibi soruları hiç merak etmezdim. Bizim zamanımızda çoğunlukta öyleydi. Ama TV her eve mecburi giriş yapınca, her akşam yemeğinde en az haftada bir aynı yüzleri ekranda göre göre senin özeline, evine kadar geldi oyuncular. İster istemez de her hafta sofrana konuk ettiğin oyuncuyu da merak eder oldun. Çünkü o senin evine girmiş. Senin ailenden biri gibi. Sokakta seyirciler seni görünce “ O, Botan “ diyor, ya da başka dizilerden “ Aa .. Polat “ bu diyor. O kadar gerçekçi buluyorlar o karakterleri çünkü dediğim gibi izleyicinin evine kadar giriyorsun. Onlarda seni merak ediyorlar. Ben seviyeden yanayım. Merakında bir seviyesi olmalı. Sanatçının bir yanı gizemli kalmalı. Özel hayatına girince belki hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Adı üstünde özel zaten, özeli oyuncuda kalmalı. Bu özel ekranlara taşındıkça, sanat kavramı tartışılmaya başlıyor. Bu da etik bir şey değil.

Kasım’da Pres adlı filmi gösterime girecek olan Kadim Yaşar, 04 Temmuz 2009’da dünya evine girecek. Şimdiden kendisini tebrik edip, başarılarının devamını diliyoruz...



Kaynak: KADİM YAŞAR ANLATIYOR: TEK TÜRKİYE'İN BOTAN'I NASIL BİRİ?

4 Mart 2009 Çarşamba

7. ULUSLARARASI TÜRKÇE OLİMPİYATLARI 2009

Bu sene 27 Mayıs - 10 Haziran tarinleri arasında 7.si düzenlenecek olan Uluslararası Türkçe Olimpiyatları hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız:

7. Türkçe Olimpiyatları
Türkçe Olimpiyatları Haberler-Duyurular
7. Türkçe Olimpiyatları Müzikleri
7. Türkçe Olimpiyatları videoları
7. Türkçe Olimpiyatı Elemeleri - Videolar
Türkçe Olimpiyatları Resim Paylaşımları
7. Türkçe Olimpiyatları 2009

7. ULUSLARARASI TÜRKÇE OLİMPİYATLARI HAKKINDA







5 kıtada koşanlar Houston - New York

3 bin kişilik bir salon. Dörtte üçü dolu. Büyük kısmı çocuklardan oluşuyor. Yüzlerce bayrak. Türk, Amerikan ve Teksas bayrakları...

Bu Harmony okullar zincirinin Teksas'taki 19 okulunda gerçekleşen yarışmalardan süzülüp gelen ekiplerin final yarışması.
Mini Türkçe olimpiyatı.
Türkiye'de yapılacak olan büyük Türkçe Olimpiyatı'na hazırlık.
Üç dalda yarışma olacak. Biz de, Bugün'den Genel Yayın Yönetmenimiz Erhan Başyurt, Sabah'tan Mahmut Övür'le birlikte 14 kişilik jüri içerisindeyiz.
Şiir, şarkı ve folklor.
Necip Fazıl'dan Çile ile başlayıp, Ömer Lütfi Mete'nin Gülce'si, Arif Nihat'ın Bayrak'ı ile ve Bedirhan Gökçe'nin Sokak Çocuğu ile devam eden şiirler...
Teksas'ta...
Sonra şarkılar geliyor. Cancana, Gurbet, Karahisar Kalesi ve Gesi Bağları... Amerikalı çocuklardan tamamen Türkiye'ye has sesler...
Ardından bir folklor şöleni... Kafkas'ı, Giresun oyunları ve Silifke ile...
Salon çığlık çığlığa... Her grup çıktığında, salonu dolduran aynı okulun çocuklarının heyecan dalgası çığlıklara yansıyor.
Düşünüyorum:
Acaba Türkiye, başka hangi programla, dünyanın bilmem hangi coğrafyasında binlerce çocuğun elinde kendi bayrakları yanında ay-yıldızlı bayrağı taşıtabiliyor?
Burası Teksas'ın en büyük şehri Houston.
Bu süreçte daha başka yüzü aşkın ülkede, böyle manzaralara tanık olmak mümkün. Orta Asya'dan, Rusya'dan, Afrika'nın en uzak bölgelerinden Amerika'ya kadar...
Bu hareket, başka ülkelerde de Türk okulları açıyor. Amerika'da başka bir okul türü içinde çalışıyor.
Charter (Çartır) okulları...
Eğitim kadrosunu kurucuların oluşturduğu, öğrenim ücretini devletin ödediği bir sistem bu. Türkçe, İspanyolca gibi seçmeli bir dil ve ilginç, genelde öğrencilerin yüzde 50'si seçmeli dil olarak Türkçe'yi tercih ediyor.
Teksas'ta böyle 19 okul var, tüm Amerika'da 200'e yakın.
Şu andaki uygulamada, 5 yaşından, ana okulundan alınıyor ve ilköğretim sonuna kadar okutuluyor. Lise öğrenimi de yakında devreye sokulacak.
Okulların başarısı gittikçe kanıtlanıyor ve bu, okullara ilgiyi artırıyor. Bu sene açılan bir okula, hiçbir tanıtım çalışması yapılmadan 3 bin kişi müracaat etmiş. Oysa kontenjan 300 kişi...
Tercih sebebi ne?
Amerika'da liseye kadar olan eğitim döneminden matematik ve fen derslerinin genelde çok zayıf olması.
Bu okullar bu alanda fark oluşturuyorlar.
Bir de "öğretmen" unsuru.
Bu okulların öğretmeni başka.
Bu öğretmenler gittikleri bütün coğrafyalarda fark oluşturdular. Ama Batı ülkelerinde daha bir fark oluşturdular.
Batı'da aileler çocuklarını alıp götüren savruluşlardan şikayetçi. Her tür uyuşturucu ve öteki kötü alışkanlıkların getirdiği savruluşlardan.
Bu öğretmenler, kısa sürede öğrenci ile kurdukları iletişimle, çocukları genel toplumsal savruluşun dışına taşımayı başarıyor.
Ve bir de matematik vs. alanlarında yapılan olimpiyatlarda gösterilen başarı...
Henüz üniversite çağında öğrencileri yok ama oraya doğru yürüyorlar ve o alanda başarıyı hedefliyorlar.
İyi insan ve başarı birleşince, ilgi odağı olmakta gecikmiyorsunuz.
İşte bu... Houston'daki manzara bunun eseri.
Şimdi tüm dünyada böyle bir Türk canlılığı var.
Önemli olan, gittikleri yerlerde yadırganmayan, yabancılık tepkisine maruz kalmayan, çevre ile iletişimi (Bunun adı diyalog) gerçekleştirmiş bir Türk canlılığı bu...
Öğretmenler genç insanlar.
Çoğu 30'lu yaşlara varmamış henüz.
Kişilikleri ile bu çok farklı toplumlarda, insani bir damara hitap etmeyi başarmışlar. Ortak payda, bizim insanımızın kişiliğinde somutlaşan insanlık ortak paydası.
Türk olarak oradasınız, o kimliğinizle sergilediğiniz insani değerler ilgi ve güven odağı haline gelebiliyor.
Bizimle ilgili negatif propagandaların rahatsız edici boyutta olduğu zamanımızda, üstelik bu negatif propagandanın en etkin biçimde uygulandığı Amerika'da, bu pozitif hamleden mutluluk duymamak mümkün değil.
Üstelik hareket, Houston'da bir de Turkuaz Kültür Merkezi açmış.
Bizim de misafir edildiğimiz kültür merkezi, kültürel varlığımızın bu coğrafyaya taşınmasında çekirdek bir hizmet ünitesi olmaya aday.
Harmony eğitim kurumları ve Türk Kültür Merkezi, bir yandan Amerikalı çocuklara Türkçe'yi ve onunla bağlantılı olarak Anadolu'da boy salan kültür değerlerini aktarırken, bir başka hayati görevi daha ifa ediyor.
O da şu:
Bugün artık Amerika'da da, Avrupa'da da, dünyanın başka ülkelerinde de çok sayıda Türk aile var.
Peki bu ailelerin çocukları kendi kültür varlıkları ile nasıl tanışacaklar? Daha önemlisi kendi dillerini nasıl öğrenecekler?
-Evet, çocuklarımız Türkçe'yi unutuyor.
Bu, Türkiye'nin dışında yaşayan ailelerin Şark'tan garba en önemli problemi.
Aileler veremiyor, yaşanan ülkelerin okulları vermiyor, sonra...
Sonrası kendi kültürüne yabancılaşan çocuklar...
--Bu okullarımız, Türk ailelerin çocuklarının Türkçe'yi kaybetmemeleri için büyük önem taşıyor.
İlginç bir durum da şu:
Misafir olarak kaldığımız Turkuaz Kültür Merkezi'nde cumartesi günü, Boşnak çocukların bir sunumu vardı. Öğretmenleri onlara diyelim bir çocuk oyununu öğretmiş, o gün velilere sunum yapacaklar.
Boşnak çocuklar.
Bunu Ahıskalı çocuklar için de yapıyor Kültür Merkezi.
Yani, bir kültür coğrafyasının ortak çatısı oluyor.
Bunların ne kadar önemli olduğunu, oradaki ailelerin duygularına tanık olduğunuzda daha iyi anlıyorsunuz.
5 kıtada koşanlar, dedim başlıkta...
Öğretmen boyutunu anlattım.
Ama onlar yalnız değil.
Biz orada iken, Kayseri'den, Adana'dan da işadamları grubu orada idiler.
Houston'daki çalışmaların başlangıcında katkıda bulunmuşlar. Hizmetlerde ilk tuğlalar onların himmeti ile bulunmuş.
Gelmişler, okulları gezmişler, başarılara tanık olmuşlar, dönerken gözlerinin içi gülüyordu.
Bu hareket, Türkiye'nin canlılığı dedim.
Türkiye, bizi kimse sevmiyor, diye ağlamıyor.
"Türkiye'yi tanımak istiyorsanız, işte onun erdemli dünyası..." gibi bir iddia var bu harekette.
Denize bir şekilde atılmış ve yüzmeyi öğrenmiş bir insan varlığı söz konusu burada Türkiye adına...
Houston'da, Amerika'da iş yapan Türk işadamlarıyla da tanışma imkanımız oldu.
Amerikan ordusunun bazı ihtiyaçlarını tedarik eden bir şirketin yöneticisi genç bir insan, Atilla Bey, mülk alım satımında bölgesinin en etkin ismi haline gelmiş bir başkası (Engin Bey), işadamları derneği bünyesinde hizmet veren Ertuğrul Bey, adeta "Burada neden daha çok yokuz?" isyanını seslendiriyorlar.
"Şu kriz döneminde Zorlu, Koç, OYAK neden gelip de, bu alanın, dünyada tanınmış ama şu anda zorluklar yaşayan şirketlerinin bir miktar hissesini almaz?" diye soruyorlar.
Burada çalışınca, bu iklimin kıran kırana şartlarına karşı şerbetlenince ve koca Amerikan ekonomisinin, sonunda gelip dayandığı derin krize tanık olunca, sanki, sistemin sorunlarını baştan ayağı çözümleyen filozofça bakışlara sahip olmuşlar. Yani iş, Türkiye'den bakınca başka görünüyor, Amerika'dan, Rusya'dan, Afrika'dan, yani global pencereden bakınca başka görünüyor.
Suudi Arabistan gezimizde, işadamlarının Arapça sıkıntısı dile getirilmişti, burada bir başka dil, İngilizce sıkıntısı dile geliyor. Global oyuncu olmamak için hiçbir sebep yok. Ama dünyada oyun kuracak ve adım adım onu icra edecek kadar dil sahibi olmak şartıyla...
Bunları görünce, dünyanın geleceğine dönük umudunuz artıyor.
Türkiye, Afrika'da kurban kesti. Kuyu açtı. Katarakt ameliyatları ile Afrikalı çocukların gözlerini açtı.
Türkiye Açe'ye gitti.
İran'a, Pakistan'a gitti.
Türkiye, Avustralya'ya, Brezilya'ya, İngiltere'ye gitti.
Türkiye'nin evrenselle akrabalığı var.
Yazının sonunu şöyle bağlamak istiyorum.
-5 kıtada, iyilik üzerine olsun da, hangi saikla olursa olsun, koşanlara selam...

Kaynak: 7. Türkçe Olimpiyatları ve Köşe Yazıları

3 Mart 2009 Salı

KOLLAMA EKİBİ SİLİVRİ FATİH KOLEJİ'NDE


“KOLLAMA” EKİBİ SİLİVRİ FATİH KOLEJİ’NDE
Samanyolu televizyonunun beğeniyle seyredilen polisiye dizisi Kollama’nın kıymetli oyuncuları Silivri Fatih Kolej'ndeydi.
Kollama ekibinin en önemli karakterlerinden Necip Amir (Mehmet Özgür), Yiğit Baş komiser (Orhan Bıyıklı), Memduh Baş komiser (Ertan Kılıç) okulumuz öğrencileriyle hoş bir sohbet gerçekleştirdi. Oyuncular, yöneltilen sorulara büyük bir içtenlikle cevap verdiler. Silivri İlçe Emniyet Müdürümü Ömer Duman Bey’in de katıldığı programımız hoş görüntülere sahne oldu.


Okul müdürümüz Uğur Tombul Bey tarafından konuklarımıza karne takdim edilmesi hem konuklarımızı hem de öğrencilerimizi çok heyecanlandırdı. Misafir sanatçılarımız okul idaresi tarafından belirlenen tüm kategorilerden 100 tam not aldılar.









Programın sonunda da Silivri İlçe Emniyet Müdürümüz Ömer Duman Bey misafirlerimize plaket ve çiçek takdim etti.



Biz uyurken, sokakta rahatça dolaşırken, bizi kollayıp koruyan birileri var.Evet, kahraman polislerimiz her zaman görev başında.

















2 Mart 2009 Pazartesi

TEK TÜRKİYE 59. BÖLÜMÜYLE EKRANDA

Tarık’ı annesi ile alakalı acı bir haber bekliyor.
Tek Türkiye’de bu hafta gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.

İnanılmaz işkenceler gören Fırat’ı, Dila, Çetin’in elinden kurtarır. Fakat daha Dila ile evlenme şansı kalmayan Fırat, oldukça üzgündür. İlk fırsatta Sağırsu köyünden ayrılır. Fırat, zor durumu Tarık’a anlamıştır. Bu esnada Çetin ve terör örgütü, Zeynel Ağa ile Tarık’ın arasını açacak büyük bir komplo kurmuştur. Köyde su kaynakları yüzünden, dizanteri salgını baş göstermiş, birçok çocuk ciddi rahatsızlıklar yaşamaktadır. Zilan ise hala belgenin peşindedir. Tarık, annesi ile alakalı acı bir haber alacaktır. Fırat’ın büyük sevdası son mu bulacak, Tarık, düştüğü zor durumdan nasıl kurtulacak?

Tek Türkiye, heyecan dolu yepyeni bölümüyle Perşembe akşamı 19:40'ta Samanyolu'nda. İyi seyirler.

1 Mart 2009 Pazar

ERGENEKON'A BULAŞAN HASTANELİK OLUYOR

Ergenekon'a bulaşan hastanelik oluyor!..

Derin Devlet ile alakalı birçok konuya değinen Kollama dizisinin yönetmeni Gül Güzelkaya rahatsızlanıp hastaneye götürüldü. Daha sonra ise dizide Necip komiseri canlandıran Mehmet Özgür, ciddi rahatsızlık geçirdi. Hastanede serum alıp 4 saat arada dinlenip sonra sete gelen oyuncu Mehmet Özgür, dizinin en hareketli ve önemli sahnelerinde ara verilmesin diye hastalığı daha şiddetlenmedikçe sete gelip gideceğini, çekime devam edeceğini bildirdi.
Ergenekon soruşturması için içeri alınan şahısların sık sık hastaneye düşmesi medyanın dikkatinden kaçmazken, şimdilerde bu konuya en net değinen başarılı dizinin oyuncularının da hastaneye düşmesi bir yandan üzerken bir yandan “ Ergenekon’a bulaşan hastanelik oluyor” dedirtti.



Alıntıdır