8 Ağustos 2009 Cumartesi

SAMANYOLU, KENDİ YILDIZLARINI YETİŞTİRİYOR

Fatih Üniversitesi ve Samanyolu Televizyonu'nun birlikte başlattığı, Medya ve Sanat Atölyesi'nde eğitimini tamamlayanlara sertifikaları verildi. Oyunculuk, senaristlik, radyo ve televizyon sunuculuğu alanlarında eğitimlerin verildiği proje, öğrencilere istihdam sağlayacak.

Amaçlarının nitelikli eğitim vermek ve sektöre insan kazandırmak olduğunu belirten Samanyolu Radyolar Grubu Koordinatörü M. Yusuf Kulaksız, başarılı olan öğrencilere Samanyolu yayın grubunda staj müjdesi verdi. Kulaksız, beklediklerinin üstünde bir ilgi olduğunu ve atölyenin devam edeceğini söyledi. İlki İstanbul'da gerçekleştirilen programın ikincisi Ankara'da, üçüncüsü ise tekrar İstanbul'da düzenlenecek. Anadolu'ya da açılacaklarını vurgulayan Kulaksız, Anadolu insanının sanata ve oyunculuğa olan önyargısının, kurumlarına olan güvenle kırılacağını belirtti. İSTANBUL ZAMAN

EBRU TV ARTIK KABLOLU YAYINDA

ABD'nin ilgi ile izlenen ilk ve tek Türk kanalı Ebru TV, ABD'nin büyük kablolu televizyon platformlarından birine girdi.

Farklı yayın anlayışı ve kaliteli programlar ile Ebru TV, artık izleyicilerine daha yakın.

Ebru TV'nin hem eğlendiren hem de bilgilendiren, kalitesi ile göz dolduran programlarına bundan böyle RCN Network'te kanal 53'ten ulaşılabilecek...

2006 yılında yayına başlayan, New Jersey merkezli Ebru TV, 24 saat İngilizce yayın yapıyor.

Aile merkezli yaşam tarzı ve kültür televizyonculuğunda yepyeni bir çığır açan kanal, belgeselden, çocuk programlarına kadar geniş yayın yelpazesi ile büyük ilgi çekiyor....

Ebru TV kablo yayın ile Boston, New York City, Washington DC, Chicago , Philadelphia, ve Pennsylvania'daki Lehigh Valley'den izlenebilecek. Kanalın 2009'un sonu itibariyle de HD yayınlara başlaması bekleniyor...

Kaynak

DİLA HEMŞİRE KARANTİNA GÜNLERİNİ ANLATTI

Samanyolu Televizyonu'nun sevilen dizisi Tek Türkiye'nin Dila hemşiresi Müjgan Gönül yakalandığı domuz gribi nedeniyle geçtiğimiz haftayı hastanede geçirdi. Gönül hastalığın nasıl bulaştığını ve karantina günlerini anlattı.

Oyuncu Müjgan Gönül dizideki rol arkadaşlarıyla birlikte Fransa ve Almanya’ya gitmişti. Ekip olarak imza günlerine, söyleşilere katıldılar. Dünyayı sarsan ve Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘Artık yayılması durdurulamaz’ dediği domuz gribine ekipten sadece o yakalandı. Türkiye’ye döndükten sonra 39,5 derece ateşle hastaneye kaldırıldı. Kanında domuz gribi virüsü A/H1N1’e rastlanınca Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği’ne yatırıldı. Dünyanın kapıları da üzerine kapanmıştı böylelikle. Bir hafta ilaç tedavisi gördükten sonra sapasağlam ‘dışarı’ çıkabildi. Gönül, karantina günlerini Star Pazar’a anlattı.

Hastalığa yakalanmadan önce domuz gribi haberlerini takip ediyor muydunuz?

Duymamak mümkün değil elbette. Çok yoğun bir iş hayatım vardı. Dizi çekimleri, geç saatlere kadar çalışmak, düzensiz beslenme derken kendime çok iyi bakamıyordum. Bünyem zayıf düştü. Bağışıklık sistemim de bu yüzden zayıfladı sanırım. Dizi çekimleri bittikten sonra sekiz kişilik ekiple birlikte Fransa’ya gittik. Yurtdışında diziyi takip edenlerle bir araya geldik, çeşitli etkinlikler, geziler yaptık.

TERMAL KAMERADAN GEÇTİM

Sizin virüsü nasıl kaptığınız hakkında bir fikriniz yok tabii.

Sanırım Fransa’da kaptım. Virüs vücuda girdikten sonra en az bir iki gün kuluçkada kalıyormuş. Ondan sonra ortaya çıkarmış. Ben Türkiye’ye döndüm. Bir gün kaldım. Ertesi gün Almanya’ya uçtum. Uçakta da klimadan çok soğuk bir hava geliyordu. Almanya’ya donarak gittim. Soğuk algınlığı geçirdiğimi düşündüm. Ayakta zor duruyorum... Bir yandan da ateşim yükseliyordu. Akşam bizimkiler bir Türk doktoruna götürdüler beni. Doktor test yaptırmak istedi ama uçağımız var diye testi yaptırmadım. Sonra Türkiye’ye döndük.

Türkiye’ye nasıl girebildiniz ki? Termal kameraya yakalanmadınız mı?

Almanya’daki doktor giderken bana ateş düşürücü iğne yapmıştı. Ateşim düştüğü için termal kameraya yakalanmadım. Türkiye’ye geldikten sonra ateşim tekrar yükseldi. 39,5 derece ile hastaneye kaldırıldım. Test sonucu bana domuz gribi pozitif dediler.

O anda ne hissettiniz?

Ağzımdan ‘tamam’ kelimesi çıktı sadece. Şok geçiriyordum. Hemşire uçuşla, orada ne yapıp ettiğimle ilgili sorular sorup durdu. Ben donmuş gibi sorularını yanıtladım. Hemşire odadan çıktıktan sonra hüngür hüngür ağlamaya başladım. İnsan kendine konduramıyor galiba. Babamı aradım hemen. ‘Ben domuz gribi oldum baba. N’olacak şimdi?’ diye ağlamaya başladım.

BASIN DUYANA KADAR RAHATTIM

Bütün bunlar olurken ‘Neden Allah’ım, neden ben?’ durumları oldu mu?

Olmaz mı. Fransa’da sekiz kişiydik. Ortamlarda bebek bile vardı. Aynı insanlarla bir araya gelmiştik. Aynı yemekleri yemiştik ama sadece ben domuz gribi oldum. Hem korkutucu hem komik geliyor insana. Bir arkadaşım arayıp dalga geçti zaten: ‘Bravo Müjgancım, beş milyonda bir rastlanan hastalığı ülkemize getirdiğin için seni tebrik ediyoruz’ dedi.

Ya ölüm korkusu?

Elbette ölümcül bir virüs vardı içimde. Panik olmadım desem yalan olur. Ama ölüm korkusundan ziyade şu vardı: Başka bir şey olacak ve ben hastanede daha fazla kalmak zorunda kalacağım! Ateşler içindeyim... Ya hemşire yanımda yokken ateşim yükselirse, kimse gelmezse, komaya girip beni duymazlarsa diye düşündüm. Her seferinde ‘Aman Müjgan saçmalama’ deyip normale döndüm.

Nasıl tedavi oldunuz?

Hastanede altı gün kaldım. 10 dozluk bir ilaç tedavisi var. Sabah bir tane akşam bir tane alıyorsunuz. Ve geçiyor.

Klinikte karantina altında kalmak nasıl bir his yaratıyor insanda?

Bu o kadar ürkütücü, sinir bozucu ki... Dizide rol gereği maske takıyordum hiçbir şey hissetmiyordum. Hastalanınca aynı maske çok korkutucu geliyor. Koridora çıkamıyordum, cama çıkamıyordum. Aslında basın duyana kadar biz çok rahattık. En yakın arkadaşlarımdan Nilüfer cama kadar geliyordu ve ben onunla telefonda sohbet ediyordum. Bu işin aile içinde kalmasını istiyorduk. Çünkü sevdiğim insanların etkilenmesini istemiyordum. Basın duyduktan sonra cama da çıkamaz oldum. O zaman karantinayı tam olarak içimde hissettim.

Oradayken en çok sarılmayı özledim

Tek mi kalıyordunuz odada?

Evet. Ama şöyle bir şey oldu, o kliniğe girince Türkiye’de domuz gribine yakalananın sadece ben olmadığını gördüm. Hastanede boş oda yoktu. Bütün odalarda domuz gribi hastaları vardı. Türkler, festival için yurtdışından buraya gelen yabancılar, hostesler vardı. Hatta ben oda bile bekledim. Bir hostes tedavi görüp evine gittikten sonra odaya geçebildim. Benden önce de bir sürü domuz gribine yakalanan hasta gelmiş, tedavi olmuş.

Sizi ziyarete gelen oluyordu değil mi?

Arkadaşlarımla camdan cama görüşüyorduk. Çok kötüydü. Çok zordu. Cama dokunarak insanlara dokunduğumu hayal ediyordum. Özgürlüğünüz elinizden alınıyor o karantinada. Domuz gribi olduktan sonra dokunmanın değerini anladım. Arkadaşlarıma camın arkasından bakarken gözlerim doluyordu. İçeri kaçıyordum, gözlerimi silip tekrar karşılarına çıkıyordum. İnsanlara sarılmayı o kadar çok istedim ki içeride...

Zaman nasıl geçiyordu?

Arkadaşlarım filmler getiriyordu, onları seyrettim. Kitap, gazete okudum. Telefonlarım hiç susmadı. Diğer domuz gribi hastalarının odalarını görebiliyordum ama bağlantılı değildik elbette. Portorikolu dansçılar vardı. Onları seyrediyordum. Grup oldukları için çok eğleniyorlardı.

Ateşinizin düştüğünü, normale döndüğünüzü söylediklerinde neler hissettiniz?

Tamam, atlattım, yaşayacağım, bitti dedim...

Bundan sonra setlere geri döneceksiniz. Peki çalışma arkadaşlarınızda bir endişe olabilir mi sizce?

Belki endişelendiler ama hepsi beni bağırlarına bastı. Doktorlar beni bıraktıysa bir sakıncası da yok diye düşünürler herhalde. Hatta bunun esprisini bile yaptık. Normalde sete bir sürü hayranımız gelir ve birlikte fotoğraf çektiririz. Hoş bizim çocuklar ‘Müjgan hadi yine iyisin artık bir yıl anı fotoğrafı çektirmezsin’ diye takılıyorlar ama beni dışlayacaklarını sanmam.

Kaynak

TEK TÜRKİYE İLE VADİ'NİN YENİ SAVAŞI

Vadi transfer olunca Polat da ücretini katladı. Peki Vadi'nin rakibi Tek Türkiye'de son durum nasıl?

Polat'a var da Doktor Tarık'a zam yok mu?

'Tek Türkiye' dizisi, perşembe akşamları 'Kurtlar Vadisi'nin önemli bir rakibi...

Samanyolu TV'nin iç yapımı olan dizinin maliyeti oldukça düşük.

BUGÜN Magazin Servisi'nden Okan Işık, dizide 'Doktor Tarık'ı canlandıran başrol oyuncusu Ozan Çobanoğlu'nu aradı ve genç aktöre hassas bir soru sordu:

"Kurtlar Vadisi transfer oldu, Polat'ı canlandıran Necati Şaşmaz'ın ücreti bölüm başına 75 bin TL'ye yükseltildi. Sizin ücretinizde bu sezon bir artış yapılacak mı?"

(Kriz nedeniyle şubat ayında Şaşmaz'ın bölüm başına aldığı ücret 90 bin TL'den 50 bin TL'ye indirilmişti.)

12 yıldır Devlet Tiyatrosu oyuncusu olan Ozan Çobanoğlu'yla bir süre önce tanışmıştım;

Pırıl pırıl bir insan.

Son derece idealist, mesleğine aşık bir oyuncu.

Diziden bölüm başına 7 bin lira aldığı bilinen Çobanoğlu, Okan'a temennisini söylemiş:

"Polat'ın kadar olmasa da bizim fiyatlarımızda da tatmin edici artış olacaktır. Hepimizin ücretlerinin iki kat artacağını umuyoruz."

Kaynak

ARANIZDA TÜRKÇE OLİMPİYATLARI'NI İZLEMEYEN VAR MI?

STV’den naklen yayınlanan ve 3 Haziran’da en çok izlenen iki programdan biri olan Türkçe Olimpiyatları’nın yedincisini geride bıraktık. Kendi sunucularını yetiştirmeye başlayan olimpiyatlara artık tek birincinin yetmediğini gördük. Bıkkınlık ya da ünsiyet… Türkçe Olimpiyatları için mümkün mü? İnsanlar, “Her yıl benzer görüntüler… Türk öğretmenler, dilimizi konuşan yabancı öğrenciler, renkli sahne gösterileri… Eee ne var artık bunlarda?” kabilinden cümleler kuruyor mu? 2003’te büyük heyecanla başlayan etkinlikler artık sıradanlaştı mı? Ya da ilk yılların heyecanı hissedilmiyor mu? 26 Mayıs’ta başlayan 7. Türkçe Olimpiyatları sürecini takip edenlerin hiçbiri, bu sorulara, menfi anlamlar doğuracak cevap veremez, veremiyor.Peki, niçin bu kadar iddialı bir neticeye varıyoruz? Eğer on binlerce insan, hareketli Karadeniz müziğiyle kolbastı oynayan Kırgız öğrencileri izlerken gözyaşlarını tutamıyorsa, sadece evlatlar için açılacak kucaklar, farklı diyarların sakinlerini hasretle bekliyorsa, oğlunun ya da kızının öğrencisi misafirleri incinmesin diye anne-babalar tir tir titriyorsa, ilişki başka boyutlardan esintiler taşıyor demektir. Tıpkı olimpiyatların geçen hafta İstanbul Sütlüce’de gerçekleşen şarkı finalindeki gibi…O gece 3 bine yakın insan gelmişti, Sütlüce Kongre Merkezi’ne. Organizasyonu ilk defa izleyeceklerin heyecanı bir yana, geçen senelerde takip edenler de aynı hissiyatı paylaşıyordu. İlk sürpriz, programın iki sunucusundan birinin Arnavut Alban Tartari olmasıydı. Heyecanı yüzüne ve sesine akseden Tartari, Türk girişimcilerin Arnavutluk’ta açtığı Mehmet Akif Koleji’nin mezunlarından. 1993-1996 seneleri arasında öğrenim gördüğü okulunu ve öğretmenlerini hiç unutmamış. İlk Türkçe öğretmeni merhum Celal Ergüder’in ismini zikrederek başladığı sunuşunda sık sık kolej günlerine ve kendisine emeği geçen insanlara vefa kabilinden atıflar yapıyor. Ondaki Türkiye ve Türk halkı muhabbeti kimileri için ‘beylik laflar’ diye algılanabilir; ancak ses tonu, samimiyetinin akisleriyle dolu: “Benim o gece sunucu sıfatıyla sahnede bulunmam bir vefa borcudur. Aralarında bulunduğumda kendimi yabancı hissetmediğim Türk insanına o güne kadar söyleme imkânı bulamadığım şeyleri söyledim.”TÜRK HALKI BÜYÜKLÜĞÜNÜN FARKINA VARSIN!Yükseköğrenimini 2002’de Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamladıktan sonra ülkesine dönmüş Tartari. Arnavutluk Devlet Radyosu’nda iş hayatına atılmış. Bir yıl önce dış haberler masasında haber müdürü yardımcısıyken istifa etmiş. Hâlihazırda Çalık Holding bünyesinde hizmet veren Eagle Mobile isimli şirketin Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevini yürütüyor. Ayrıca kendisi gibi Türk koleji mezunu birkaç arkadaşıyla Gazeta Start isimli bir internet gazetesi hazırlıyor. Bir de Epoka (Çağ) Üniversitesi’nde alanıyla ilgili ders veriyor.Olimpiyat şarkı finalinde sunuculuk teklifi 3 hafta önce kendisine gelince tereddütsüz kabul etmiş. Ancak Türkçe vukufiyetine, sevgisine ve ekran tecrübesine rağmen yabancı bir dilde konuşmanın güçlüğü onu zorlamış. Heyecanını artıran sebeplerden biri de vaktiyle hocalığını üstlenen isimlerce o gece izlendiğini bilmekmiş: “Zamanında bizi çok uğraştırdın ama değdiğini anladık diye şaka yollu takıldılar. Benimle gurur duyduklarını söylemeleri ayrı bir mutluluk.”Kâh salonda kâh televizyonda onu izleyenler ertesi günlerde tebrik mesajlarını birbiri ardına gönderir. Ancak bunlardan bazılarını garipsemiş: “Kimi ‘Bu okulların ne iş yaptığını, bulundukları ülkelere de hizmet ettiklerini anlayamamışız.’ diyor. Türk devleti, milleti ve dili çok büyük ama bunun farkında değilsiniz. Büyük olduğunuzun farkına varın artık! Herkes anlasın ki siz küçük değilsiniz. Biz bunu hissettik.”ARTIK STATLARDA DÜZENLESİNLERŞarkı finali gecesi nazarlara takılan sadece Alban Tartari değildi. Sanatçı Fatih Kısaparmak’ın gözyaşları o saatlere damga vuran anlardan biriydi. Onu bu derece duygulandıransa Pakistanlı Muhammed Salman’ın seslendirdiği ‘Benim Babam’ isimli parçaydı. Fatih Kısaparmak’ın merhum babasına atfen kaleme aldığı şarkı, Salman’ın yorumuyla hem sahibinin hem de tüm dinleyenlerin gönül bamteline dokundu.Bu geceye dair yazılabilecek o kadar çok ayrıntı var ki her birine burada yer verme imkânı yok. Ancak Türkçe Olimpiyatları’nın Ankara’da tertiplenen Kültür Şöleni ve Bursa’daki şiir finaline değinmekte fayda var.Her yıl Ankara Altınpark’ta, misafir öğrenciler kurdukları stantlarda ülkelerine has kültürü yansıtma şansı buluyor. Bilhassa ödül töreni coşkusuna yerinde şahitlik edemeyen binlerce insan için buradaki etkinlikler ayrı bir önem taşıyor. Geçen sene Altınpark’ı bu amaçla 200 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl sayının çok yukarılara çıktığı kalabalıktan anlaşılıyordu. Sadece otoparkta yer alan arabaların plakalarına bakmak dahi tek başına mesaj veriyordu. Mersin’den Sivas’a, İzmir’den Konya’ya geniş bir sahadan insanlar misafirlerini görmeye gelmişti. Buradaki heyecanla ilgili sunulacak tabloyu aslında çoğu ziyaretçinin dillendirdiği şu cümle özetliyor: “Buralar artık yetersiz kalıyor. Tıkış tıkış. İnşallah seneye daha geniş bir yer bulurlar. Sahi niye futbol sahası gibi bir yerde düzenlemiyorlar bu organizasyonu?”HER HALÜKÂRDA MAÇI BENİM TAKIM KAZANIYORAnkara’daki coşku hafta içi düzenlenen şiir finalinde yerini Bursa’ya bıraktı. Birkaç gün sonra İstanbul’daki şarkı finalinde davetlilerin karşısına çıkan Türk koleji mezunu Alban Tartari’den önce Bursa’daki misafirler benzer bir sürprizle karşılaştı. Saraybosna’daki Türk Koleji’nden diplomasını alan Alma Brnicanin, Bedirhan Gökçe ile şiir finalinin sunuculuğunu üstlenmişti. Ancak davetlilerin çoğu onu, akıcı üslubu sebebiyle Türk zannetmişti.1983’te Yeni Pazar’da (Novi Pazar) dünyaya gelen Brnicanin, 8 yaşında ailesiyle Türkiye’ye gelir. 17 yaşındaysa aile Saraybosna’ya taşınır. Orta öğrenimini buradaki kolejde tamamlayan Brnicanin, bu sene de Saraybosna Devlet Üniversitesi Doğu Dilleri Bölümü’nden diplomasını alır. Olimpiyattaki sunuculuğu ise öğretmenlerinin organizasyon komitesine tavsiyesiyle gerçekleşir. Önce ‘Niye ben?’ diye düşünse de sonrasında üstleneceği sorumluluğun şuuruyla elinden gelenin en iyisini ortaya koymaya çalışır. Bosna’da medya dünyasında 6 yıldır çalışması da işini kolaylaştırır. Memleketinde Türk kültürünü anlatan birçok programa imza atar. Şimdiye kadarki hayatının 3’te birini geçirdiği Türkiye’yle farklı bir bağı var. ‘Kendinizi hangi tarafa yakın hissediyorsunuz?’ sorusuna cevabı dahi bunun göstergesi: “Bu soruyu zaman zaman ben de şahsıma soruyorum. Ama cevabını bir tarafa göre veremiyorum. Mesela Bosna’da bir radyo programı sunuyorum. Boşnakça ve Türkçe konuşuyorum. Bosna’dan bahsederken de ‘biz’ diyorum, Türkiye’den bahsederken de... Ama benliğimin büyük kısmı Türkiye’ye ait diyebilirim.”Ve son anekdot: Bosna Hersek-Türkiye futbol maçları Alma için hiç de stresli geçmiyor. Çünkü skor ne olursa olsun her defasında onun takımı kazanıyor!Birincisi de çok, reytingi de...Her yıl İstanbul’da gerçekleştirilen ödül töreni bu sene Ankara’ya alındıktan sonra tarihî şehre de şarkı finaline ev sahipliği düştü. Geçen senelerde Türkçeyi daha rahat öğrenen ülkelerin öğrencileriyle zorlanan çocukların aynı kategoride yarışması eleştirilere yol açınca organizasyon komitesi 2009 için farklı bir sistem geliştirdi. Buna göre Türkçeyi öğrenme zorluğuna göre 5 grup oluşturuldu ve her birinde ayrı derecelendirme yapıldı. Buna göre Pakistanlı Muhammed Salman ‘Benim Babam’la ilk, Türkmenistanlı Eziz Küpceyev ‘Mektebin Bacaları’yla ikinci, Şilili Karinavega Monsal ‘Hasretinle Yandı Gönlüm’le üçüncü, Mozambikli Bangaina Jose ‘Sivas’ın Yollarına’yla dördüncü ve Bangladeşli Farzana Samia ‘Sevdim Seni’yle beşinci grubun birinciliğini kazandı.Öğrencileri değerlendiren jürideyse ses sanatçıları Serdar Ortaç, Ebru Gündeş, Orhan Hakalmaz, Fatih Kısaparmak, Emrah, Erhan Güleryüz, Ertuğrul Erkişi, Zaman Gazetesi Genel Müdürü Ekrem Dumanlı, Hakan Şükür, Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Şükrü Halûk Akalın ve oyuncu Oktay Kaynarca yer aldı.Ayrıca anavatanı Azerbaycan’da öğretmenlik yaparken vefat eden Gülnar Ergüneş’e verilen vefa ödülünü eşi Bülent Ergüneş Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç’ın elinden aldı.Başta Samanyolu (STV), Kanal A, TVNET, TRT Avaz ve Mehtap TV’den yayınlanan şarkı finali salondaki izleyiciler kadar ekranları başındakilerden de ilgi gördü. Özellikle STV tüm gün ve eğitim düzeyi yüksek izleyiciler arasında Kanal D’de yayınlanan Yaprak Dökümü isimli diziden sonra en yüksek reytinge ulaştı. STV, tüm günde 5,1; eğitim düzeyi yüksekteyse 6 oranını yakaladı.Aksiyon

STV'NİN YENİ PROGRAMINA BÜYÜK İLGİ

STV'nin yeni programına büyük ilgi

Samanyolu Televizyonu'nun (STV) Anadolu'da çekimlerine başladığı yeni programı Batman'da ilgi gördü.İllerin sosyo-ekonomik ve coğrafi tanıtımının yanı sıra, yöreye ait oyunlar, folklor ve müzik yarışmalarının yer aldığı programın çekimlerinde bir birinden ilginç ve renkli görüntüler ortaya çıktı. Batman'ın en işlek caddelerinden Gülistan Caddesi'nde çekimleri yapılan programın Sokak Starları bölümünde sahneye çıkanlar yeteneklerini sergilerken, etrafta toplanan kalabalık da keyifli anlar yaşadı. Fırat Paşayiğit'in sunduğu program çekimlerinde, Sokak Starları bölümünde sahneye çıkan çocuk, genç ve yetişkinlerden kimi rap yaptı, kimi taklit, kimileri Türkçe kimisi ise Kürtçe parça seslendirdi. Özellikle Maykıl lakaplı Abdulkerim Ballıses, kendi yazıp bestelediği yabancı parçasını seslendirirken Sunucu Fırat Paşayiğit ve izleyiciler gülmekten kendilerini alamadılar. Yaptığı şov ile birinci olan Maykıl, çekimlerin sonunda genel istek üzerine ilginç parçayı tekrar seslendirdi.Belediye Başkanı Nejdet Atalay'ın da izlediği çekimler sonrası sahneye çıkanlara çeşitli hediyeler verildi. Hediyelerini Başkan Atalay'ın elinden alan vatandaşlar, STV ve Başkana teşekkür etti

Kaynak