röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2013 Çarşamba

Orhan Bıyıklı: "Ekip 1 ile Kollama bambaşka projeler. Kıyaslanmamalı!"

Her Salı akşamı Samanyolu Tv'de yayınlanan Ekip 1 "Nizama Adanmış Ruhlar", 
aksiyon dolu sahneleriyle izleyicileri ekrana kilitliyor. Dizi, sürükleyici hikayesi 
ve düşmeyen temposuyla özel harekat polislerinin hayatlarına ışık tutmaya devam ediyor. 
Ekip 1'in başrol oyuncuları Orhan Bıyıklı ve Ebru Aytemur ile sizler için bir araya geldik.


"Keşke insanlar hiç savaşmasa ama Habil'le Kabil'den bu yana dünyanın kanunu bu. 
Ben de iyinin, doğrunun, haklının yanındayım; Orhan olarak da, oyuncu olarak da."


Kendinizden bahsedebilir misiniz?
İzmitliyim. Lise 1. sınıftan bu yana tiyatro yapıyorum.
Çocukken her çocuk gibi ben de "doktor, mühendis olacağım" diyordum.
Fakat şöyle bir gerçek var ki insan istediği kadar hayal kursun, 
çizilmiş bir kaderi yaşıyor ve onun ötesine geçemiyor.

Samanyolu TV izleyicileri sizi Kollama dizisinden de hatırlıyor.
Kollama'dan sonra neler yaptınız?

Evet, öncesinde Kollama adlı bir dizi vardı ve orada izleyicilerimizin
çok teveccühü olmuştu, sağ olsunlar. Diziden sonra bir sene dinlendim.
Sonra askere gitmeyi düşünüyordum ama bir tiyatro oyununda yer aldım.
Çünkü Kollama dizisinden dolayı birkaç sene ara vermiştim.
Tiyatro oyununu bitirdikten hemen sonra Ekip 1 dizisine başladık.

Ekip 1'de özel harekatçı bir polisi oynuyorsunuz.
Kollama'da da yakın bir karakterdeydiniz değil mi?

Polislik mesleğine uzak değildim ama Özel Harekat çok farklı bir alan.
Özel harekat; bir asayiş, bir istihbarat ya da önleyici hizmetlerden farklı,
onların çok üstünde çalışan bir ekip. Farklı bir tarafı var; mesela abdest
almadan çatışmaya girmezler. Namazlarını kılıp öyle çıkarlar teşkilattan.
İşleri gönüllülük esasına dayalı ve o yüzden maneviyat olarak da çok kuvvetliler.
Ekip 1'in beni cezbeden tarafı, sahabe ruhunun Osmanlı'ya;
Osmanlı ruhunun da özel harekat polislerine yansımasıdır.
Bu işi kabul etmemin en büyük nedeni de bu zaten.

Çekimler nasıl gidiyor?
Sette bir danışmanımız var, her konuda ondan yardım alıyoruz.
Çünkü Ekip 1, silah tutuşundan, operasyona çıkışına kadar çok farklı bir teşkilat.
Haliyle de çekimler yorucu oluyor, ama bir o kadar da keyifli.

------------------------------------------------------------
DEVAMI KEHKEŞAN'IN OCAK SAYISINDA...
OKUYAMAYANLAR İÇİN ŞUBAT'TA BURADA...
------------------------------------------------------------


Resim

Ebru Aytemur: "Elif ve Akif'i Zorlu Bir Yol Bekliyor!"

'Müzik dinlemeyi ve şarkı söylemeyi seviyorum.
Müziğin oyunculuğu beslediğini düşünüyorum hatta.
Spor olarak da voleybol oynuyordum.'


İzleyicilerimiz sizi çok merak ediyor.
Öncelikle Ebru Aytemur'u yakından tanıyabilir miyiz?

Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum.
Bir süre İnsan Kaynakları alanında çalıştım ama mutlu değildim.
Ağabeylerimden biri mimar, diğeri mühendis.
O nedenle ailemde ya doktor ya da mühendis olacak beklentisi vardı.
Ama ben oyunculuğu tercih ettim.

Oyunculuk, çocukluk hayaliniz miydi?
Kesinlikle... Çok uzun süredir kafamdaydı.
Fakat ailemden izin çıkmamıştı ve ben de diretmemiştim.
Üniversite bitince de bankada da çalıştım ama yapamadım.
Zira çok mutsuzdum.

Nasıl bir ailede büyüdünüz?
Kalabalık bir ailede büyüdüm, hep erkeklerin arasında büyüdüğüm 
için Elif karakteriyle benzer yönlerimiz var aslında. Hiçbir zaman 
kırılgan, narin biri olmadım. Hayatta hep bunun faydasını da gördüm.

Oyunculuk dışında ilgilendiğiniz başka uğraşınız var mı?
Dansla ilgileniyorum. Halk oyunlarından tutun modern dansa 
kadar her türlüsüne ilgim var diyebilirim. Eğitim de aldım 
bu alanda. Müzik dinlemeyi ve şarkı söylemeyi seviyorum. 
Müziğin oyunculuğu beslediğini düşünüyorum hatta. Spor olarak 
da voleybol oynuyordum, oyunculuk telaşı başlamadan önce.

Çekimler nasıl gidiyor?
Yoğun ama süper gidiyor. Sonuçtan memnunuz.
İşimizin yorgunluğumuzun karşılığını alabiliyoruz.

------------------------------------------------------------
DEVAMI KEHKEŞAN'IN OCAK SAYISINDA...
OKUYAMAYANLAR İÇİN ŞUBAT'TA BURADA...
------------------------------------------------------------


Resim

26 Ekim 2012 Cuma

Farklı Desenler'in Feride'si ile Güzel Bir Röportaj

Müziğe niyet, tiyatroya kısmet

Resim

Biz onu Samanyolu Televizyonunun ilgiyle izlenen ve son zamanlarda reytinglerde üst sıralarda yer alan Farklı Desenler dizisindeki FERİDE rolüyle tanıdık.

Sınırsız sabrı ve iyi niyetiyle izleyenlere bazen “bu kadar da olmaz “ dedirtti , bazen de iyi niyetiyle kendimizi sorgulamamıza neden oldu. Her türlü zor durumdan azimle kurtulmayı başaran ama her defasında da bir yenisiyle karşılaşan Feride’nin umudu izleyenlere de umut oldu. 


Oyuncu GÖZDE BAŞARAN’ı Kadının Gazetesi takipçilerine daha yakından tanıtmak istedik ve başladık söyleşimize…. 


Sanatla buluşmanız nasıl oldu? 

-İstanbul Avni Akyol Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi müzik bölümünde okuyordum. Piyano ve şan. Lisede müzik okuyordum niyetim üniversitede de müzikle devam etmekti. Sonra okulun tiyatro klubüne gidince tiyatroya sevdalandım ve tiyatro okumaya karar verdim. Ailem de destek oldu. Zaten her kararımda beni desteklerler. Aslında müziğe çok emek vermiştim ama bir anda tiyatroda buldum kendimi. 2-3 yıl okuldaki tiyatrolarda oynadım. Sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı tiyatro bölümünü kazandım. 2001’ de girdim, 2005’te mezun oldum. Sanat yolculuğum böyle başladı. 

Tiyatrodaki ilk deneyiminiz hangi oyunla oldu? 

- Kartal Sanat Tiyatrosu’nda ‘Papaz Kaçtı’ adlı bir oyunumuz vardı. Henüz 18 yaşındaydım ve amatör bir tiyatroydu bu. Aslında ilk tiyatro deneyimim okulda oldu. Yarışmalara katılırdık hep. ‘Keşanlı Ali Destanı’nda Madam Olga rolü ilk deneyimimdi. 15 yaşındaydım. Zaten hep sanatın içindeydim. 13 yaşımdan beri piyano çalıyordum. Ama tiyatrodaki ilk deneyimlerim bunlarla oldu. 

Kendinize örnek aldığınız, idolünüz diyebileceğiniz biri var mı? 

-Oyuncu pek çok açıdan gözlem yapan biri olmalı. Bu yüzden örnek aldığım kişiler var. Türkiye’de de çok iyi oyuncular ve tiyatrocular var. Oyun Atölyesi’nde oynadım Haluk Bilginer’in tiyatrosu. Onun disiplini ve insani tarafı oyunculuktan önce insanlığın ne kadar önemli olduğunu anlatmıştır bana. Çünkü ne kadar yetenekli olursanız olun, yetenek de çalışmayla geliştirilebilen bir şey, küçük bir yetenekle çok çalışarak bir şeyler yapılabilir ama büyük bir dahide çalışkanlık yoksa ve insani yönden kendini geliştirmemişse o yeteneği bir gün kaybolur gider. Bunlar her meslekte olduğu gibi oyunculukta da önemli. Zaten işimiz insan, insanı insanla anlatıyoruz. Hep kendine ait bir yolculuk oyunculuk. 

Televizyon oyunculuğuna geçişiniz nasıl oldu? 

- Daha önce televizyon deneyimlerim oldu ancak en uzun soluklusu ‘Farklı Desenler’ olduğu için buradaki rolümle daha iyi tanındım. 2005 yılında mezun olur olmaz Maki adlı bir projede yer aldım. Show Tv’ de Hakan Gürtop’un yönettiği 8 bölüm yayınlanan bir diziydi bu. Daha sonra ATV’de’ Aman Annem Duymasın’da rol aldım. Fox’a da ‘Aşksın Sen’ diye bir proje yaptık. Ama televizyonculuk faklı bir mecra. Reytingi düşük olunca diziler hemen yayından kalkabiliyor. Bu yüzden çok uzun olmadı bu işler. Şu anda Farklı Desenler’ in 3. Sezonundayız. 

Farklı Desenler’deki Feride karakteriyle örtüşen yanlarınız var mı veya zıtlıklarınız? 

- Tabii ki var. Onu oynarken ondan örnek aldığım şeyler de oldu. Feride, çok sakin şefkatli biri. Ama tabii ki hayatın içinde yaşadıklarıyla ilgili kırgınlıkları, kızgınlıkları ve öfkeleri var. Mümkün mertebe bunları halletmeye çalışıyor. Örnek aldığım yönü onun sakinliği aslında. Kendim de sakin bir insanım. Bu konuda benziyoruz Feride’yle. 
Onun sabrı kadar da sabrınız var mı? 

- Yoktur herhalde. O yaşananları yaşamadan çok büyük de konuşmak istemem. Kendisi dramanın merkezinde olduğu için olaydan başı kurtulmuyor. Gerçek hayatta bilmiyorum böyle bir şey var mı ama çok fazla acı yaşıyor ve onlara karşı metanetli duruşu takdire şayan. Onun anaç ve toplayıcı birleştirici bir hali var. Bu da şu zamanda gerek bireysel gerekse toplumsal hayatta geliştirmemiz gereken özellikler. Barışçı, bireysel olmayan bir yönü var.

Bir de olaylara hep iyi niyetle bakabilen bir yönü var değil mi? 

-O kadar doğru bir şey söylediniz ki. Hayat çok enteresan. Şu kapıdan çıktığınızda başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Önemli olan meseleye ne kadar pozitif ve iyi niyetle bakabilmemiz. Çünkü her şey geçici. O çok üzülüp yasını tuttuğunuz şeyler de geçecek. 


Oyunculukta kendinize ait kurallarınız var mı? Senaryoda ne varsa oynar mısınız ya da seçici davranır mısınız? Yani “Her şey sanat için” der misiniz? 
-Keşke her şey sanat için olsa ama bence içinde bulunduğumuz topluma da bakmak gerekiyor. Nasıl bir toplumda yaşadığınız önemli. Bu yüzden sanat için her şeyi yaparım demiyorum açıkçası. Ama tabii ki belli bir estetik ölçüsünde, o senaryoda şartsa ve bu bir amaca hizmet ediyorsa yapılmalıdır. Ama gerçekten doğru bir noktadaysa. Sadece olmuş olması için değil yani. Bazen sırf böyle bir şey çekilmiş olsun diye bazı sahneler yer alıyor, bunları toplumun çok kaldırdığını düşünmüyorum. Bu toplumda yaşıyoruz. Yarın ne olup biteceğini bilemeyiz, yine bu toplumda yaşayacağız. Dolayısıyla her şeyin belli ölçüler içinde olması gerektiğini düşünüyorum. 

Hayalinizde yer almak istediğiniz bir proje, bir oyun ya da bir rol var mı? 

- Bir müzikalde oynamak isterdim. Keşke müzikal sektörü biraz daha gelişse. Şu an dizi bütün vaktimi alıyor ama dizi biterse bu konuyu araştırıp bir müzikalde sahne almak istiyorum. 
Müziğe olan ilginiz devam ediyor mu? Hala piyano çalıyor musunuz? 

-Piyanoyu kendi kendime çalıyorum. Müzik her insanın hayatında olması gereken bir şey. Her insanın bir enstrüman çalması, ya da konserlere gidip kulağını geliştirmesi gerekiyor. Bu onun olaylara bakışını çok değiştiriyor. Özellikle çocukların bir enstrüman çalması çok güzel bir şey. İlla ki bir piyanist veya keman virtüözü olacak diye bir şey yok. Ama çocuğun enstrümanla ilişkisi onu bambaşka yerlere götürür. 

Evet, çocukların sanatın herhangi bir dalıyla uğraşması onların ruhlarını eğitiyor ve daha duyarlı, daha naif insanlar olmasını sağlıyor bence de. Hem de vaktini sağda solda, boşuna geçirmemiş olur. Hem kendi ruhunu eğitir, hem de duyarlı bir insan olarak başkalarına faydalı olur. 

-Kesinlikle, kesinlikle duyarlılığı gelişmiş gençlere çok ihtiyacımız var. Özellikle şu zamanda yaşadığımız toplumda en önemli konulardan biri bu. Çocukların duyarlılığının artması için her nasıl eğitmek gerekiyorsa öyle eğitmek gerek . 

Gün içinde olmazsa olmazınız, yani yapmadığınızda rahatlayamadığınız bir alışkanlığınız var mı? 

-Mutlaka kendimi rahatlatmak için yaptığım özel şeylerim var. Olumlu niyetlerde bulunmak ve dua etmek insanı çok rahatlatan bir şey. Bunu illa bir dinin kisvesine büründürmeye de gerek yok, herkes içinden nasıl gerekiyorsa öyle o günü olumlamalı bence. O gün için iyi niyetlerde bulunmak ya da dua etmek her gün kendim ve yakınlarım için yapmaya çalıştığım bir şey. Spor yapmaya çalışıyorum. Son zamanlarda yoga da yapıyorum. 
Evlilik hakkında ne düşünüyorsunuz? Evlenip çoluk-çocuğa karışmayı ister misiniz? 

-Tabii ki isterim, evlenip çocuklarım olsun. Ama önemli olan kalpten ruhtan biriyle birleşmek. Tabii ki fiziksel olarak da hayat standardı olarak da anlaşmak önemli. Hepsinde bir kritik seviye tutturduktan sonra bir çift gözle buluşmak benim için çok kıymetli olur, ancak öyle olursa evlilik güzel olur. Kısmet 

Allah hakkınızda en hayırlı olanı karşınıza çıkarsın inşallah, teşekkür ediyoruz bize zaman ayırdığınız için. 

-Ben de teşekkür ederim. 


Kaynak: http://kadiningazetesi.com/haberler/muz ... et/36861/2

Farklı Desenler'in Feride'si ile Güzel Bir Röportaj

30 Eylül 2012 Pazar

Mert Kılıç ile Keyifli Bir Söyleşi

Cem Yılmaz bir dramada oynayamaz!

Resim

'Şefkat Tepe' isimli diziyle beğeni toplayan başarılı oyuncu Mert Kılıç, "Bir aktör hem komedi, hem drama yapamaz. Bakın Cem Yılmaz'a, dram filminde bile komik! Çünkü oyuncu, ilk önce görüntüsünü satar. Bu her yerde böyle" diyor

Samanyolu TV kanalında geçen sezondan beri devam eden 'Şefkat Tepe' adlı dizide 'Serdar Komutan' rolünü canlandıran Mert Kılıç, oyunculuğuyla dikkat çekiyor. Oyunculuğa Best Model seçildikten sonra başlayan Kılıç, kendisiyle ilgili bilinmeyenleri anlattı. 

Sizi tanıyabilir miyiz?

1976 Ankara doğumluyum. Aslen Amasyalıyım. Yaklaşık 7-8 yıllık profesyonel sporculuk hayatım var. Sonrasında Best Model yarışmasında 'Best Fotomodel' seçildikten sonra dikkatleri çektim ve oyunculuğa böylece giriş yapmış oldum. Erler Film'den Türker İnanoğlu'nun teklifi üzerine başrolünde Fatma Girik'in oynadığı 'Gurbet Kadını' isimli dizide 'Ökkeş' karakteri ile oyunculuk hayatıma başladım. Şu anda Güneydoğu'da teröristlere karşı savaşan bir askerin yaşadığı dramı konu alan 'Şefkat Tepe' isimli dizide rol alıyorum. 

TEHDİT YOK! 

Günümüzde terör olaylarının arttığını da düşünürsek çok bıçaksırtı bir hikaye. Bu role nasıl hazırlandınız?
Her gün zaten hikayeleri izliyoruz. Ben Güneydoğu bölgesinde yaşadım. O bölgeyi çok iyi biliyorum. Okumak ve gözlemlemek çok önemli. 

'Şefkat Tepe' çok izleniliyor. Geçtiğimiz yıl tehdit aldığınızı duydum; doğru mu? 

Yapımcımızdan direkt böyle bir şey gelmedi ama bizim 'Şefkat Tepe'den önce bir işimiz daha vardı; 'Tek Türkiye' diye... Oraya ufak çaplı bir baskın olduğunu duymuştum ama bizim işte böyle bir şeyle karşılaşmadım. 

GÖRÜNTÜ UYMALI! 

Ruhunuza ve bedeninize uzak bir karakteri oynayabilir misiniz? 

Önce şunu söyleyeyim; herkes her şeyi oynayacak diye bir şey yok! Bir aktör hem komedi, hem darama yapamaz. Bakın Cem Yılmaz'a, dram filminde bile komik! Çünkü biz onu komik olarak algıladık. Biz, görsel bir iş yapıyor ve öncelikle görüntümüzü satıyoruz. Görüntüyle rolün uyması şart! Ancak bu uyum sağlanırsa izleyicinin hoşuna gidiyor. 'Jim Carrey niye komedi çekiyor?' ya da 'Al Pacino niye dramada oynuyor?' Hep bu yüzden. Bence oyuncu görüntüsünün farkında olup üstüne uyabilecek karakterler seçmeli. 'Oyuncu her şeyi oynar' diye bir şey yok! 

Rol alacağınız projeyi seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Hikayeyi okuduğum zaman, canlandıracağım karakteri inceliyorum. Bana göre oyunculuk ne oynamak, ne de yalan söylemektir. Oyunculuk, kişinin karakteri kendi doğrularıyla tanımlamasıdır. Bu arada benim babam asker emeklisi ve ben de hep bir asker projesinde yer almayı istemiştim. 'Şefkat Tepe', bu yönüyle de bana çok yakın geldi ve bu projeyi hemen kabul ettim. 

OYUNCULUK İÇİN İÇ GÜDÜ ŞART! 

Dizide bir askeri oynuyorsunuz. Role hazırlanırken ekstra bir şey yaptınız mı? 

Ben bedenini çok iyi tanıyan biriyim. Ayrıca içgüdülerim de kuvvetli. Oyunculuk bence içgüdüyle yapılan bir iş. Özel hayatımda sporu da seven biriyim; squash oynuyorum. Rolüme hazırlanırken ekstra bir şey yapmadım.

KIVANÇ'LA AYNI YARIŞMADAYDIK!

Kıvanç Tatlıtuğ da Best Model Yarışması'ndan çıktı ve oyuncu oldu. Onunla görüşüyor musunuz? 

Kıvanç'la aynı yarışmadaydık zaten ama o oyunculuktan çok uzaktı. O birinci oldu, ben dördüncü oldum ama o dönem çok görüştük. Sonra Kıvanç, Fransa'ya gitti; aklında oyuncu olmak vardı ama nasıl olacağına bilemiyordu. Hâlâ karşılaştığımız zaman konuşuruz ama arayıp sormayız birbirimizi... 'Gümüş' dizisi için görüşmeye beraber gittik ama onu seçtiler. O zaman Kıvanç, sarışın uzun saçlıydı. Sonra Kıvanç'ın saçlarını boyadılar ve böylece oyunculuğa başladı.

SEKTÖRDEKİLERLE SAMİMİ DEĞİLİM!

Oyuncular arasında çok arkadaşınız var mı? 

Benim sektördeki insanlarla çok samimiyetim yok ama hepsini de çok iyi tanırım. Dışarıdan her şey çok farklı gözüküyor, işin içine girildiği zaman farklı. Ben kendimi bu piyasadan uzak tutmak, iğrençliklerin içerisinde olmamak istedim. 

Askerlik yapmadığı halde askeri canlandıran, hatta ödül alan oyuncular var. Siz bu durumu nasıl karşılıyorsunuz? 

Ödüllere baktığınız zaman tamamen ilişkilerle alakalı. Amerika'da böyle işlemiyor; sadece yakışıklı diye adama ödül vermiyorlar.

Mert Kılıç ile Keyifli Bir Söyleşi

12 Eylül 2012 Çarşamba

Küçük Kıyamet - Melih Sezgin Röportajı

Melih Sezgin, çok yakında Samanyolu Tv ekranlarında başlayacak 
olan Küçük Kıyamet ile ilgili merak edilenleri, Kehkeşan'a anlattı.


Samanyolu Televizyonu, görsel efektlerin ve animasyon sahnelerinin profesyonel bir 
ekip tarafından hazırlandığı, farklı senaryosu ve kurgusuyla izleyenleri ekran başına 
kilitleyecek yepyeni bir dizi için hazırlıklarını sürdürüyor. Dizinin yapımcılığını Beşinci Boyut, 
4. Osman, Hakkını Helal Et ve Yağmurdan Sonra gibi dizilerden tanıdığımız Melih Sezgin üstlendi.


Samanyolu izleyicileri önümüzdeki aylarda farklı bir diziyle tanışacaklar. 
İsmi manidar; Küçük Kıyamet... Nedir Küçük Kıyamet, biraz anlatır mısınız?


Küçük Kıyamet, aslen insanın ölümünü temsil ediyor. Dizimize gelince; formata göre her bölümün başında,
haberci ismindeki kahramanımız hayata sımsıkı bağlanmış olan bir karaktere giderek çok az ömrünün 
kaldığını söyler. Sayılı günlerinin kaldığına inandırmak için de farklı argümanlar kullanır. Belki bir detay,
belki bir manevi işaret... Bundan sonrası gayet reel işliyor aslında. Yani yakında öleceğini öğrenen bir 
insan nasıl davranır, neler yapar? Varsa şayet, üzerinde hakkı olan insanlarla helalleşir, yarım kalan 
işlerini tamamlamaya çalışır; dünyalık ya da ahirete bakan işleri kastediyoruz burada. Karakterimiz, 
habercinin dediği gibi vefat ettiğinde ise; izleyici, dizinin üçte ikilik sürecini görmüş oluyor. Öldüğünde 
ise, temsili olarak kabir hayatını göreceğiz. Zira ödeyemediği haklar var. Bu kez en yakınlarından birinin
rüyasına girerek helalleşme sürecini tamamlamaya çalışıyor. Ki cennete gidebilsin. O kabirde azap 
görürken, dünyada kalan bir yakını da onun kurtulması için yarım kalan işlerini tamamlamaya çalışıyor. 
Bölüm finalimizde ise umutsuzluğa yer yok. Kalan haklar ödeniyor ve mutlu sonla bitiyor.

Dizide tam olarak neyi anlatmak istiyorsunuz?

"Ölmeden önce ölünüz." hadis-i şerifini referans alıyoruz aslında. Reelde kimse bize gelip 
öleceğimizi söylemez belki ama kainattaki her şey, er ya da geç bir gün öleceğimizi haykırır.
İnsanı ötede kurtuluşa götürecek şeyler bırakmak gerekir. Bunlar; sadaka-i cariye,
haksız yaşamak, hayırlı evlat gibi fiiller, amel aslında kapanmayan defterlerdir.

Proje ne aşamada?

Bunun üç sac ayağı var tabi. İlki senaryo, ki çalışmalar son hızla ve gereken titizlikte sürüyor.
İkinci olarak haliyle ortada resmedilmeye çalışılan bir manzara var, bu da animasyon ayağını gerekli 
kılıyor. Bunu yurtdışında yaptırıyoruz, gayet profesyonel, işinin ehli insanlarla çalışıyoruz. Çekim 
ayağına gelince, Kartal'da bir eternit fabrikasını platoya çevirdik, çekimler için orayı kullanacağız.

Cast nasıl gidiyor?

Zaten bölümlük hikayelerden müteşekkil olacak senaryomuz... 
Bu da castın haftalık yapılmasını gerektiriyor. 
Sabit bir karakterimiz var ve bunun için görüşmelerimiz devam ediyor...

Peki, biz Küçük Kıyamet'i neden izlemeliyiz?

Az önce belirttiğim gibi, "Her insan ölümü tadacaktır" gerçeğinden hareketle, esas aleme 
meyilli yaşamak gerek. Hani "yarın ölecekmiş gibi bu ahiret için,hiç ölmeyecek gibi öbür 
dünya için çalışın" diye bir söz var. Yani burada, dünyaiçin çalışırken öbür tarafı ihmal etmemek 
gerçeğini -başta bizim- yüzümüzeçarpıyor. Aslında haberci, hepimize geliyor. Bilebilirsek, 
ölüm hepimize aynı yakınlıkta ve uzaklıkta aslında... Bir de bu, Türkiye'de ilk defa ahireti 
anlatmayaçalışan bir proje. İçinde cennet ve cehennemin resmedildiği bir proje ilk kez 
deneniyor.Bu konuda "iddialıyız" diyemeyiz ama Samanyolu dizileri içinde ölümün ötesine 
geçildidiyebiliriz. Seyircinin seveceğini umut ediyorum. Metafizik öğeler ve kahramanlar 
var. Elbette sübjektif bir bakış. Fakat şunu bilin ki, mümkün olduğu kadar dini kaynaklara
sadık kalarak, bir hayal gücü ortaya koyduk. 

Senaryo gerçekten yaşanmış hikayelerden mi seçiliyor?

Evet, izleyicilerimizin birebir yaşadığı hikayelerden yola çıkarak yazıyoruz senaryolarımızı.

Yapım aşamasında sizi en çok zorlayan ne oldu?

Animasyon kısmı biraz zorladı bizi. Animatörlere ne istediğimizi anlatırken zorlandık
haliyle. Çünkü varlığına inandığımız ama görmediğimiz bir boyutu resmediyoruz.
Lakin azimle ilerliyoruz.

Seyircilerimiz Küçük Kıyamet'le ne zaman tanışacak?

Süreci kısaltmak ve en kısa zamanda buluşmayı gerçekleştirmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Resim

Küçük Kıyamet

16 Nisan 2012 Pazartesi

Biz, İzleyicimizin Kıymetlisiyiz!

Kurumsal İletişim Birimi Direktörü Akın Emre Karagülle: "Biz, İzleyicimizin Kıymetlisiyiz!"

Resim

Samanyolu Yayın Grubu'nun Kurumsal İletişim Birimi'nde heyecanlı günler yaşanıyor.
Birimin yeni direktörü Akın Emre Karagülle ile grubun yeni dönem 
hedefleri ve projeleriyle kurum içinde yapılacak değişiklikleri konuştuk.


Öncelikle sizi tanıyalım. Akın Emre Karagülle kimdir?

İzmirliyim, 1998 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra ulusal yayın yapan bir 
radyo kanalında Radyo Programcısı olarak görev yaptım. 2000 yılında ABD'de, 
Georgian Court Üniversitesi'nde MBA (Master of Business Administration)
yüksek lisansı yaptım. New York Üniversitesi (NYU) Sinema okulunu bitirdikten 
sonra senaryosunu kendi yazdığım kısa bir filmde yönetmenlik de yaptım. 
2007 yılında Türkiye'ye döndüm ve Samanyolu Haber Televizyonu Dış Haberler'de 
simültane çevirmen olarak çalışmaya başladım. Madeleine Allbright'tan, 
Laricani'ye dek pek çok önemli yabancı devlet adamı ile röportajlar yaptım.

Kurumsal İletişim ve Marka Pazarlama Direktörlüğü ne yapar?

Kabaca ifade etmek gerekirse, Kurumsal İletişim Direktörü, izleyiciler ve diğer kurumlar ile
sağlıklı iletişim kanalları kurup yönetirken, Marka Direktörü ise kurumun marka değerini
arttırmak için yapılması gerekenleri koordine eder. Biz kurum olarak, bu iki birimi, birbiri ile
çok yakın dirsek temasıyla birleştirmeyi tercih ettik. Başlıklar halinde bize bağlı birimleri;
Ar-Ge, sosyal medya, fuar tanıtım, sosyal sorumluluk projeleri, eğitimler, kurumsal web siteleri,
halkla ilişkiler, kurumsal geziler ve Kehkeşan Dergi olarak sıralayabiliriz.

Yeni görevinizde öncelikle neler yapmayı planlıyorsunuz?

Ekip arkadaşlarımızla yaptığımız çalışmalarda parolamız heyecan ve inovasyon oldu.
Birkaçından bahsetmek gerekecek olursa, ilk olarak halkımızın nezdinde markamızın 
değeri ve bizden beklentilerini tespit etmek üzere profesyonel bir kamuoyu araştırması
yapma yoluna gittik. Bu bağlamda bir anket hazırlayarak izleyicilerimizden bizi anlatmaları,
birinci kaynaktan beklentilerini iletmelerini sağladık. Bu verileri depolayarak yapımcı,
yönetmen ve yöneticilerin kullanımına açarsak halkın nabzını birebir tutmayı hedefledik.
Yine Sosyal Medya'da eğlence dünyası ve izleyici etkileşimi üzerinde etkisi yadsınamaz. 
Bundan hareketle, bir sosyal medya birimi kurarak tüm TV, radyo, dergi ve dijital 
yayınlarımızın sosyal medya hesaplarını profesyonel olarak yönetme yoluna gittik.
Bunların yanı sıra, araştırma geliştirme ve reyting analizini birimimizde kullanmak üzere,
iş verimini arttırmak için ciddi maliyetleri göze alarak profesyonel bir iş zekası programı
kullanmayı planlıyoruz. Bu programı uyarlayarak asıl görev alanımız olan proje üretme
kısmına daha fazla zaman ayırabileceğiz. Yayın grubumuzun sorumlu olduğumuz kurumsal
sitelerine Türkçe'nin yanı sıra İngilizce, Rusça, Arapça ve Kürtçe seçeneklerini de ekleyerek
daha geniş bir yelpazeye eriştireceğiz.

Samanyolu Yayın Grubu'nun farkı nedir?

Biz, izleyicilerimizin kıymetlisiyiz. Zira biz öyle bir kanalız ki, rejimizdeki bir K.J operatörü
bir harfi yanlış girse anında telefonlar çalar, en ufak bir hatada izleyicilerimiz "Başka kanal
olsa umursamam ama..." ile başlayan cümleler kurarak tepkilerini dile getirirler. Onlar için
kar amacı güden bir televizyon kanalından ziyade mahalleden bir komşu, ağabey için küçük
kardeş ya da öğretmenlerin en çok üzerine titrediği talebe gibiyiz. İşte bizi diğer kanallardan
ya da medya kuruluşlarından farklı kılan bu durumun omuzlarımıza yüklenmesidir.

Gelecekteki projelerle ilgili paylaşabileceğiniz haberler var mı?

Şu sıralar üzerinde en çok durduğumuz projemiz yeni binamız. Uzun zamandır başta
Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Sayın Hidayet Karaca Bey'in sürdürdüğü çalışmalar 
neticesinde yeni merkezimizin inşaat çalışmaları başladı. Yine Anadolu yakasında, 
Ümraniye'de Samanyolu markasına yakışır bir şekilde en son teknoloji kullanılarak
yapılacak binamız iddia ediyoruz ki rakipleri arasında da parmakla gösterilecek kalitede
olacak. Yeni merkezimiz 10 katı yer altında, 12 katı yer üstünde olmak üzere toplam
22 kattan oluşacak. 12 adet TV ve 6 adet radyo yayını yapabilecek bir alt yapıya sahip
olacağız. Yeni yayın döneminde ekrana gelecek projeler konusunda ise maalesef şu an
bilgi vermem mümkün değil fakat dijital yayıncılıkta da oldukça iddialı olduğumuzu söyleyebilirim.

Samanyolu markasının Türk halkı nezdinde çok farklı bir yeri var.
Bu markaya dair projeleriniz olacak mı?


Olmaz mı? Hatta o kadar çok projemiz var ki, heyecanımızdan geceleri sabahı zor ediyoruz.
Şaka bir yana, birim olarak yeni vizyonumuzu yayına yansıtma adına yaptığımız çalışmalarımız var.
Bunların bazılarından henüz bahsetmem doğru olmaz ancak izleyicimizi her zaman 
odak noktasında tutacağımızı söyleyebilirim. Öyle ki, çok yakın bir zamandan itibaren 
"Samanyolu İzleyici Buluşmaları" adı altında düzenleyeceğimiz etkinliklerimiz olacak.

Grubumuz, yeni trendleri takip için ne yapıyor?

Dünyada, çapında yayıncılığın nabzını tutan fuarların yanı sıra, sektörün önde gelen temsilcilerini
de mercek altına alarak kurduğumuz ekiplerle etüd ediyoruz. Yeni binaya yetişmesini hedeflediğimiz
ve tüm yayın grubunu kapsayacak sistem otomasyonu çalışmamız ise tüm hızıyla sürüyor.

Dijital platformlar ve sosyal medyada ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Sosyal medya konusunda kurduğumuz ekibin yanı sıra profesyonel bir ajansla çalışıyoruz.
İzleyicilerimize soğuk ve sadece bilgilendiren mesajlar ulaştırmaktan ziyade, onlarla 
sıcak bir iletişim kurmayı hedefliyoruz. Dijital yayınlarımızda ise mevcut platformların 
dışında yeni uygulamalar üzerinden izleyicilerimize ulaşmaya dönük projelerimiz var.

Eklemek istedikleriniz?

Aslında çok sesli olarak dile getirilmese de bazı çevrelerde Samanyolu markasına karşı
anlamlandıramadığımız bir önyargı ve dirençle karşılaştığımız bir sır değil. Söylemek istediğim şu: 
Lütfen bize bir şans verin. Seveceğinize, en azından çok da farklı olmadığımızı göreceğinize eminim.

Kehkeşan - Nisan 2012


Biz, İzleyicimizin Kıymetlisiyiz!
Resim Resim