3 Haziran 2011 Cuma

Yine Bir Üç Aylar Yeni Bir Fırsat

Bereket dolu üç aylara ulaştık. Mübarek gecelerin taçlandırdığı kutlu zaman dilimi, bütün seneyi manevi iklimde geçirmek ve tazelenmek için en güzel fırsat. 
Bu vakitlerde dualar geri çevrilmiyor, mağfiret kapıları sonuna kadar açılıyor, ibadet sevapları bir iken binlere ulaşıyor.

ündelik hayatımızın telaşı içinde farkında olmadan dünyalık meselelere dalıp farklı hedeflere doğru kayıp gidiyoruz. Sorumluluklarımızı satır satır yazmasak da hafızamızda şekillendiriyoruz. Çoğu zaman bedenimizi doyururken, ruhumuzu aç ve susuz bırakıyoruz. Hemen hepimizin derdi, 'yapılacak iş çok, zaman yok.' Oysa içinde bulunduğumuz zaman dilimi, ahireti kazanma yolunda engelleri çoğaltıyor, kendimizi kaybettiriyor adeta. Söz konusu engeller aslında birer imtihan, çoğu zaman dünyaya asıl geliş gayemizi unutturuyor.

Şimdi hayatımızı olumlu yönde değiştirmeye gayret etmenin tam zamanı. Rabb'imiz, asıl gayemize ulaşabilmek için kutlu zaman dilimi üç ayları fırsat olarak sunuyor. Af ve mağfiretini, nimetlerini sağanak sağanak yağdırıyor.

Peygamber Efendimiz'in (sas) Mek-ke'den Medine'ye hicretini başlangıç olarak alan ay takvimine göre "Recep, Şaban ve Ramazan" ayları, sürpriz feyiz ve bereketlerle dopdolu. Üstelik bu aylarda bulunan Regâib, Mi'râç, Berât ve Kadir geceleri, maddi ölçüyle değerlendirilmeyecek kadar ilahi ikramlarla donatılmış. Gerçek şu ki, biraz gayret, dua ve samimiyetle bu gün ve gecelerin feyzinden yararlanabilmekle, pek çok eksiğimizi telafi edebilir ve kulluk vazifelerimizi yerine getirebiliriz.

Huzur ve bereket mevsimi

Allah (cc), bazı insanları ve mekânları diğerlerinden, bazı günleri diğer günlerden ve bazı ayları da diğer aylardan daha faziletli kılmış. Mesela peygamberler diğer insanlardan daha faziletli. Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve Mescid-i Nebevî diğer mescitlerden daha kutsal. Cuma, günler arasında en özeli, çünkü Müslümanların bayram günü. Aynı bu şekilde üç aylar diye nitelendirdiğimiz Recep, Şaban veRamazanayları da diğer aylardan daha hayırlı. Rasûlullah (sas) bir hadis-i şerifinde; "Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır." buyurmuş. Ayrıca Peygamber Efendimiz, Recep ayı girince, "Allah'ım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl! Bizi Ramazan'a ulaştır." diye dua edermiş.

Sair vakitlerde hayır ve hasenata on sevap veriliyorsa; Recep, Şaban ve Ramazan aylarında kat kat fazla sevap veriliyor. Mesela başka zamanlarda okunan bir Kur'an harfi için on sevap yazılırken Recep ayında yüz. Şaban'da üç yüzü aşıyor. Ramazan'da bine çıkarken, Kadir gecesinde de otuz bine ulaşıyor. Düşünürsek, bu mübarek vakitlerin ahiret ticaretinde ne derece kıymetli bir fırsat olduğunu anlayabiliriz.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Davut Aydüz, üç aylardan istifade etmemiz gerektiğini ifade ediyor. Aydüz'e göre, bu mübarek aylarda Allah'a yakınlaşmanın püf noktaları var: Ahirete yönelik amellerini diğer vakitlere nispetle arttırmak, nafile ve kaza namazı kılmak, nafile oruç tutmak, daha fazla dua etmek, zikretmek, tövbe ve istiğfarda bulunmak, Kur'an ikliminde bulunmak, hayırlı ilme yönelmek, yetim, kimsesiz, fakir ve yoksullara daha fazla yardım etmek.

Semaya kalkan el boş çevrilmiyor

Mübarek gün ve geceler Recep, Şaban ve Ramazan'ın önemini daha da artırıyor. Regâib gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine; Mi'râç gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine; Berât gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine, Kadir gecesi ise kuvvetli rivayetle Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastlıyor. Regâib ve Mi'râç geceleri Recep ayını; Berât gecesi Şaban ayını; Kadir gecesi ise Ramazan ayını taçlandırmış, bereket ve rahmetini zirveye taşımış.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Dr. Vehbi Karakaş, üç ayların rahmetinden istifade etmenin yolunun mübarek geceler hürmetine kabul edileceğimize yürekten inanarak tövbe etmekten geçtiğini hatırlatıyor. Karakaş'a göre bu mübarek zaman dilimlerini fırsat bilerek, günahlara veda edip, Allah'a dönmek birinci vazifemiz. Sonrasında Kur'an'ı okuyup anlamak ve yaşamak için çaba göstermemiz gerekiyor.

Uç ayların, insanî özelliklerin olgunlaşmasında rolü büyük. Zira mübarek gecelerin rahmetinden istifade yolunu tutan kişi, Ramazan ayında her türlü kötülükten kendini uzak tutuyor. Nihayet Kadir gecesinde ibadetleri ve tövbesiyle manevî hazza ulaşabiliyor.

Efendimiz döneminde 'üç aylar'...

Hz. Peygamber'in (sas) devrinde her Müslüman beş vakit namazı eksiksiz ve mümkün mertebe camide, değilse başka mekânlarda cemaatle kılarlarmış.Selçuk Üniversitesiİlahiyat Fakültesi'nde Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Efendimiz ve ashabının yaşantısını anlatıyor: "Onlar sadece belli geceleri kutlayan Müslümanlar değildi. Her yerde, her zaman Kur'an ve sünnetin ölçüleriyle oturup kalkan, her geceyi mübarek bilen Müslümanlardı. Ahlak ve takva onlara hâkim olmuştu." Altıntaş, üç aylarda Hz. Peygamber'in ve ashabının oruç, namaz, istiğfar, zikir, itikâf, sadaka ve zekât gibi ibadetlerde yoğunlaştığını, yaşantımızda o devri örnek almamız gerektiğini ifade ediyor.

Pazartesi ve perşembenin hikmeti


Oruç, kulluğu hatırlatan, insanı yüceltip Allah'a yaklaştıran ibadetlerden biri. Üç ayların feyzinden istifade edebilmek için belirli günlerde nafile oruç tutmak gergkiyor. İlahiyatçılara göre; üç ayların tamamını peş peşe oruçlu geçirmek sünnette olmayan, uydurulmuş bir davranış biçimi. Sünnet olduğunu düşünerek bunu yapmak, oruç aylarını bir bakıma üçe çıkarmak doğru değil, bazı günlerinde oruç tutmak çok daha faziletli. Pazartesi ve perşembe günleri tercih edilebilir. Buhârî ve Müslim başta olmak üzere çoğu hadis kitaplarında yer alan hadise göre, Âişe annemiz, Rasûlullah'ın (sas) Ramazan dışında bir ayı tam olarak oruçlu geçirdiğini görmediğini ancak Şaban ayında başka aylarda tutmadığı kadar nafile oruç tuttuğuna şahit olduğunu belirtmiş.

Rivayetlerden pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğunu ve bu günlerde oruç tutmanın gerekçelerini öğreniyoruz. Bir rivayete göre kendisine pazartesi günü oruç tutmanın neden faziletli olduğu sorulduğunda: "O gün dünyaya geldiğim ve peygamber olduğum gündür." buyurur. Bir başka rivayete göre; pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah'a arz olunur, bu nedenle Efendimiz bu günlerde oruçlu olup amellerinin arz olunmasını istemiş. Ayrıca Hz. Âişe validemiz Efendimiz'in pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya özen gösterdiğini söylemiştir. Bütün rivayetleri hikmet bağlamında değerlendirecek olursak; bu günler Hz. Peygamber'in büyük doğumunun gerçekleştiği ve kendisine 'Risalet' görevinin verildiği bir gün olması açısından önemli. Bizi sorumlu tuttuğu amellerin O'na arz edildiği bu iki günde oruçlu olmak, amellerimizin kabul edilmesine bir vesile olabilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar bu iki günü oruçlu geçirmek, alışkanlık haline getirilmeli. 

Üç ayları nasıl değerlendirmeliyiz?


Üç aylar, kulluğunuzu gözden geçirmek için iyi bir fırsat olabilir. Öncelikle manevi hayatınızdaki eksiklerinize dair bir liste oluşturun. Hatalarınız için affedileceğinize dair tam bir imanla tövbe istiğfar edin.

Üzerinizde kul hakkı varsa ve maddî bir şeyse onları sahiplerine hayattaysa teslim edin. Değilse, onlar adına hayır hasenat yapmayı hedefleyin.

Kuran iklimine girebilmek için her gün az da olsa düzenli Kur'an-ı Kerim okuyun. Kur'an'dan bir bölümü mealiyle birlikte okumayı alışkanlık haline getirin. Kur'an okumayı bilmiyorsanız, yaşınız ne olursa olsun öğrenmeye karar verip başlayın. Her harfe ayrı, kat kat sevap yazıldığını düşünerek bilmediğiniz sureleri ezberleyin.

Hz. Peygamber'in yaşantısını, O'nu anlatan kitaplardan okuyun. Gün içerisinde bazı sünnetleri uygulamaya çalışıp, sünnetlere bağlılığınızı artırmaya gayret gösterin.

Namaz ibadetinin olmadığı bir hayatın karanlık ve ölü olduğunu hatırlayıp kusursuz namaz kılmaya gayret edin. Bu hususta zorlanıyorsanız namazı anlatan kitaplardan istifade edin.

Fakir, öksüz ve yetimlerle gönül köprüleri kurmaya çalışın. Zekât ve sadaka ibadetini ihmal etmeyin.

Teheccüd namazını ve diğer nafile ibadetleri çocuklarınızla birlikte artırın.

İmkân ve vaktiniz olduğu ölçüde cami cemaatinin müdavimi olmaya gayret gösterin.

Sıla-ı Rahim (akraba ziyareti), Allah'ın hoşuna giden ibadetlerdendir. Yakın akrabalarınızı, komşularınızı ve dostlarınızı O'nun rızası için ziyaret edin. Bu mübarek günlerde kabir ziyaretinin de çok faziletli olduğunu unutmayın.

Dua, müminin zırhı, Peygamberi-miz'in sünnetidir. Evden çıkarken, eve giderken, yolda, işte, boş zamanlarınızda dua edin. Allah'a şükretmeyi, O'nun isimlerini zikretmeyi, tefekkür etmeyi çokça yapın. Zira Allah, duaya kalkan elleri boş döndürmez.

***

Evde üç aylar atmosferi oluşturabilirsiniz

Üç aylar, geldiğini hissettirir. Mübarek gecelerde bilhassa cuma ve kandil gecelerinde camiler dolup taşar. Radyo ve televizyonda Kuran ve mevlit okunur. Çarşıda kandil simidi satılır. Müminler, kandil gecelerini kutlarken telefonlar kilitlenir. Kadınlar tatlı, helva ve kandil simitleri yapıp komşulara dağıtır. Bütün bunlar toplumda bir bayram havası estirir.

Prof. Dr. Davut Aydüz'e göre, evde de aynı atmosferi oluşturmak gerekiyor. Bunun için, çocuklara küçük yaşlardan itibaren bu mübarek gecelerin önemini anlatabilirsiniz. 'Kandil hediyesi' diye küçük hediyeler alıp onları sevindirmek, üç ayların hatırlarında kalması için ipucu. Dini konularda bilgisi iyi olan kişileri davet edip evde ilim meclisi oluşturabilirsiniz. Çocukların gözü önünde her zamankinden daha fazla Kur'an okur, cemaatle namaz kılar, fakirlere hürmetle sadaka ve zekât verirseniz, doğruyu öğreneceklerdir. Aydüz'e göre, aile fertleri arasında hayırlı işlerde yarışmak, bu çok sevaplı ibadet aylarından istifade etmeye yardımcı olur.



Alıntı

İnsaf Dinin Yarısıdır

Bazen hak, bazen adalet ve bazen de doğruluktan hiç ayrılmama manalarını ifade etmek için kullanılan insaf tabiri, hak iddiasında bulunurken asla başkalarına karşı haksızlık yapmamanın, hatta kendi nefsi için elde etmeyi istediği bir şeyi diğer insanlar için de dilemenin ve gerekirse onlara öncelik tanımanın ve hakkı yerine getirme hususunda ifrat ve tefritten uzak kalarak her zaman dengeli davranmanın unvanıdır.

Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, insafı güzel ahlakın temel unsurları arasında saymış; "Şu üç şey imandandır: Nefsin dürtülerine rağmen insafı elden bırakmamak, selamı herkese yaymak ve darlıkta dahi infakta bulunmak." buyurmuştur. 

Halk arasında hadîs olarak iştihar eden "İnsaf dinin yarısıdır" sözü de, bizzat Allah Resûlü tarafından dile getirilmemiş olsa bile, yine O'nun hak ve adaletle alâkalı mübarek beyanlarının hulâsası mahiyetinde bir kelâm-ı kibârdır. 

İnsan bir meseleyi kendi mantık ve muhakemesine göre belli bir şekilde değerlendirirken bazen ferdî mülahazalarını merkeze oturtup o mevzuya nefis ve cismaniyet açısından nazar edebilir. Bunu yaparken de çoğu zaman yanılabilir, yanlış hükümlere varabilir ve kendisini mutlak haklı sanabilir. Böyle bir durumda, şahsî duygu, düşünce, temayül ve istekleri farklı olduğu halde, insanın -işin aslına vakıf olur olmaz- hakkın yanında yer alması ve nefsine rağmen bir tavır belirlemesi insafın ifadesidir. Her zaman dine saygılı davranma, ahlakı hakperestlik hasletiyle yoğurma, hep doğrunun peşinde bulunma ve nefsânî meyillerin baskısına rağmen vicdanın sesine uyarak hakkı tutup kaldırma insaflı olmanın gereğidir. 

İnsafsız adam, gaddardır, merhametsizdir; su-i zan etmek için her fırsatı kullanır; bir kötülükten dolayı belki onlarca iyiliği görmezlikten gelir ve hüsn-ü zandan hep nasipsiz kalır. İslam ahlakı insaf ve hüsn-ü zannı tavsiye ettiği halde, insafsız adam haksızlığı ve kötü düşünceyi esas alır. Dolayısıyla da, bir bahçedeki tek çürük elmaya takılarak bütün bahçenin çorak ve bozuk olduğu hükmüne varır. Haddizatında, devlet hazinesindeki bir silik para o hazineyi kıymetten düşürmez; fakat, insafsızın nazarında o silik para hükmündeki bir kötü hasletten dolayı insan denen hazine değersiz bir metaya dönüşebilir. 

Bir Hata Onca Hasenâtı Örtmemeli!.. 

Halbuki, Hak katında hasenenin on, seyyienin ise bir sayılması sırrıyla, bir hatâ, onca hasenâta karşı kalbi bulandırmamalıdır. İnsaflı mü'min, her zaman güzel düşünmeye ve iyilikleri görmeye çalışmalı; bir insanı herhangi bir hatasından dolayı hemen ademe mahkum etmemeli ve belki onun bir iyiliğini bütün kötülüklerine keffaret bilmelidir. Mesela; munsif bir dava eri, aynı mefkureye dilbeste olmuş bir kardeşini değerlendirirken, "Falan şu olumsuz işi yaptı; fakat, onun dine ve imana hizmet yolundaki sadâkatini görmezlikten gelemem!" demeli, yol arkadaşına karşı fevkalâde vefalı olmalı ve hep Hakk'ın hatırını âlî tutmalıdır. 

Nitekim, hadis kitaplarında nakledilen şu hâdise mevzuyla alâkalı çok önemli bir esası vurgulamaktadır: Henüz içki, şıra ve şerbeti birbirinden tefrik edemeyen ve bağımlılıktan kurtulamayan bir sahabî, zaman zaman sarhoş olacak kadar mahmurlaşmakta ve her defasında da Resûl-i Ekrem tarafından te'dib edilmektedir. O sahabî, bir gün yine aynı suçtan dolayı Resûlullah'ın huzuruna getirilir. Cemaatten birisi, "Allah'ım şu adama lânet et! Bu kaçıncı defadır aynı günah yüzünden tecziye ediliyor ama bir türlü ıslah olmuyor." diye bedduada bulunur. Bu sözü işiten Şefkat Peygamberi (aleyhissalâtu vesselâm) "Ona lânet etmeyin. Allah'a yemin ederim ki o, Allah'ı ve Resûlü'nü gönülden sevmektedir!" der; "Allah'ım, ona rahmet et ve onun taksiratını bağışla!" şeklinde dua edilmesini emir buyurur. 

Evet, o sahabînin şahsî alâkasına bunca teveccüh gösterildiği nazar-ı itibara alınınca, i'lâ-yı kelimetullahın insana neler kazandıracağı ve Allah'ın adının kalblere nakşedilmesi için gayret gösteren bir insanın hata ve kusurları karşısında nasıl bir tavır takınılması gerektiği hakkında isabetli bir değerlendirme yapılabilir. 

Biz İnsaflı mıyız?!. 

Bazen başka din ve felsefelerin müntesipleri hakkında "Keşke bu insanlar biraz insaflı olsalar da, Kur'an-ı Kerim'e ve Efendimiz'in mesajına da bir baksalar! İnsaf onların da gözlerini açabilir ve farklı yorumlara ulaşmalarına vesile olabilir. Keşke, önyargılarından bir an kurtulsalar da, İslam'ı insafla ele alsalar!" şeklinde bir kısım mülahazalara dalıyor ve muhataplarımızı insafa çağırıyoruz. 

Fakat, onları insaflı olmaya davet ederken acaba insafın bize düşen kısmını hesaba katıyor muyuz? Acaba biz hakkı ve hakikati onlara ne seviyede götürebildik? İnandırıcı ve emniyet telkin edici bir tavır sergileyebildik mi? Onlardaki insaf duygusunu harekete geçirecek keyfiyette bir temsil ortaya koyabildik mi? 

Müslümanlar olarak belki dünyanın pek çok ülkesine gittik; bazı yerlerde hatırı sayılır bir nüfusa da ulaştık. Fakat, o nüfusa denk bir nüfuza sahip olamadık. Çünkü, ekseriyetle dünyevî maksatlara bağlı olarak, bazılarının kapılarında halayık gibi çalıştık. Efendilerin kapıkullarını dinlemedikleri gibi, onlar da bizim sözlerimize kulak vermediler. Müslümanları genellikle birer köle gibi kullandılar ve işleri bitince de halayıklarını kapı dışarı etmenin yollarını araştırdılar. Bu itibarla da, Müslümanlar pek çok beldeye gitmiş olsa bile, İslam'ın mesajı o beldelerin insanlarına ulaşmış sayılmaz.



Alıntı

ŞEFKAT TEPE 28. Bölüm - Serdar ve Celil Karşı Karşıya!

Leyla, Celil'in örgütte yer almasına çok içerler ve oldukça öfkelenir. Eline geçen ilk fırsatta, Komutan'a silah doğrultur. Rojda'nın araya girmesiyle ortalık bir anda karışır ve Celil ile Serdar büyük bir kavgaya tutuşur.

Örgütün yeni eylem planını üstlenen Celil, Kaymakam'ı ele geçirmekle görevlendirilir. İşi gittikçe zorlaşır. Edindiği belgelerle örgütün tüm kirli işlerini ortaya çıkarmaya kararlı olan Celil, oldukça dikkatlidir.







Şefkat Tepe 28. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.


Şefkat Tepe 28. Bölüm



Şefkat Tepe, 28. Bölümü ile 4 Haziran Cumartesi 20:30'da Samanyolu TV'de...

Maceracı, Oktay Usta'nın Şehri Bolu'da

Saklı cennet Yedigöller...

Maceracı, bu hafta Yedigöller'e gidiyor. Mavi ve yeşilin huzur veren manzarasını ekrana taşıyan Murat Yeni, kendini doğanın kucağına bırakıyor. Yedigöller'den ayrılarak Bolu Dağı'na giden Maceracı, dağda mangal yapmanın püf noktalarını izleyicilerle paylaşıyor.

Köy ziyaretlerinde bulunmayı ihmal etmeyen Murat Yeni, oldukça keyifli sohbetler gerçekleştiriyor. Yöresel eğlencelerin düzenlendiği, oldukça renkli görüntülere sahne olan "Ferfene Gecesi"ne katılan Maceracı, sazlı sözlü gecede gönlünce eğleniyor.



Maceracı Bolu Bölümünü Küre TV'den izleyebilirsiniz.


Maceracı Bolu Bölümü

2 Haziran 2011 Perşembe

Regaib Kandiliniz Mübarek Olsun

Üç aylar, Regaib'le başlayan bir yarış

12 ay, üç yüz altmış beş günlük hayatımızın zekatını doksan gün olarak üç aylarla öderiz. Üç aylar bir yarıştır ve siz bu yarışı kazanmaya çalışın...

Üç aylar bir yılın dörtte birini oluşturmaktadır. Oranları kıyaslamak doğru olmasa da madenlerin zekatına yakın bir miktar eder. Bir benzetme yaparak şöyle diyebiliriz: Üç yüz altmış beş günlük hayatımızın zekatını doksan gün olarak üç aylarla öderiz. 

Bu aylarda hissedilen manevî esintiler, müminlerin Allah'a yaklaşma ve onun rızasını kazanmakta daha dikkatli olmaları öyle bir hava meydana getirir ki, o havadan inanmayanlar da faydalanır. Böylece onlar da hisselerini almış olurlar. 

Bu aylarda ibadetleri artırmalı. Zikir ve fikirde derinleşmeli. Gündüzleri insanlarla ilişkilerimizde daha dikkatli olmalı. İncitmemeye, üzmemeye, kırmamaya ve Efendimiz'in (sas) buyurdukları gibi zulüm sebeplerini ortadan kaldırarak, zalimlerin bile zulmetmesine engel olmaya çalışmalı. Bu hassasiyet ve temkinle gerilmiş halimizi geceleri Allah'a (cc) açmalı. Kendimizle mücadele ederek ve kendimize rağmen başkalarını hoş tutmak için uğraşırken tükettiğimiz eforu seccadelerde yeniden depolamalı. Gerilen sinirlerimizi secdelerde gözyaşıyla gevşetmeli. Ertesi gün için daha fazla moral depolamış ve aşılanarak daha da güçlenmiş olarak çıkmaya gayret etmeli. 

Yarışın neresindesiniz? 


Üç ayların başlangıcından birkaç gün sonra üç etaplı bir yarış başlar. Bu müsabakada herkes kendi kendisi ile yarıştığı için kazanan da kaybeden de kendisidir. 

Birinci etap: Birkaç günlük ısınma mühletinden sonra istekli olanlar için yarış Regaib Gecesi'yle başlar. Yirmi küsur gün sonra Recep ayının yirmi yedinci gecesi, Miraç Gecesi'nde noktalanır. Bitiş noktasında eğer gök kapılarının gıcırtıları hissediliyor ve uhrevi esintiler meltem gibi gönle doluyorsa yarışın ikinci etabına hazırsınız demektir. 

İkinci etap: Yaklaşık yirmi günlük bir yarıştan oluşur ve Beraat Gecesi'nde noktalanır. Bu etaptaki başarı, tembihlerle uyanmış ve tetikte bekler hale gelmiş sinelerde kurtuluş müjdeleri olarak hissedilir. Gönlünde müjde sevinci, gözü on beş gün sonraki Ramazan günlerine dikilmiş yarışçı üçüncü ve en uzun etaba başlar. 

Son etap: Sürprizlerle doludur. En büyük sürpriz bitiş noktasının yani Kadir Gecesi'nin tam olarak bilinmemesidir. Bu etabı da başarıyla bitirenlerin ödülü, ancak bin aylık bir cehdle elde edilmesi mümkün olabilecek feyiz, bereket, af ve mağfirete mazhar olmaktır. 

Ne yapmalı? 

Üç aylara gönül dünyasıyla yönelmeli; zira diğer aylar zahiri duygularla yaşanır, bu aylar ise kalble ve batıni duygularla hissedilir. Bu ayları iyi değerlendiren, her dakikasından ayrı bir saadet, ayrı bir hamleyi yakalayabilir. 

Bu fırsatı kaçırmamalı. Gönlümüzü saran uhrevî hüzün bize hem yitirdiğimiz cennet gibi günleri hatırlatır hem de onları yeniden yakalayabilecek bir ümit aşılar. 

İbadetle derinleşir, zikir ve fikirle dakikaları fethetmeye çalışırsan varlığın çehresindeki perde sıyrılmaya ve perde arkası kendini göstermeye başlar. 

İbadet, zikir ve tefekkürü arttırmalı, üç ay boyunca gündüzleri daha munis ve geceleri daha uyanık olmalı.



Alıntı

KOLLAMA 131. Bölüm - Ve Pikeas Her Şeyi İtiraf Ediyor

Resim

Kollama'da beklenmedik bir gelişme oluyor... 

Pikeas’ın kaçırılmasının hesabını ekibe ödetmeye kararlı olan Arzu, Necip ile karşı karşıya gelir. Son kozunu oynayan Arzu, Necip’i yeneceğini zanneder. Ancak tam bu sırada Mazhar Bey ve ekibi tarafından ele geçirilir. 

Baron’un kendisini gözden çıkardığını anlayan Pikeas, devlete her şeyi itiraf etmeye karar verir. İlk itirafı ise, yapılacak olan seçimlerle ilgili olur. Olayı çözmek için Necip ve ekibi, harekete geçer ama birçok şey için geç kalınmıştır.







Kollama 131. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.


Kollama 131. Bölüm



Samanyolu TV’de 3 Haziran Cuma günü saat 20.30’da.