Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, ülkemizin ve milletimizin peş peşe maruz kaldığı musibetlere karşın herkesi dua seferberliğine davet etti.
İşte Hocaefendi'nin "121. Nağme: Kara Bulutlar ve Dua Seferberliğine Çağrı" başlığıyla paylaşılan son sohbeti...
Her sohbetten önce iki üç mevzu üzerinde çalışıyor, sorularımızı kartlara yazıyor ve muhterem Hocaefendi'nin önündeki ekrana yansıtmak için hazırlık yapıyoruz. Kıymetli Hocamız önce çay faslında bazı hakikatleri dile getiriyor; akabinde suallerimizi tevcih edebileceğimize dair işarette bulunuyor. Sohbetlerden önce hangi konuları gündeme getireceğimizi ve sorularımızın neler olduğunu Zât-ı âlilerine hiçbir zaman söylemiyoruz; zira kendileri önceden suallerden haberdar olmayı bir nevi pazarlık sayıyor ve berekete mani addediyor. Ne var ki pek çok defa sorular elimizde kalıyor; çünkü sanki sözleşmişiz gibi daha biz onları okumadan muhterem Hocamız cevaplarını veriyor.
Dünkü sohbette de böyle oldu. Biz aşağıda okuyacağınız soruyu hazırlamıştık; fakat, aziz Hocamız çay faslında aynı konuyu detaylıca anlattı. "Artık sorunuzu sorabilirsiniz!" işareti yaptığında zaten cevabımızı almıştık ama yine de karta yazdıklarımızı okuduk. Muhterem Hocaefendi de nezaketen tetimme babından bazı hususları daha şerhetti. Biz de kaydın orijinaline dokunmadan yayınlamaya karar verdik. Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.
***
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son sohbetinde ülkemizin ve milletimizin maruz kaldığı belaları, peşi peşine gelen musibetleri ve acı haberleri Cenâb-ı Hakk'a yönelme istikametinde değerlendirmek gerektiğini anlattı.
Herkesin kendi açısından önemli gördüğü talepleri olabileceğini, bazılarının hayırlı bir çocuk, bazılarının yüksek bir makam, bazılarının da dünyevi bir kazanç için dua edebileceklerini; fakat himmeti yüce insanların dünyadaki umumi hercümercden nasibini alan ülkemizin selamet ve ikbali adına yalvarıp yakarmaları gerektiğini ifade etti: “Bir buçuk milyara yakın bir durumumuz var. Ama ilk müslümanların sayısı yüz bindi, dünyaya kendilerini dinletiyorlardı. Onların onda biri kadar dünyaya kendimizi dinlettiğimiz söylenemez. Ve müslümanlık var olduğu günden bu yana dünyada bizim dönemimizde yaşadığı kadar da derbeder olmamıştır. İşte himmeti âli olan insanlar, her zaman Allah'a müteveccih olan insanlar, İslamiyet'i seven insanlar, onun bir şey ifade etmesini arzu eden insanlar, milletlerinin ayaklar altında ezilmekten kurtulup başlara taç olmaları, insanlık için sertac-ı iptihac olmaları için ellerini kaldırıp o fırsat, o teveccüh aralıklarını böyle değerlendirmeliler” dedi.
Evvela kalblerin te'lifi, vifak ve ittifak için dua etmek gerektiğini vurgulayan Hocaefendi, bu konuda mü'minlerin iradenin hakkını vererek, birlik ve beraberlik aramaları, kavli-fiili-hali Cenâb-ı Hakk'a o istikamette teveccühte bulunmaları icap ettiğini anlattı. Kendisinin de namazda bile vifak ve ittifak mülahazalarıyla Allah'a niyaz ettiğini belirtti: “Namazın içinde bile kıtmiriniz -imamı dinlemek, ister cehri olsun, ister hafi olsun- aklımdan bu mülahazaları geçiririm ben. Eşref saate rastlar diye, Allah'ın kabul buyuracağı bir dakikaya rastlar diye, başımı yere koyduğum zaman, “Ne olur Allah'ım şöyle olsun ümmet-i Muhammed; başta ülkemizin insanı böyle olsun; birbirini yemesin, kusurları birbirine mal etmek suretiyle atf-ı cürümde bulunmasın, kendilerini aklamaya-paklamaya gitmesin.. aklamanın-paklamanın kapısı Senin kapındır, Senin dergahına teveccüh etsin ve dua etsinler.”
Darda kalmışın duasına Allah'ın icabet edeceğini söyleyen muhterem Hocaefendi, “Siz hiç denemediniz mi bunu? Kıtlık olduğu zaman urbalarınızı tersine çevirdiniz, ellerinizi de böyle tuttunuz. Burada biz bunu yaşadık, iki defa yaşadık; altı ay bir sene, belki iki sene kuraklık oldu, bir damla yağmur düşmedi. 3-5 tane ağzı dualı çıktı şurada dua ettiler.. bir gün.. ertesi gün müydü, sağanak sağanak yağmur yağmaya başladı. O gün bugün burası yağmur mahalli oldu. Kıtmirin haline gelince, “Ben, dedim, onların içinde karışmayayım, benim yüzümden yağmur kesilir”, pencereden baktım, “Beni de böyle kabul et” dedim; onlar dua ederken, uzaktan dualarına iştirak etmeye çalıştım. O gün bugün de yağıyor” dedi.
Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) tekvini emirlerdeki hafif bir ahenksizlik, ay ve güneş tutulması, fırtına kopması gibi hadiseler karşısında heyecanlanıp hemen duaya durduğunu nakleden Fethullah Gülen Hocaefendi sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi sağımızda-solumuzda bir sürü olumsuz, negatif hadise cereyan ediyor; bir taraftan bir şekavet şebekesi senelerden beri insan öldürmeye doymamış caniler gibi.. yamyamlıktan daha kötüdür bu. Senelerden beri millete kan kusturuluyor. Bir yerde düşünün ki, yüz tane insanın ölmesini, nasıl insan olursa olsun, bu yüz tane insanın on tane aileyle münasebeti varsa, bin tane aileye ateş düşüyor demektir. Bunu hafife alamazsınız ki.. bu her gün cereyan etse bile kanıksanmamalı; büyük bir hadise olarak algılanmalı. 'Allah'ım bu belayı def u ref eyle' demeli.”
Böyle bir dönemde yıkıcı tenkitlere girmemek, atf-ı cürümlerde bulunmamak ve insanların kuvve-i maneviyelerini bütün bütün kırmamak gerektiğini önemle ifade eden Hocaefendi, “Falan iyi bir politika burada yürütemedi, zayıf diplomasi yüzünden geldi, ağalar, askerler burada yapmaları gerekli olan şeyleri yapamadılar... Hukuk sisteminde olduğu gibi, böyle kendisine bir şey atfedildiğinde, atf-ı cürümle o işten sıyrılma gayreti içine girmenin hiçbir faydası yok. İş olup bittikten sonra, “şöyle olmalıydı, böyle olmalıydı” demenin hiçbir faydası yok. Aklınız varsa, basiretiniz varsa, think-tank kuruluşlarınız olur sizin. Daha önceden idare edenlere akıl verirsiniz, alternatif sistemler sunarsınız; olmadan evvel, o meselenin önünü almaya çalışırsınız” dedi.
Sohbetinde adeta bir dua seferberliğine davet eden Hocaefendi şöyle seslendi: “Sesim ulaşsaydı, ünüm yetseydi, derdim Türkiye'de bütün camilere hitap edecek insanlara: Ne olur Allah aşkına, yağmur duasına çıkıyor gibi çıkın, urbalarınızı tersine çevirin; ellerinizin iç yüzünü, ayalarını aşağıya doğru çevirin, tevcih edin, Cenâb-ı Hakk'ın bu belaları üzerimizden def u ref etmesi için O'na teveccühte bulunun, ağlayın, sızlayın. Duası makbul birinin duası o mevzuda müessir olabilir, eşref saate rastlayabilir. Günde beş vakit bile camilerde böyle dua etseniz, bağırıp çağırarak değil, içinizi Allah'a dökerek, meseleyi biraz gözyaşlarınızla seslendirerek, kalbinizin sesini dilinizle dışa dökerek Cenâb-ı Hakk'a dua, tazarru ve niyazda bulunun”
Tarih boyunca musibet anlarında Cenâb-ı Hakk'a teveccüh eden peygamberlerden ve salih kullardan misaller veren muhterem Fethullah Gülen, herkesin kendi sorumluluk alanı ile alakalı bir muhasebe yapması icap ettiğini belirtti: “Kıtlık, Medine halkını muvakkaten demir pençesine aldı. Seyyidina Hazreti Ömer milletin başında.. “Ben milletin başında olduğuma göre bu daire bana ait, olumsuz bir şey benim yüzümden olabilir!..” Başını yere koydu; Eslem diyor ki, “Harabede yalvarıyordu: ‘Allah'ım benim yüzümden ümmet-i Muhammed'i mahvetme' diyordu.” Bu anlayış ve bu şuurla Cenâb-ı Hakk'a teveccüh etme. Ben bir camide imam isem şayet -onu da yüzüme gözüme bulaştırmış tam yapamamışımdır; uzun zaman yaptığım halde yapamamışımdır- eğer o camiyle alâkalı, o cemaatle alâkalı olumsuz bir şey varsa, ben onu kendimden bilmeli, halk uykudayken kalkmalıyım; “Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde / Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde / Bak heyet-i âlemde bu hikmetleri seyret / Bul sâniini, ol O'na mihman gecelerde.” demeli, başımı yere koymalı, içimi dökmeli, “Benim yüzümden bu cemaate zarar verme!..” demeliyim. Vilayetteki, vilayeti idare eden insan da, o da kendi dairesi açısından öyle demeli; kasabadaki kendi dairesi açısından öyle demeli; köydeki kendi dairesi açısından öyle demeli; milletin başındakiler de kendi açıları açısından öyle demeli.”
Kitle ruh haletinin dua ve tazarruya teşvik etme istikametinde kullanılabileceğine de değinen Hocaefendi bu konuda en büyük vazifenin Diyanet İşleri Başkanlığı mensuplarına düştüğüne işaret ederek istirhamda bulunur gibi şöyle konuştu: “Biraz evvelki mülahazalarımda arzettiğim gibi, belki onlar da düşünüyorlardır yani, bir diyanet teşkilatımız var, milletimizin kaderiyle alâkadardır bu insanlar, giderler hacda Arafat'ta dua ederler, Müzdelife'de dua ederler, hacılara ‘amin' dedirtirler, bu meseleyi de mutlaka düşünmüşlerdir, keşke camilere, köye-kasabaya en ücra yerlere kadar, ovaya-obaya, meseleyi duyuracak şekilde hep ta'mimde bulunsalar, Allah aşkına İslam dünyası için ve hususiyle de o İslam dünyasına belli bir dönemde başlık yapmış, dümendarlık yapmış milletimiz için ne olur dua edin, iki büklümüz asa gibi, Allah belimizi doğrultma fırsatı versin bize, bütün dünya çapında, zannediyorum yani akıllarına gelir yaparlar bunu. Ramazan-ı şerifi arkada bıraktık, her gecesi belki Kadir gecesiydi, bu istikamette çok iyi değerlendirilebilirdi, fakat insanımızın öyle bir tembihe ihtiyacı vardır. Bakın insanımızda yanlış şeylere karşı bile kitle psikolojisiyle nasıl hareketlenmeler oluyor. Çıkıyor bir tane Patrona Halil, ‘Haydi yürüyün' diyor, ‘Müteferrika'nın matbaasına karşı', millet yürüyor, yakıyorlar, yıkıyorlar, ediyorlar. Şimdi bu, pozitif, böyle müsbet bir şey için de olabilir. Demek bu kitle psikolojisi.. bunu psikososyologlar çok iyi bilirler. İnsanların o damarları değerlendirilerek bir mevzuda böyle harekete geçirilebilir.”
http://www.samanyoluhaber.com
Twitter da #duaseferberligi tag altında bu çağrıya destek verebilirsiniz.
Hocaefendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hocaefendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Eylül 2012 Perşembe
18 Mayıs 2012 Cuma
Üç Ayların Rahmet Kapısı Aralanıyor
Üç ayların rahmet kapısı aralanıyor

Küçük bir fırsat bekleriz bazen, kendimizi gözden geçirmek, yanlışlara veda edip hayatımızı hayırla yenilemek için. Bu günlerde güzel bir imkân var kapıda: Mübarek üç aylar. Bu ayları hakkıyla değerlendirenlere dinimizin pek çok müjdesi ve mükâfatı var...
Hekimoğlu İsmail geçtiğimiz yıl kaleme aldığı yazısında üç aylarla ilgili şu benzetmeyi yapıyor: ''Derin uykuya dalan bitkiler, ilkbahar ve yazla beraber dirilerek hayatın devamlılığını gösteriyor. Üç aylarda da İslamî hayatımız diriliyor." Evet, hakkıyla idrak edildiğinde üç aylarda dini hayatımız canlanıyor ve bir sonraki yıla kadar istikametten şaşmamamıza vesile oluyor. Allah Resûlü'nün (sas), ''Allahım! Hakkımızda Recep ve Şaban'ı mübarek kıl ve bizleri Ramazan'a ulaştır. ''duası bu ayların ehemmiyetine en güzel delil.
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhittin Akgül bu duanın işaret ettiği bir noktaya daha dikkat çekiyor. Recep ve Şaban ayının önemi, Kur-ân'ın nazil olmaya başladığı ve bereketlerle dolu olan Ramazan ayına hazırlayıcı olmalarından geliyor. İlk iki ayı, rampaya çıkmadan hızlandığımız düzlüğe benzetiyor Akgül ve şöyle diyor: ''Bu aylar yerli yerince değerlendirilip, manevi iklimlerinden istifade edildiği takdirde, Ramazan'da yol alınmış olur." Peki, en genel tanımıyla nedir üç aylar ve neden dilimize bu şekilde yerleşmiştir?
Bu aylar aslında kameri aylar olan Recep, Şaban ve Ramazan. Mübarek gecelerden olan beş kandilden dördü üç aylarda idrak ediliyor. Regaip ve Miraç geceleri Recep, Berat gecesi Şaban ve bir gecesi 80 yıldan daha bereketli kılınan mübarek Kadir Gecesi de Ramazan ayında olmak üzere. Bediüzzaman Said Nursi kazandırdıkları sevap ve mükâfatlar bakımından bu ayların müminler için nasıl bir yükseliş vesilesi olduğunu Şualar'da şöyle açıklar: "Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerif'te yüzden geçer, Şâban-ı Muazzama da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar. ''Bu kutlu zaman diliminin toplum arasında üç aylar olarak bilinmesinin hikmeti de tüm bu sebeplerden gelir.
Kuran, namaz ve oruçla dolu dolu geçirin
Doç. Dr. Akgül, Asr-ı Saadet'teki üç aylar atmosferini şöyle açıklıyor: ''Allah Resûlü (s.a.s.) bu aylarda diğerlerinden farklı olarak bolca oruç tutmuş, nafileleri artırmış, ulaşılmaz kulluğuna daha da derinlik katarak, Kur'ân, tefekkür ve yardımlaşmaya çok önem vermiştir. O'ndan dersini alan sahabe efendilerimiz de namaz, Kur'ân, yardımlaşma ve oruç gibi ibadetlere diğer zamanlardan daha da önem vermiş ve ihya etmişlerdir. ''Söyledikleri, yapmamız gerekenler için en güzel yol gösterici. İşe manevi hayatımızı gözden geçirerek başlayabilir, eksikliklerimiz nelerdir diye liste çıkarabiliriz.
Kul hakkı Rabbimiz'in bize en önemli ikazlarından biri. Bugüne kadar insanlarla olan münasebetlerimizi gözden geçirip, üzerimizde kul hakkı varsa teslim edebilmek için maddi ve manevi çaba gösterebiliriz. Tavsiyelerini daha iyi anlamamız ve hayatımıza şiar edinmemiz açısından Efendimiz'in hayatını bir kez daha okuyabiliriz. Öncelikli hedeflerimizden biri de elbette namaz olmalı. Varsa bu konudaki eksikliklerimizi tamamlamalı. İhmal edilmemesi gerekenlerden biri de zekât ve sadaka ibadeti. Tabii hepsi için en önemlisi kendimiz ve tüm Müslümanlar için dua etmek.

Ramazan orucuna hazırlık yapmalı
Üç ayların feyzinden istifade etmek için yerine getirilmesi gereken en önemli ibadetlerden biri de oruç tutmak. Halk arasında "üç ayların tamamını oruçlu geçirmek sünnettir" gibi bir inanış da var. İlahiyatçılara göre bu, sünnette olmayan, uydurulmuş bir davranış ve düşünce biçimi. Resulullah'ın Ramazan dışında en fazla orucu Şaban ayında tuttuğu, genel olarak da pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçirdiği biliniyor. Bir rivayete göre kendisine pazartesi günü oruç tutmanın neden faziletli olduğu sorulduğunda: ''O gün dünyaya geldiğim ve Peygamber olduğum gündür. ''buyuruyor. Bir başka rivayete göre ise pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah'a arz olunur, bu nedenle Efendimiz bu günlerde oruçlu olup amellerinin arz olunmasını istemiş.
Muhittin Akgül meseleye bir de şu açıdan bakıyor: ''Bu ayları oruçla geçiremeyen kimse, birden kendisini Ramazan'la karşı karşıya bulur. Önceden hazırlanılmamış böyle bir buluşmada, alışkın olmayan vücut, aniden kendisini uzun bir oruçla karşı karşıya bulunca zorlanabilir. ''Özellikle Ramazan ayının uzun yaz günlerine denk geldiği bu senelerde vücudu oruca alıştırmak bakımından bu sünnete daha fazla ehemmiyet göstermek gerekiyor belki de.
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/haber.do?habern ... ralaniyor#
Küçük bir fırsat bekleriz bazen, kendimizi gözden geçirmek, yanlışlara veda edip hayatımızı hayırla yenilemek için. Bu günlerde güzel bir imkân var kapıda: Mübarek üç aylar. Bu ayları hakkıyla değerlendirenlere dinimizin pek çok müjdesi ve mükâfatı var...
Hekimoğlu İsmail geçtiğimiz yıl kaleme aldığı yazısında üç aylarla ilgili şu benzetmeyi yapıyor: ''Derin uykuya dalan bitkiler, ilkbahar ve yazla beraber dirilerek hayatın devamlılığını gösteriyor. Üç aylarda da İslamî hayatımız diriliyor." Evet, hakkıyla idrak edildiğinde üç aylarda dini hayatımız canlanıyor ve bir sonraki yıla kadar istikametten şaşmamamıza vesile oluyor. Allah Resûlü'nün (sas), ''Allahım! Hakkımızda Recep ve Şaban'ı mübarek kıl ve bizleri Ramazan'a ulaştır. ''duası bu ayların ehemmiyetine en güzel delil.
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhittin Akgül bu duanın işaret ettiği bir noktaya daha dikkat çekiyor. Recep ve Şaban ayının önemi, Kur-ân'ın nazil olmaya başladığı ve bereketlerle dolu olan Ramazan ayına hazırlayıcı olmalarından geliyor. İlk iki ayı, rampaya çıkmadan hızlandığımız düzlüğe benzetiyor Akgül ve şöyle diyor: ''Bu aylar yerli yerince değerlendirilip, manevi iklimlerinden istifade edildiği takdirde, Ramazan'da yol alınmış olur." Peki, en genel tanımıyla nedir üç aylar ve neden dilimize bu şekilde yerleşmiştir?
Bu aylar aslında kameri aylar olan Recep, Şaban ve Ramazan. Mübarek gecelerden olan beş kandilden dördü üç aylarda idrak ediliyor. Regaip ve Miraç geceleri Recep, Berat gecesi Şaban ve bir gecesi 80 yıldan daha bereketli kılınan mübarek Kadir Gecesi de Ramazan ayında olmak üzere. Bediüzzaman Said Nursi kazandırdıkları sevap ve mükâfatlar bakımından bu ayların müminler için nasıl bir yükseliş vesilesi olduğunu Şualar'da şöyle açıklar: "Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerif'te yüzden geçer, Şâban-ı Muazzama da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar. ''Bu kutlu zaman diliminin toplum arasında üç aylar olarak bilinmesinin hikmeti de tüm bu sebeplerden gelir.
Kuran, namaz ve oruçla dolu dolu geçirin
Doç. Dr. Akgül, Asr-ı Saadet'teki üç aylar atmosferini şöyle açıklıyor: ''Allah Resûlü (s.a.s.) bu aylarda diğerlerinden farklı olarak bolca oruç tutmuş, nafileleri artırmış, ulaşılmaz kulluğuna daha da derinlik katarak, Kur'ân, tefekkür ve yardımlaşmaya çok önem vermiştir. O'ndan dersini alan sahabe efendilerimiz de namaz, Kur'ân, yardımlaşma ve oruç gibi ibadetlere diğer zamanlardan daha da önem vermiş ve ihya etmişlerdir. ''Söyledikleri, yapmamız gerekenler için en güzel yol gösterici. İşe manevi hayatımızı gözden geçirerek başlayabilir, eksikliklerimiz nelerdir diye liste çıkarabiliriz.
Kul hakkı Rabbimiz'in bize en önemli ikazlarından biri. Bugüne kadar insanlarla olan münasebetlerimizi gözden geçirip, üzerimizde kul hakkı varsa teslim edebilmek için maddi ve manevi çaba gösterebiliriz. Tavsiyelerini daha iyi anlamamız ve hayatımıza şiar edinmemiz açısından Efendimiz'in hayatını bir kez daha okuyabiliriz. Öncelikli hedeflerimizden biri de elbette namaz olmalı. Varsa bu konudaki eksikliklerimizi tamamlamalı. İhmal edilmemesi gerekenlerden biri de zekât ve sadaka ibadeti. Tabii hepsi için en önemlisi kendimiz ve tüm Müslümanlar için dua etmek.
Ramazan orucuna hazırlık yapmalı
Üç ayların feyzinden istifade etmek için yerine getirilmesi gereken en önemli ibadetlerden biri de oruç tutmak. Halk arasında "üç ayların tamamını oruçlu geçirmek sünnettir" gibi bir inanış da var. İlahiyatçılara göre bu, sünnette olmayan, uydurulmuş bir davranış ve düşünce biçimi. Resulullah'ın Ramazan dışında en fazla orucu Şaban ayında tuttuğu, genel olarak da pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçirdiği biliniyor. Bir rivayete göre kendisine pazartesi günü oruç tutmanın neden faziletli olduğu sorulduğunda: ''O gün dünyaya geldiğim ve Peygamber olduğum gündür. ''buyuruyor. Bir başka rivayete göre ise pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah'a arz olunur, bu nedenle Efendimiz bu günlerde oruçlu olup amellerinin arz olunmasını istemiş.
Muhittin Akgül meseleye bir de şu açıdan bakıyor: ''Bu ayları oruçla geçiremeyen kimse, birden kendisini Ramazan'la karşı karşıya bulur. Önceden hazırlanılmamış böyle bir buluşmada, alışkın olmayan vücut, aniden kendisini uzun bir oruçla karşı karşıya bulunca zorlanabilir. ''Özellikle Ramazan ayının uzun yaz günlerine denk geldiği bu senelerde vücudu oruca alıştırmak bakımından bu sünnete daha fazla ehemmiyet göstermek gerekiyor belki de.
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/haber.do?habern ... ralaniyor#
Labels:
Hocaefendi,
İyilik Zamanı,
Zaman
10 Mayıs 2012 Perşembe
Herkul.org'un Resmi Hesabı Herkul_Nagme
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin haftalık sohbetlerini yazılı ve görüntülü olarak yayımlayan Herkul.org internet sitesinin, sosyal medya hesapları konusunda önemli bir uyarı geldi.

Herkul.org'un resmi sosyal medya hesapları belliyken, 'herkul' kelimesinin geçtiği birçok sahte adres, bu ismi kullanarak takipçi toplamaya çalışıyor.
Bu hususta samanyoluhaber.com ekibinin görüştüğü site yetkilileri, Herkul.org'un gerçek sosyal medya adreslerini takipçilerine bir kez daha hatırlattı.
Yetkililer yaptıkları açıklamada önemli bir uyarıda da bulundu:
"Her gün yeni bir beste ve her an farklı bir nefes... anlayışıyla başlatılan bu yeni sayfada sosyal medya için sesli, yazılı ve görüntülü kısa mesajlar sunuluyor. Hocaefendi'nin her günkü Tefsir ve Fıkıh derslerinden en önemli nükteler ve can alıcı açıklamalar da aynı gün beş on dakikalık ses kaydı olarak hem Herkul.org sitesine hem de Herkul Nağme adlı Facebook, Google+ ve Twitter sayfalarına ekleniyor. Herkul.org'un resmi sosyal medya hesabı Herkul_Nagme'dir. Diğer isimlerle açılmış olan bütün hesapların sahte olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. akipçilerimizin "herkul" adı kullanılarak açılmış diğer adreslere itibar etmemesi gerekiyor."
İşte herkul.org'un sosyal medya hesapları

Herkul.org'un Resmi Hesabı 'Herkul_Nagme
Herkul.org'un resmi sosyal medya hesapları belliyken, 'herkul' kelimesinin geçtiği birçok sahte adres, bu ismi kullanarak takipçi toplamaya çalışıyor.
Bu hususta samanyoluhaber.com ekibinin görüştüğü site yetkilileri, Herkul.org'un gerçek sosyal medya adreslerini takipçilerine bir kez daha hatırlattı.
Yetkililer yaptıkları açıklamada önemli bir uyarıda da bulundu:
"Her gün yeni bir beste ve her an farklı bir nefes... anlayışıyla başlatılan bu yeni sayfada sosyal medya için sesli, yazılı ve görüntülü kısa mesajlar sunuluyor. Hocaefendi'nin her günkü Tefsir ve Fıkıh derslerinden en önemli nükteler ve can alıcı açıklamalar da aynı gün beş on dakikalık ses kaydı olarak hem Herkul.org sitesine hem de Herkul Nağme adlı Facebook, Google+ ve Twitter sayfalarına ekleniyor. Herkul.org'un resmi sosyal medya hesabı Herkul_Nagme'dir. Diğer isimlerle açılmış olan bütün hesapların sahte olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. akipçilerimizin "herkul" adı kullanılarak açılmış diğer adreslere itibar etmemesi gerekiyor."
İşte herkul.org'un sosyal medya hesapları
Herkul.org'un Resmi Hesabı 'Herkul_Nagme
Labels:
Herkul_Nagme,
Herkül Nağme,
Herkül.org,
Hocaefendi
4 Mayıs 2012 Cuma
Peygamber Yolu Mehtap TV'de
Peygamber Yolu Mehtap TV'de

Yeni Ümit ve Hira dergileri tarafından, 5-6 Mayıs tarihleri arasında Gaziantep'te düzenlenecek Peygamber Yolu sempozyumu için geri sayım başladı. Sosyal sorunlara Hazreti Peygamber'in örnek hayatından çözümlerin sunulacağı etkinliğe katılacak olan din adamları, İslam düşüncesinin dünya barışının garantisi olduğu görüşünde birleşiyor.
Gaziantep, önümüzdeki hafta sonu düzenlenecek Uluslararası Sosyal Problemlere Peygamber Yolu'ndan Çözümler Sempozyumu için gün sayıyor. Yeni Ümit ve Hira dergilerinin organize ettiği etkinlik öncesi din ve bilim adamları önemli açıklamalarda bulundu. Suudi Arabistanlı bilim adamı Prof. Dr. Abdülhamid Ebu Süleyman, Müslümanların en mühim hedefinin, Asr-ı Saadet'i yaşamak ve yaşatmak olduğunu söyledi. Hz Peygamber'in (sas), İslam'ı günlük hayata uyarlama hususunda herkese yol gösterdiğini ifade eden Ebu Süleyman, insanlığın yeniden Kur'ani hidayete muhtaç olduğunu belirtti. Ebu Süleyman, ''Bunun için İslam âlimlerinin Kur'an'a dönmesi lazım. İslam, bütün insanlık için barış mesajıdır. ''dedi. Peygamber yolunu anlamak ve anlatmak için eğitimin hayati olduğunu anlatan Ebu Süleyman, Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi'nin bu noktada iyi bir örnek sergilediğini söyledi.
Pakistanlı din âlimi Muhammed Ragıp Hüseyin ise Peygamber Efendimiz'in (sas) sadece Müslümanlar için değil gayrimüslimler için de örnek teşkil ettiğini vurguladı. Hüseyin, Peygamberî istikametin dünyayı cennete çevirme kapasitesine sahip olduğunu kaydetti: ''İnsanlık O'nun yolunu izlerse terörizm, nefret, ırkçılık ve ikiyüzlülük gibi hastalıklardan kurtulacak. Peygamber yolu, uluslararası barışı da garanti altına alacaktır." Kardeşlik, barış ve fedakârlık gibi özellikleri içine alan Efendimiz'in 'sevgi yolu'nun, bilimsel ve akılcı temellere dayandığını dile getiren Hüseyin, bu çerçevede Fethullah Gülen'in eserlerinin önemine işaret etti. Gülen'in, 'Peygamber yolu'nu sözlü ve fiilî olarak insanlığa aktarmada mühim bir rol üstlendiğini belirten Muhammed Ragıp Hüseyin, insanlığın kurtuluşu için bu tür faaliyetlerin daha da yoğunlaşması gerektiğini sözlerine ekledi.
Âlimler, peygamberlerin vârisleri
Mısır'ın dünyaca ünlü din ve eğitim kurumu El-Ezher öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Fethi Hicazi de Peygamber Efendimiz'in tebliğ görevini günümüzde âlimlerin üstlendiğine dikkat çekti. "Hz. Peygamber geldiğinde yeryüzü kapkaranlıktı. Ancak Hz. Muhammed (sas), Allah'ın nuru ile insanlığı karanlıktan kurtardı. ''diyen Hicazi, din bilginlerine tavsiyelerde bulundu: ''Âlimlerin üzerindeki emanet çok ağır. Doğru yoldan sapmamaları için Efendimiz'in sevgisiyle dolu olmaları gerekir. Âlimler hem öğretmen hem de öğrenci olmalı. Sürekli Efendimiz'den yeni şeyler öğrenmeli. Tüm Müslümanlar da Peygamber'in hayatını çok iyi okumalı. O'nun gösterdiği yoldan yürüdüğümüz an kurtuluşu yakalarız."
Peygamber Yolu sempozyumu iki gün boyunca Mehtap tv'den canlı olarak yayınlanacak...
Peygamber Yolu Mehtap TV'de
Yeni Ümit ve Hira dergileri tarafından, 5-6 Mayıs tarihleri arasında Gaziantep'te düzenlenecek Peygamber Yolu sempozyumu için geri sayım başladı. Sosyal sorunlara Hazreti Peygamber'in örnek hayatından çözümlerin sunulacağı etkinliğe katılacak olan din adamları, İslam düşüncesinin dünya barışının garantisi olduğu görüşünde birleşiyor.
Gaziantep, önümüzdeki hafta sonu düzenlenecek Uluslararası Sosyal Problemlere Peygamber Yolu'ndan Çözümler Sempozyumu için gün sayıyor. Yeni Ümit ve Hira dergilerinin organize ettiği etkinlik öncesi din ve bilim adamları önemli açıklamalarda bulundu. Suudi Arabistanlı bilim adamı Prof. Dr. Abdülhamid Ebu Süleyman, Müslümanların en mühim hedefinin, Asr-ı Saadet'i yaşamak ve yaşatmak olduğunu söyledi. Hz Peygamber'in (sas), İslam'ı günlük hayata uyarlama hususunda herkese yol gösterdiğini ifade eden Ebu Süleyman, insanlığın yeniden Kur'ani hidayete muhtaç olduğunu belirtti. Ebu Süleyman, ''Bunun için İslam âlimlerinin Kur'an'a dönmesi lazım. İslam, bütün insanlık için barış mesajıdır. ''dedi. Peygamber yolunu anlamak ve anlatmak için eğitimin hayati olduğunu anlatan Ebu Süleyman, Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi'nin bu noktada iyi bir örnek sergilediğini söyledi.
Pakistanlı din âlimi Muhammed Ragıp Hüseyin ise Peygamber Efendimiz'in (sas) sadece Müslümanlar için değil gayrimüslimler için de örnek teşkil ettiğini vurguladı. Hüseyin, Peygamberî istikametin dünyayı cennete çevirme kapasitesine sahip olduğunu kaydetti: ''İnsanlık O'nun yolunu izlerse terörizm, nefret, ırkçılık ve ikiyüzlülük gibi hastalıklardan kurtulacak. Peygamber yolu, uluslararası barışı da garanti altına alacaktır." Kardeşlik, barış ve fedakârlık gibi özellikleri içine alan Efendimiz'in 'sevgi yolu'nun, bilimsel ve akılcı temellere dayandığını dile getiren Hüseyin, bu çerçevede Fethullah Gülen'in eserlerinin önemine işaret etti. Gülen'in, 'Peygamber yolu'nu sözlü ve fiilî olarak insanlığa aktarmada mühim bir rol üstlendiğini belirten Muhammed Ragıp Hüseyin, insanlığın kurtuluşu için bu tür faaliyetlerin daha da yoğunlaşması gerektiğini sözlerine ekledi.
Âlimler, peygamberlerin vârisleri
Mısır'ın dünyaca ünlü din ve eğitim kurumu El-Ezher öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Fethi Hicazi de Peygamber Efendimiz'in tebliğ görevini günümüzde âlimlerin üstlendiğine dikkat çekti. "Hz. Peygamber geldiğinde yeryüzü kapkaranlıktı. Ancak Hz. Muhammed (sas), Allah'ın nuru ile insanlığı karanlıktan kurtardı. ''diyen Hicazi, din bilginlerine tavsiyelerde bulundu: ''Âlimlerin üzerindeki emanet çok ağır. Doğru yoldan sapmamaları için Efendimiz'in sevgisiyle dolu olmaları gerekir. Âlimler hem öğretmen hem de öğrenci olmalı. Sürekli Efendimiz'den yeni şeyler öğrenmeli. Tüm Müslümanlar da Peygamber'in hayatını çok iyi okumalı. O'nun gösterdiği yoldan yürüdüğümüz an kurtuluşu yakalarız."
Peygamber Yolu sempozyumu iki gün boyunca Mehtap tv'den canlı olarak yayınlanacak...
Peygamber Yolu Mehtap TV'de
Labels:
Hocaefendi,
Mehtap TV,
Peygamber Yolu
28 Nisan 2012 Cumartesi
Bilmediğin Şeyin Peşine Düşme!
"Bilmediğin şeyin peşine düşme!" şeklindeki emr-i ilahi, insanların gizli hallerini araştırmayı ve su-i zanna dayanarak onlar hakkında hüküm vermeyi yasaklamıştır.
Bir başka ayet-i kerimede de "Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın." (Hucurât, 49/12) buyrulmuştur.
Eğer, bir insanın ruhunda herhangi bir hastalık varsa, o başkalarında da o hastalığın olduğunu zanneder ve diğer insanları da o marazla değerlendirir. Mesela, onun bunun malını aşırmaya alışmış bir hırsız, her gördüğü kapıyı nasıl açacağının hesaplarını yapar, önüne çıkan her duvarı nasıl aşacağını düşünür ve karşılaştığı her insanı da kendi mülahazalarına benzeyen düşünceler içinde zanneder. Yolda yürürken bir dükkânın kepengine göz ucuyla bakan birini görse, onun hakkında hemen "hırsız" hükmünü verir. Çünkü kendi dünyası hep el-âlemin kilitli kapılarını açmak ve mallarını çalmak etrafında örgülendiği için başka insanlar hakkındaki değerlendirmeleri de ona göre olur. Aynı türden kalb hastalıklarına maruz diğer insanların durumu da farklı değildir. Onlar her gölgeyi asıl zanneder; her ihtimali vak'a gibi değerlendirirler. Gördükleri ve duydukları en küçük şeyleri büyütür, şişirir ve mübalağalarla bir balon haline getirirler; kulak yoluyla içe akan ve göze takılan ham bilgileri kalb kazanında eritir, farklı kalıplara döker ve onları kesin bilgi yerine koyarak hükümler verirler. Sonra da daha baştan yanlış olan o hükümleriyle insanları suçlar, yargılar ve değişik şekillerde cezalandırırlar.
Oysa Allah Resûlü (aleyhi ekmelü't-tehâyâ), "Zandan kaçının. Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüste bulunmayın, birbirinizin içyüzünü araştırmayın, birbirinizin sözlerine kulak kabartmayın, birbirinizle rekabete girişmeyin, birbirinizi çekememezlik etmeyin, birbirinize karşı buğzetmeyin ve sırtınızı dönmeyin; ey Allah'ın kulları kardeşler olun!" buyurmuş; tecessüsten, su-i zandan ve kardeşliği zedeleyecek her türlü davranıştan uzak durmamız ikazında bulunmuşlardır.
Öyleyse, gerekirse kulaklarınıza kurşun akıtacaksınız ama mü'minler hakkındaki olumsuz sözlere asla kulak kabartmayacaksınız.. icap ederse gözlerinize mil vuracaksınız ama Müslümanların olumsuz yanlarını araştırmayacak, hatalarını görmeye çalışmayacaksınız. İnanan hiçbir insanı bir sözüne, bir haline ya da bir tavrına mahkûm edip onun hakkında kötü düşünmeyecek, gönlünüzü su-i zanlarla kirletmeyecek; gözünüzden, kulağınızdan ve kalbinizden dolayı da hesap vereceğinizi bir lahzacık da olsa unutmayacaksınız.
Tarikat-ı Muhammediye üzerine yazılan şerhlerden biri olan Berika'nın müellifi İmam Hâdimî, "Bir mü'mini zina halinde bile görsen, hemen onun hakkında hükmünü verme. Gözlerini sil, 'Allah Allah, bu insan böyle çirkin bir işi yapmaz!' de; dön bir kere daha 'O mu?' diye kontrol et. O ise, 'İhtimal yine yanlış gördüm' de; bir kere daha gözlerini yalanla ve onları silip tekrar bak. Eğer hâlâ o insanı o kötü iş üzerinde görüyorsan, 'Ya Rabbi! Onu bu çirkin halden kurtar, beni de böyle bir günaha düşürme' deyip çek git." diyor. Hazreti İmam'ı çok severim, ona karşı çok hürmetim vardır ama bu sözlerini fazla bulurum. Bence, gördün ki, bir mü'min bir yerde böyle kötü bir haldedir; gözüne iliştiği ilk anda, meseleyi tecessüs etmeden, tam teşhis ve tespit peşine düşmeden, o sevimsiz fotoğraflar gözünden gönlüne akarak kalb kazanında eriyip bir hüküm kalıbına girmeden, sırtını dönüp "Allahım günahkâr kullarını hidayete erdir, beni de affet" demeli, oradan uzaklaşmalı ve gördüğünü de unutmalısın.
Kur'an Talebesine Yakışır mı?
Evet, günümüzün en büyük dertlerindendir su-i zan ve gıybet. Öyle ki, bugün imana ve Kur'an'a hizmet dairesi içinde Müslümanlara ait pek çok problem halledilmiştir. Mesela, şöyle-böyle bir kardeşlik ruhu teessüs etmiştir; müşterek hareket, paylaşma, yardımlaşma, bir gaye-i hayale bağlı yaşama ve fikir işçiliği peşinde olma gibi çok önemli hasletler, Allah'ın izniyle, herkesin benimseyip kendi hayatında tatbik etmeye çalıştığı esaslar haline gelmiştir. Fakat kötü ahlakın birer parçası olan bazı mezmum fiiller vardır ki, maalesef, onların üstesinden hâlâ gelinememiştir. İnsanların hatalarını arama, gizli hallerini araştırma, kabahatlerin izini sürme, kulağı olumsuz sözler için kullanma, gözü faydasız resim kareleriyle yorma, dili gıybetle, iftirayla kirletme ve bütün bu menfilikleri kalb mutfağında, fuad tezgahında kesme, doğrama, pişirme.. böylece, çok küçük meseleleri büyütme; bazen bir sözle bir insanı ademe mahkum etme, bazen de bir başkasının bir anlık haline bakıp onu defterden silme.. gibi öyle çirkin günahlar vardır ki, herkes için olmasa bile bazılarımız için bunlar hâlâ bertaraf edilememiştir ve bu günahlar, kuyruğunu dikip bir köşede sinsi sinsi bekleyen bir akrep gibi bazı mü'minlerin gönül hayatına zehir akıtmaya devam etmektedir.
Bilmediğin Şeyin Peşine Düşme!
Labels:
Hocaefendi,
İyilik Zamanı
20 Nisan 2012 Cuma
Deryalar Damlalardan Oluşur
Hiç unutamayacağım insanlardan birisi muhterem Mehmet Kırkıncı Hoca'nın rahmetli babası, Celal Efendi'dir.

Celal Efendi, Medine'de mücâvir (mübarek bir yerde inzivaya çekilip ibadet eden, kendini o yerin hizmetine adayan), kıymetli bir insandı. Orada vefat etti ve oraya defnedildi. Yanına gittiğimde çok yaşlanmıştı. İlerleyen yaşına ve rahatsızlıklarına rağmen namazlarını aksatmıyor, sünnetleri de ayakta kılıyordu. Ama oturup kalkmakta zorlandığı için namazlarını yatağının yanında kılıyor; ayağa kalkabilmesi için yatağa tutunması gerekiyordu. Bu şekilde tamamladığı bir namazdan sonra bana demişti ki: "Hocam, ben böyle namaz kılarken yatağa tutunarak kalkıyorum, oluyor mu namazım?" O tabloyu hiç unutamayacağım. O ne güzel şuur.. her şeye rağmen kulluğunu gereğince eda etmeye çalışmak; ama yine de yaptığıyla yetinmemek ve daha iyisini aramak..
Evet, namaz bizi ahirette kurtaracak bir sermayedir. Onun için namaz hususunda çok hassas davranmak gerekir. Allah (celle celâlühû) onun kıymetini ruhlarımıza duyursun ve eksiğiyle gediğiyle namazlarımızı kabul buyursun.
O koca koca deryalar da, engin çağlayanlar da göklerden gelen mini mini damlalardan oluşur. Daha rüyanın başında deryayı görmek isteyenler, ömür boyu hep rüya görür dururlar.
Allah Teâlâ, yaptığı işleri yaparken sizin markalarınızı basıyor üzerlerine. Siz zannediyorsunuz ki, biz yaptık. Hâlbuki çok iyi bilmek lazım: Her şey ısmarlama bir yerden çıkıyor. Sahip çıkıp zulmetmemek lazım. "Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür." (Lokman, 31/13) Evet, Allah'a ortak koşmak, icraatında başkalarının tesirini kabul etmek en büyük bir zulümdür. Oysaki bizim davamız tevhid davasıdır. Biz oturur kalkar "Allah birdir" deriz. "Allah birdir" derken O'nun bazı icraatını kendimize mal etmenin âlemi ne?
Hz. Aişe validemiz, "Kendini iyi ve hayırlı zanneden iyi ve hayırlı değildir; kötü ve günahkârdır. Kendini kötü ve günahkâr kabul eden de iyi ve hayırlıdır." diyor. Bu mübarek söz, üzerinde genişçe durulması, tahlil edilmesi gereken bir vecîzedir. Evet, kendini ehl-i ihsandan zannetmek; umumi manada, her halini, kalbi, içi-dışı, davranışları ve düşüncelerini güzel kabul etmek; ya da kendisini, Allah'ı görüyor gibi O'na kulluk yapan veya bu duyguyu yakalayamamışsa bile Allah'ın onu gördüğü şuuruyla davranan hayırlı bir insan bilmek demektir. İşte, kendini bu manada bir insan zanneden şahıs aslında kötü ve günahkârdır. Böyle düşünen bir insan temelde kötülük yoluna girmiş sayılır. Çünkü böyle bir insan kusurunu göremez. Ve dolayısıyla hiç farkına varmadan iyilik yolundan ayrılır, kötülük yoluna girer.
Ben Değişmem, Ben Buyum!
"Ben değişmem, ben buyum." diyen kimse hiç değişmez. Çünkü değişmeye niyeti yoktur. "Ben değişmem, ben buyum." sözü bir bakıma doğrudur. İnsanlar hiçbir zaman bütün bütün değişmezler. Çok ciddi presten geçseler bile kendi hususiyetlerini hâlâ üzerlerinde barındırırlar. Yani, üzümün şırası üzüm şırası olur.. kayısınınki kayısı şırası. Arpanınki de boza olur. Hepsi de sıvıdır, hepsinin ekşi, az buruksu tatları vardır. Birbirine benzerler; ama yine de kendilerine ait bazı hususiyetleri vardır. İşte bu söz "Herkes kendidir." manasına bir bakıma doğrudur.
Fakat insanlar hiç değişmez de değildir. "Hiç değişmez." derseniz peygamber gönderilmesinin bir anlamı olmadığını da iddia etmiş olursunuz. Çünkü onlar, potansiyel insanı mükemmel insan seviyesine çıkarmak için gönderilmiştir. İnsanın içindeki bir kısım istidatları ateşleme, fitilleme maksadına matuf gönderilmişlerdir. Onlar, insanları terbiyeye tâbi tutarlar. Rehabilite ederler. Böylece sadece dış görünüş itibariyle, zahiren insan görünen fertler hakiki insan haline gelir. Ama herkes kendi istidadı çerçevesinde kalır; kendi kemâlât arşına ulaşır; daha ötesine gidemez.
Evet, her fert terbiye ile işe yarayacak hale, cennete ehil keyfiyete gelebilir. Her insan cehennemden kurtulabilecek seviyeye yükselebilir. Herkes, insanlara faydalı olabilecek dereceye çıkabilir. Enbiyanın gönderilmesi de buna delalet eder. Allah'ın Kur'ânı Kerim'de değişik yerlerdeki emirleri, fermanları onu gösteriyor. İnsan potansiyel olarak Ahsen-i takvîm (en güzel suret) üzere yaratılıyor. Dolayısıyla bu manada "Ben değişmem, mahiyetim bu, Allah beni böyle yaratmış." diyen insan kendine mazeret arıyor demektir ve bu söz kat'iyen doğru değildir.
Henüz Yolun Başındayım
Peygamberlik davasının vârisleri belli ölçüde payelerini bilirler; çünkü onlar pek çoğu itibarıyla, mahviyete kilitlendiklerinden dolayı "Benim üstümde daha çok mesafe var." derler. Onlar hakkında ikrâm-ı ilahî ve ihsân-ı ilahî, Allah'ın nasip ettiği pek çok lütfu gizli tutması, ikramları ketmetmesi şeklinde tecelli ettiğinden; şu zamanda yaşayan bir arkadaşımızı Şah-ı Geylanî'nin yanına koysalar, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) huzurunda aynı rahle-i tedriste oturtsalar, yine o der ki "Benim önümde çok yol var; ben yolun başındayım." Mesleğimiz itibarıyla böyle olması da gereklidir.
Haberin Devamı İçin Tıklayın
Deryalar Damlalardan Oluşur
Celal Efendi, Medine'de mücâvir (mübarek bir yerde inzivaya çekilip ibadet eden, kendini o yerin hizmetine adayan), kıymetli bir insandı. Orada vefat etti ve oraya defnedildi. Yanına gittiğimde çok yaşlanmıştı. İlerleyen yaşına ve rahatsızlıklarına rağmen namazlarını aksatmıyor, sünnetleri de ayakta kılıyordu. Ama oturup kalkmakta zorlandığı için namazlarını yatağının yanında kılıyor; ayağa kalkabilmesi için yatağa tutunması gerekiyordu. Bu şekilde tamamladığı bir namazdan sonra bana demişti ki: "Hocam, ben böyle namaz kılarken yatağa tutunarak kalkıyorum, oluyor mu namazım?" O tabloyu hiç unutamayacağım. O ne güzel şuur.. her şeye rağmen kulluğunu gereğince eda etmeye çalışmak; ama yine de yaptığıyla yetinmemek ve daha iyisini aramak..
Evet, namaz bizi ahirette kurtaracak bir sermayedir. Onun için namaz hususunda çok hassas davranmak gerekir. Allah (celle celâlühû) onun kıymetini ruhlarımıza duyursun ve eksiğiyle gediğiyle namazlarımızı kabul buyursun.
O koca koca deryalar da, engin çağlayanlar da göklerden gelen mini mini damlalardan oluşur. Daha rüyanın başında deryayı görmek isteyenler, ömür boyu hep rüya görür dururlar.
Allah Teâlâ, yaptığı işleri yaparken sizin markalarınızı basıyor üzerlerine. Siz zannediyorsunuz ki, biz yaptık. Hâlbuki çok iyi bilmek lazım: Her şey ısmarlama bir yerden çıkıyor. Sahip çıkıp zulmetmemek lazım. "Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür." (Lokman, 31/13) Evet, Allah'a ortak koşmak, icraatında başkalarının tesirini kabul etmek en büyük bir zulümdür. Oysaki bizim davamız tevhid davasıdır. Biz oturur kalkar "Allah birdir" deriz. "Allah birdir" derken O'nun bazı icraatını kendimize mal etmenin âlemi ne?
Hz. Aişe validemiz, "Kendini iyi ve hayırlı zanneden iyi ve hayırlı değildir; kötü ve günahkârdır. Kendini kötü ve günahkâr kabul eden de iyi ve hayırlıdır." diyor. Bu mübarek söz, üzerinde genişçe durulması, tahlil edilmesi gereken bir vecîzedir. Evet, kendini ehl-i ihsandan zannetmek; umumi manada, her halini, kalbi, içi-dışı, davranışları ve düşüncelerini güzel kabul etmek; ya da kendisini, Allah'ı görüyor gibi O'na kulluk yapan veya bu duyguyu yakalayamamışsa bile Allah'ın onu gördüğü şuuruyla davranan hayırlı bir insan bilmek demektir. İşte, kendini bu manada bir insan zanneden şahıs aslında kötü ve günahkârdır. Böyle düşünen bir insan temelde kötülük yoluna girmiş sayılır. Çünkü böyle bir insan kusurunu göremez. Ve dolayısıyla hiç farkına varmadan iyilik yolundan ayrılır, kötülük yoluna girer.
Ben Değişmem, Ben Buyum!
"Ben değişmem, ben buyum." diyen kimse hiç değişmez. Çünkü değişmeye niyeti yoktur. "Ben değişmem, ben buyum." sözü bir bakıma doğrudur. İnsanlar hiçbir zaman bütün bütün değişmezler. Çok ciddi presten geçseler bile kendi hususiyetlerini hâlâ üzerlerinde barındırırlar. Yani, üzümün şırası üzüm şırası olur.. kayısınınki kayısı şırası. Arpanınki de boza olur. Hepsi de sıvıdır, hepsinin ekşi, az buruksu tatları vardır. Birbirine benzerler; ama yine de kendilerine ait bazı hususiyetleri vardır. İşte bu söz "Herkes kendidir." manasına bir bakıma doğrudur.
Fakat insanlar hiç değişmez de değildir. "Hiç değişmez." derseniz peygamber gönderilmesinin bir anlamı olmadığını da iddia etmiş olursunuz. Çünkü onlar, potansiyel insanı mükemmel insan seviyesine çıkarmak için gönderilmiştir. İnsanın içindeki bir kısım istidatları ateşleme, fitilleme maksadına matuf gönderilmişlerdir. Onlar, insanları terbiyeye tâbi tutarlar. Rehabilite ederler. Böylece sadece dış görünüş itibariyle, zahiren insan görünen fertler hakiki insan haline gelir. Ama herkes kendi istidadı çerçevesinde kalır; kendi kemâlât arşına ulaşır; daha ötesine gidemez.
Evet, her fert terbiye ile işe yarayacak hale, cennete ehil keyfiyete gelebilir. Her insan cehennemden kurtulabilecek seviyeye yükselebilir. Herkes, insanlara faydalı olabilecek dereceye çıkabilir. Enbiyanın gönderilmesi de buna delalet eder. Allah'ın Kur'ânı Kerim'de değişik yerlerdeki emirleri, fermanları onu gösteriyor. İnsan potansiyel olarak Ahsen-i takvîm (en güzel suret) üzere yaratılıyor. Dolayısıyla bu manada "Ben değişmem, mahiyetim bu, Allah beni böyle yaratmış." diyen insan kendine mazeret arıyor demektir ve bu söz kat'iyen doğru değildir.
Henüz Yolun Başındayım
Peygamberlik davasının vârisleri belli ölçüde payelerini bilirler; çünkü onlar pek çoğu itibarıyla, mahviyete kilitlendiklerinden dolayı "Benim üstümde daha çok mesafe var." derler. Onlar hakkında ikrâm-ı ilahî ve ihsân-ı ilahî, Allah'ın nasip ettiği pek çok lütfu gizli tutması, ikramları ketmetmesi şeklinde tecelli ettiğinden; şu zamanda yaşayan bir arkadaşımızı Şah-ı Geylanî'nin yanına koysalar, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) huzurunda aynı rahle-i tedriste oturtsalar, yine o der ki "Benim önümde çok yol var; ben yolun başındayım." Mesleğimiz itibarıyla böyle olması da gereklidir.
Haberin Devamı İçin Tıklayın
Deryalar Damlalardan Oluşur
Labels:
Hocaefendi,
İyilik Zamanı
22 Mart 2012 Perşembe
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Gurbette 14. Yılı
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Gurbette 14. Yılı

Bir hayat yaşıyoruz ki, her şey muamma, her şey iç içe düğüm. Gözlerine mil vurulmuş yığın yığın kalabalıklar, beşikten beri cidarlarına dayanarak emekledikleri bu âleme niçin geldiler? Nedir aradıkları? Boğuk boğuk sızlanışlar ve cihetlerden cihetsizliğe yükselen ritimsiz feryatlar.. cihan bir mâtemhane, her taraf kasvet örtülü.. bütün yük mazlumun sırtında; zalim kaygısız ve hayhuyu da kulak tırmalamakta. Hayat bu ise ölüme bin rahmet.. et ve kemiğin hatırı için, külçe haline gelen insanlığı fütursuz seyredenlere lânet.!
İnsan bir meçhul.Tahlili çok güç.. yer, içer ve yatar. Acaba o sadece bu mu? Yoksa gözle görülen âlem, tenteneli perde; o içlerden içe gaye varlık ve her şey ona bağlı, yokluğu içinde bir sultan mı?.. Eğer böyle değilse, o ve diğerleri arasında fark ne? Geçmiş zamanın elemlerini taşıyan ve gelecek zamanının endişelerine gebe olan akıl ise, onun bu vadideki ismi belâ. Ayırıcı vasıf eğer makinenin icadı ve atomun parçalanması ise; canavarların özlemi ile yaşadıkları vahşetin, birkaç saniyeciğe sıkıştırılmasından başka ne gösterilebilir? Bu hali ile insan, emsali için düşman.. hayat, hayata tuzak kuran bir şeytan. İnsan bir örgü, iplerin ucu belirsizlikte.. eller gölge kovalamakta, gözler serap peşinde... Kim taşıdığını tartacak, kim asılmış heyülasına can verecek?.. Bunlar soru.. sorular soru içinde.
Sıtma ve karın ağrısından müteessir olan; sivri sinek ve arının ısırmasına karşı koyamayan, haşmeti içinde aciz insanın, bu girift bilmecelere karşı nokta-i istinadı ne olmalı? Kabir kapısında sönen hayat şulesi mi? Hayır hayır!.. Cihan sultanlığı da olsa, sonunda batıp giden şeyler, gelecek korku ve endişelere karşı merhem olamaz. Öyleyse nedir muhtaç olduğu şey onun? Nedir için için özlediği halde izine tesadüf edemediği cevher?
Hayat, her cihetiyle onun için serap.. hayat baştan başa ıstırap. Yollar kıvrım kıvrım ve yokuş; her taraf insana yabancı, her şey ona tuzak kurmuş..
"Bir garipsin şu dünyada;
Gülme gülme ağla gönül.
Derdin dahi çoktur senin
Gülme gülme ağla gönül." (Yunus)
Geldiğin yeri bilemediğin ve gideceğin yeri göremediğin için ağla!. Gözyaşlarını ceyhun et, o deryada boğul, belki o zaman aradığını bulursun. Acaba yollar sana karşı neden bu kadar vefasız? Yok yok!.. Günah, yolların değil; sen yönünü yitirdin... Kalbine biber ekilip, beynin, cesedine yedirildiği günden beri.. kamışın şekere karıştırılıp şerbetten tecahül edildiği günden beri. Sonra dünyanın taşını, toprağını, demirini senin beline yükleyenler, seni öz cevherinden uzaklaştırıp âdeta maddeleştirdiler. Kalbinin çeperini yüzüp ayaklarına çarık yaptılar ve ayak derilerini de taçlarda sorguç diye kullandılar. Sen yüzüstü emeklemeyi ve ayakların vazifesini ellere gördürmeyi marifet saymaya başladın.. ve en korkuncu, bütün hâdiselere kendi şahsî dünyandan baktığın için, her şeyi arzularının rengine boyanmış buldun. Nefis bir despot, duygular âsi; sen de onların şevkiyle şehvet dolu kombinezonlar çizen robot boyacı. Orucun demhânede, iftarın meyhanede, bayramın puthânede, iradesiz ve hadiseler zebunu zavallı mahlûk oldun. Ama gözlerinin önünde solan renkler, yokluğa doğru sürüklendiğinden acılaşan zevkler, uykunu kaçırıp hayata geldiğine bin pişman ettiğinden seni; sence hiçlikten ibaret olan ölüm sonrasını düşünmemek için, içinin ağlamasına rağmen, eğlence ve sefahet yerlerinde teselli dilenmeye başladın. Heyhat! O yara çok derin, yuf sana, bu derman pek mânâsız.
"Bir geçmiş zamanı beyhude yadetme,
Bir gelecek zaman için boşuna feryat etme,
Geçmiş gelecek, bütün bunlar masal hep,
Eylenmene bak ömrünü berbat etme"
diyen maddeci şair, senin ruh perişaniyetini istenilenin üstünde tasvir edip kalbindeki ebed arzusunu işlemez hale getirmek istiyor.
Ama sen bir madde yığını değilsin; kâinattaki mânâları içinde toplayacak kadar geniş bir istidada sahip kutup varlık ve oluşun çekirdeğisin. Semalar tahtın, Sidre kemerin; Arş ise, sende bir örtü veya sendeki arşın arşı.
Sen şimdi bu ideal ülkeden çok uzaklarda bulunuyorsun. Gözlerini bağlayan başıbozuk kuvvetler, "İnin, bazınız bazınıza düşman olarak" silâhı ile tepetaklak kovulmana sebep oldular. Şimdi vahşet sahrasında afaki zevklerin tesiriyle mahmur ve ıstırap hecelemektesin.. gönlün daraldığı zaman yatar, acılar yüklendiği zaman yer ve içersin. Ah!.. Bunların bütün dertlere derman olacağını sanmak ne büyük hüsran! Emeller sende sonsuz, elemler tepe tepe omuzlarında.. lezzetlerden mahrum kalış elemi.. ebedî zevkleri elde edemeyiş elemi.. ya gidip de geri gelmeyenlerin senin içinde meydana getirdiği burkuntular.. inkâr edebilir misin bunları? Gittikleri yere sen de gideceksin ve bir daha geri dönmeyeceksin!..
'Burası muştur, yolu yokuştur,
Giden gelmiyor, bilmem ne iştir.'
Cihetler içinde duyduğun bu ses, sanki sana cihetsizlikten geliyor. Burası vatan değil.. dünya bir uğrak. Sen burada kimsesizsin.. sen burada öksüz ve garipsin. Kendine bir yâr ara ve bu perde perde gurbetten kurtul. Davanın halledilmiş şekli şu iki kelimede:
Sen gurbettesin!
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Gurbette 14. Yılı
Bir hayat yaşıyoruz ki, her şey muamma, her şey iç içe düğüm. Gözlerine mil vurulmuş yığın yığın kalabalıklar, beşikten beri cidarlarına dayanarak emekledikleri bu âleme niçin geldiler? Nedir aradıkları? Boğuk boğuk sızlanışlar ve cihetlerden cihetsizliğe yükselen ritimsiz feryatlar.. cihan bir mâtemhane, her taraf kasvet örtülü.. bütün yük mazlumun sırtında; zalim kaygısız ve hayhuyu da kulak tırmalamakta. Hayat bu ise ölüme bin rahmet.. et ve kemiğin hatırı için, külçe haline gelen insanlığı fütursuz seyredenlere lânet.!
İnsan bir meçhul.Tahlili çok güç.. yer, içer ve yatar. Acaba o sadece bu mu? Yoksa gözle görülen âlem, tenteneli perde; o içlerden içe gaye varlık ve her şey ona bağlı, yokluğu içinde bir sultan mı?.. Eğer böyle değilse, o ve diğerleri arasında fark ne? Geçmiş zamanın elemlerini taşıyan ve gelecek zamanının endişelerine gebe olan akıl ise, onun bu vadideki ismi belâ. Ayırıcı vasıf eğer makinenin icadı ve atomun parçalanması ise; canavarların özlemi ile yaşadıkları vahşetin, birkaç saniyeciğe sıkıştırılmasından başka ne gösterilebilir? Bu hali ile insan, emsali için düşman.. hayat, hayata tuzak kuran bir şeytan. İnsan bir örgü, iplerin ucu belirsizlikte.. eller gölge kovalamakta, gözler serap peşinde... Kim taşıdığını tartacak, kim asılmış heyülasına can verecek?.. Bunlar soru.. sorular soru içinde.
Sıtma ve karın ağrısından müteessir olan; sivri sinek ve arının ısırmasına karşı koyamayan, haşmeti içinde aciz insanın, bu girift bilmecelere karşı nokta-i istinadı ne olmalı? Kabir kapısında sönen hayat şulesi mi? Hayır hayır!.. Cihan sultanlığı da olsa, sonunda batıp giden şeyler, gelecek korku ve endişelere karşı merhem olamaz. Öyleyse nedir muhtaç olduğu şey onun? Nedir için için özlediği halde izine tesadüf edemediği cevher?
Hayat, her cihetiyle onun için serap.. hayat baştan başa ıstırap. Yollar kıvrım kıvrım ve yokuş; her taraf insana yabancı, her şey ona tuzak kurmuş..
"Bir garipsin şu dünyada;
Gülme gülme ağla gönül.
Derdin dahi çoktur senin
Gülme gülme ağla gönül." (Yunus)
Geldiğin yeri bilemediğin ve gideceğin yeri göremediğin için ağla!. Gözyaşlarını ceyhun et, o deryada boğul, belki o zaman aradığını bulursun. Acaba yollar sana karşı neden bu kadar vefasız? Yok yok!.. Günah, yolların değil; sen yönünü yitirdin... Kalbine biber ekilip, beynin, cesedine yedirildiği günden beri.. kamışın şekere karıştırılıp şerbetten tecahül edildiği günden beri. Sonra dünyanın taşını, toprağını, demirini senin beline yükleyenler, seni öz cevherinden uzaklaştırıp âdeta maddeleştirdiler. Kalbinin çeperini yüzüp ayaklarına çarık yaptılar ve ayak derilerini de taçlarda sorguç diye kullandılar. Sen yüzüstü emeklemeyi ve ayakların vazifesini ellere gördürmeyi marifet saymaya başladın.. ve en korkuncu, bütün hâdiselere kendi şahsî dünyandan baktığın için, her şeyi arzularının rengine boyanmış buldun. Nefis bir despot, duygular âsi; sen de onların şevkiyle şehvet dolu kombinezonlar çizen robot boyacı. Orucun demhânede, iftarın meyhanede, bayramın puthânede, iradesiz ve hadiseler zebunu zavallı mahlûk oldun. Ama gözlerinin önünde solan renkler, yokluğa doğru sürüklendiğinden acılaşan zevkler, uykunu kaçırıp hayata geldiğine bin pişman ettiğinden seni; sence hiçlikten ibaret olan ölüm sonrasını düşünmemek için, içinin ağlamasına rağmen, eğlence ve sefahet yerlerinde teselli dilenmeye başladın. Heyhat! O yara çok derin, yuf sana, bu derman pek mânâsız.
"Bir geçmiş zamanı beyhude yadetme,
Bir gelecek zaman için boşuna feryat etme,
Geçmiş gelecek, bütün bunlar masal hep,
Eylenmene bak ömrünü berbat etme"
diyen maddeci şair, senin ruh perişaniyetini istenilenin üstünde tasvir edip kalbindeki ebed arzusunu işlemez hale getirmek istiyor.
Ama sen bir madde yığını değilsin; kâinattaki mânâları içinde toplayacak kadar geniş bir istidada sahip kutup varlık ve oluşun çekirdeğisin. Semalar tahtın, Sidre kemerin; Arş ise, sende bir örtü veya sendeki arşın arşı.
Sen şimdi bu ideal ülkeden çok uzaklarda bulunuyorsun. Gözlerini bağlayan başıbozuk kuvvetler, "İnin, bazınız bazınıza düşman olarak" silâhı ile tepetaklak kovulmana sebep oldular. Şimdi vahşet sahrasında afaki zevklerin tesiriyle mahmur ve ıstırap hecelemektesin.. gönlün daraldığı zaman yatar, acılar yüklendiği zaman yer ve içersin. Ah!.. Bunların bütün dertlere derman olacağını sanmak ne büyük hüsran! Emeller sende sonsuz, elemler tepe tepe omuzlarında.. lezzetlerden mahrum kalış elemi.. ebedî zevkleri elde edemeyiş elemi.. ya gidip de geri gelmeyenlerin senin içinde meydana getirdiği burkuntular.. inkâr edebilir misin bunları? Gittikleri yere sen de gideceksin ve bir daha geri dönmeyeceksin!..
'Burası muştur, yolu yokuştur,
Giden gelmiyor, bilmem ne iştir.'
Cihetler içinde duyduğun bu ses, sanki sana cihetsizlikten geliyor. Burası vatan değil.. dünya bir uğrak. Sen burada kimsesizsin.. sen burada öksüz ve garipsin. Kendine bir yâr ara ve bu perde perde gurbetten kurtul. Davanın halledilmiş şekli şu iki kelimede:
Sen gurbettesin!
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Gurbette 14. Yılı
Labels:
Hocaefendi
12 Mart 2012 Pazartesi
Fethullah Gülen Hocaefendi Sosyal Medyada
Çağımızın önde gelen mütefekkirlerinden Fethullah Gülen Hocaefendi’nin eserlerinin, sohbetlerinin, gündemdeki konularla ilgili en güncel yorumlarının, hayatı ve kendisi ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı ve 25 dilde yayın yapan fgulen.com isimli web sitesi artık sosyal medya kullanıcılarının istifadesine açık.

Facebook, Twitter, Youtube gibi dünyada milyonlarca üyesi olan sosyal medya ağlarından fgulen.com’un zengin içeriğine farklı dil seçenekleri ile ulaşılabiliyor.
Türkçe, İngilizce, Almanca ve Arapça olmak üzere 4 dilde yayın yapan fgulen.com facebook sayfaları Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tüm yönlerini farklı katagorilerde ele alıyor. Kırık Mızrap, Tereddütler, Fasıldan Fasıla isimli eserleri, Bamteli, Kırık Testi gibi güncel sohbetlerinin yanı sıra, Hocaefendi ile ilgili yerli ve yabancı basında çıkan haber ve köşe yazıları, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin konferans ve panellere ulaşan mesajları, hayatının anlatıldığı Küçük Dünyam isimli kitap ve tanıtım köşeleri mevcut. Fgulen.com facebook sayfalarının diğer diller kısmında Fethullah Gülen Hareketi ile ilgili olarak yerli ve yabancı medyada çıkan haber ve köşe yazılarının yanı sıra Gülen’in kendisi ve hareketi ile ilgili olarak bir çok akademisyenin görüşleri yer alıyor. ( http://www.facebook.com/FGulencomTR,http://www.facebook.com/FGulencomEN,htt ... GulencomDE, http://www.facebook.com/FGulencomAR )
Türkçe’nin yanı sıra İngilizce ve Arapça olmak üzere toplam 3 farklı dilde yayın yapan Fgulen.com youtube sayfaları zengin bir içerikle hazırlandı.
Türkçe sayfalarda bulunan 1526 video arasında 2007’den bugüne kadar olan tüm Bamteli sohbetleri, Hocaefendi’ye ait şiir ve dergilerde yayınlanmış başyazı seslendirmeleri, medyada çıkan haberler, televizyon programları, soru-cevaplar, vaaz ve hutbeler bulunuyor.
Fgulen.com youtube İngilizce ve Arapça sayfalarını ziyaret edenlerse 598 videonun yanı sıra Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hareketi ile ilgili akademisyenlerin görüşleri, seslendirilen eserlere, yerli ve yabancı medyada çıkan haberlere rahatlıkla ulaşabilirler. (http://www.youtube.com/FgulenTR, http://www.youtube.com/FgulenEN,http://www.youtube.com/FgulenAR)
Türkçe, İngilizce, Almanca, Arapça, Azerice ve Kazakça yayın yapan fgulen.com twitter hesaplarında ise facebook ve youtube sayfalarına girilen haber, köşe yazıları, şiir seslendirmeleri, medyada çıkan haberler, program görüntülerinin twitleri yer alıyor. Türkçe, İngilizce ve Azerice twitter hesapları her gün güncellenirken şu ana kadar bine aşkın twit ve yedi bine yakın takipçiye ulaştı.
@FGulencomTR https://twitter.com/FGulencomTR,
@FGulencomEN https://twitter.com/FGulencomEN,
@FGulencomAR https://twitter.com/FGulencomAR,
@FGulencomDE https://twitter.com/FGulencomDE,
@FGulencomAZ https://twitter.com/FGulencomAZ,
@FGulenKZ https://twitter.com/FGulenKZ
Fethullah Gülen Hocaefendi Sosyal Medyada
Facebook, Twitter, Youtube gibi dünyada milyonlarca üyesi olan sosyal medya ağlarından fgulen.com’un zengin içeriğine farklı dil seçenekleri ile ulaşılabiliyor.
Türkçe, İngilizce, Almanca ve Arapça olmak üzere 4 dilde yayın yapan fgulen.com facebook sayfaları Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tüm yönlerini farklı katagorilerde ele alıyor. Kırık Mızrap, Tereddütler, Fasıldan Fasıla isimli eserleri, Bamteli, Kırık Testi gibi güncel sohbetlerinin yanı sıra, Hocaefendi ile ilgili yerli ve yabancı basında çıkan haber ve köşe yazıları, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin konferans ve panellere ulaşan mesajları, hayatının anlatıldığı Küçük Dünyam isimli kitap ve tanıtım köşeleri mevcut. Fgulen.com facebook sayfalarının diğer diller kısmında Fethullah Gülen Hareketi ile ilgili olarak yerli ve yabancı medyada çıkan haber ve köşe yazılarının yanı sıra Gülen’in kendisi ve hareketi ile ilgili olarak bir çok akademisyenin görüşleri yer alıyor. ( http://www.facebook.com/FGulencomTR,http://www.facebook.com/FGulencomEN,htt ... GulencomDE, http://www.facebook.com/FGulencomAR )
Türkçe’nin yanı sıra İngilizce ve Arapça olmak üzere toplam 3 farklı dilde yayın yapan Fgulen.com youtube sayfaları zengin bir içerikle hazırlandı.
Türkçe sayfalarda bulunan 1526 video arasında 2007’den bugüne kadar olan tüm Bamteli sohbetleri, Hocaefendi’ye ait şiir ve dergilerde yayınlanmış başyazı seslendirmeleri, medyada çıkan haberler, televizyon programları, soru-cevaplar, vaaz ve hutbeler bulunuyor.
Fgulen.com youtube İngilizce ve Arapça sayfalarını ziyaret edenlerse 598 videonun yanı sıra Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hareketi ile ilgili akademisyenlerin görüşleri, seslendirilen eserlere, yerli ve yabancı medyada çıkan haberlere rahatlıkla ulaşabilirler. (http://www.youtube.com/FgulenTR, http://www.youtube.com/FgulenEN,http://www.youtube.com/FgulenAR)
Türkçe, İngilizce, Almanca, Arapça, Azerice ve Kazakça yayın yapan fgulen.com twitter hesaplarında ise facebook ve youtube sayfalarına girilen haber, köşe yazıları, şiir seslendirmeleri, medyada çıkan haberler, program görüntülerinin twitleri yer alıyor. Türkçe, İngilizce ve Azerice twitter hesapları her gün güncellenirken şu ana kadar bine aşkın twit ve yedi bine yakın takipçiye ulaştı.
@FGulencomTR https://twitter.com/FGulencomTR,
@FGulencomEN https://twitter.com/FGulencomEN,
@FGulencomAR https://twitter.com/FGulencomAR,
@FGulencomDE https://twitter.com/FGulencomDE,
@FGulencomAZ https://twitter.com/FGulencomAZ,
@FGulenKZ https://twitter.com/FGulenKZ
Fethullah Gülen Hocaefendi Sosyal Medyada
Labels:
Facebook,
Hocaefendi,
Sosyal Medya,
Twitter,
YouTube
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)