Zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2012 Cuma

Üç Ayların Rahmet Kapısı Aralanıyor

Üç ayların rahmet kapısı aralanıyor


Resim


Küçük bir fırsat bekleriz bazen, kendimizi gözden geçirmek, yanlışlara veda edip hayatımızı hayırla yenilemek için. Bu günlerde güzel bir imkân var kapıda: Mübarek üç aylar. Bu ayları hakkıyla değerlendirenlere dinimizin pek çok müjdesi ve mükâfatı var...
Hekimoğlu İsmail geçtiğimiz yıl kaleme aldığı yazısında üç aylarla ilgili şu benzetmeyi yapıyor: ''Derin uykuya dalan bitkiler, ilkbahar ve yazla beraber dirilerek hayatın devamlılığını gösteriyor. Üç aylarda da İslamî hayatımız diriliyor." Evet, hakkıyla idrak edildiğinde üç aylarda dini hayatımız canlanıyor ve bir sonraki yıla kadar istikametten şaşmamamıza vesile oluyor. Allah Resûlü'nün (sas), ''Allahım! Hakkımızda Recep ve Şaban'ı mübarek kıl ve bizleri Ramazan'a ulaştır. ''duası bu ayların ehemmiyetine en güzel delil. 
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhittin Akgül bu duanın işaret ettiği bir noktaya daha dikkat çekiyor. Recep ve Şaban ayının önemi, Kur-ân'ın nazil olmaya başladığı ve bereketlerle dolu olan Ramazan ayına hazırlayıcı olmalarından geliyor. İlk iki ayı, rampaya çıkmadan hızlandığımız düzlüğe benzetiyor Akgül ve şöyle diyor: ''Bu aylar yerli yerince değerlendirilip, manevi iklimlerinden istifade edildiği takdirde, Ramazan'da yol alınmış olur." Peki, en genel tanımıyla nedir üç aylar ve neden dilimize bu şekilde yerleşmiştir? 


Bu aylar aslında kameri aylar olan Recep, Şaban ve Ramazan. Mübarek gecelerden olan beş kandilden dördü üç aylarda idrak ediliyor. Regaip ve Miraç geceleri Recep, Berat gecesi Şaban ve bir gecesi 80 yıldan daha bereketli kılınan mübarek Kadir Gecesi de Ramazan ayında olmak üzere. Bediüzzaman Said Nursi kazandırdıkları sevap ve mükâfatlar bakımından bu ayların müminler için nasıl bir yükseliş vesilesi olduğunu Şualar'da şöyle açıklar: "Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerif'te yüzden geçer, Şâban-ı Muazzama da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar. ''Bu kutlu zaman diliminin toplum arasında üç aylar olarak bilinmesinin hikmeti de tüm bu sebeplerden gelir. 


Kuran, namaz ve oruçla dolu dolu geçirin 


Doç. Dr. Akgül, Asr-ı Saadet'teki üç aylar atmosferini şöyle açıklıyor: ''Allah Resûlü (s.a.s.) bu aylarda diğerlerinden farklı olarak bolca oruç tutmuş, nafileleri artırmış, ulaşılmaz kulluğuna daha da derinlik katarak, Kur'ân, tefekkür ve yardımlaşmaya çok önem vermiştir. O'ndan dersini alan sahabe efendilerimiz de namaz, Kur'ân, yardımlaşma ve oruç gibi ibadetlere diğer zamanlardan daha da önem vermiş ve ihya etmişlerdir. ''Söyledikleri, yapmamız gerekenler için en güzel yol gösterici. İşe manevi hayatımızı gözden geçirerek başlayabilir, eksikliklerimiz nelerdir diye liste çıkarabiliriz. 


Kul hakkı Rabbimiz'in bize en önemli ikazlarından biri. Bugüne kadar insanlarla olan münasebetlerimizi gözden geçirip, üzerimizde kul hakkı varsa teslim edebilmek için maddi ve manevi çaba gösterebiliriz. Tavsiyelerini daha iyi anlamamız ve hayatımıza şiar edinmemiz açısından Efendimiz'in hayatını bir kez daha okuyabiliriz. Öncelikli hedeflerimizden biri de elbette namaz olmalı. Varsa bu konudaki eksikliklerimizi tamamlamalı. İhmal edilmemesi gerekenlerden biri de zekât ve sadaka ibadeti. Tabii hepsi için en önemlisi kendimiz ve tüm Müslümanlar için dua etmek.


Resim


Ramazan orucuna hazırlık yapmalı


Üç ayların feyzinden istifade etmek için yerine getirilmesi gereken en önemli ibadetlerden biri de oruç tutmak. Halk arasında "üç ayların tamamını oruçlu geçirmek sünnettir" gibi bir inanış da var. İlahiyatçılara göre bu, sünnette olmayan, uydurulmuş bir davranış ve düşünce biçimi. Resulullah'ın Ramazan dışında en fazla orucu Şaban ayında tuttuğu, genel olarak da pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçirdiği biliniyor. Bir rivayete göre kendisine pazartesi günü oruç tutmanın neden faziletli olduğu sorulduğunda: ''O gün dünyaya geldiğim ve Peygamber olduğum gündür. ''buyuruyor. Bir başka rivayete göre ise pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah'a arz olunur, bu nedenle Efendimiz bu günlerde oruçlu olup amellerinin arz olunmasını istemiş. 


Muhittin Akgül meseleye bir de şu açıdan bakıyor: ''Bu ayları oruçla geçiremeyen kimse, birden kendisini Ramazan'la karşı karşıya bulur. Önceden hazırlanılmamış böyle bir buluşmada, alışkın olmayan vücut, aniden kendisini uzun bir oruçla karşı karşıya bulunca zorlanabilir. ''Özellikle Ramazan ayının uzun yaz günlerine denk geldiği bu senelerde vücudu oruca alıştırmak bakımından bu sünnete daha fazla ehemmiyet göstermek gerekiyor belki de.


Kaynak: http://www.zaman.com.tr/haber.do?habern ... ralaniyor#

13 Mart 2012 Salı

Farklı Boyut - Abdullah Aymaz




Senarist Erhan Turhan Bey e-mail ile bana bir çekimin arka planını anlatan bir yazı göndermiş. Sizlerle paylaşmak istiyorum:

Resim

Senarist Erhan Turhan Bey e-mail ile bana bir çekimin arka planını anlatan bir yazı göndermiş. Sizlerle paylaşmak istiyorum:

Farklı Boyut, Samanyolu'nda cuma akşamları yayınlanan bir dizi. Dizide, Melek adlı bir öğretmen rüya-yı sadıkalarda şehit babasını görür. Ancak babasıyla birlikte her seferinde daha önce tanımadığı bir şehidi de görür. Bu şehitler Melek'ten, şehit olmadan önce eksik bıraktıkları işlerinin tamamlanmasını isterler. Melek rüyayı gördükten sonra şehitlerin geride bıraktıkları kişilerle tanışır ve onları o şehidin işaret ettiği işin tamamlanması konusunda ikna etmeye çalışır. Bu arada türlü esrarlı olaylar yaşanır. Bunun yanında Melek'in bu (ve başka) sıra dışı yeteneklerinin farkında olan 'karanlık bir grup' Melek'in rüyalarına sızmaya ve onun rüyaları sayesinde deşifre olmamak için onu devşirme planları yapmaktadır. 

İlk bölümde Melek'in rüyasında 'habis bir varlık' ona musallat olur. Tam da rüyada onu öldürecekken Melek medet ister ve o anda 'Hz. Hamza olduğunu hissettiği bir Zat' ok atarak ona musallat olan habis varlığı rüyasında etkisiz kılar.

İşte bu rüya sahnesinin çekiminde çok enteresan şeyler yaşandı. Bunu yapımcı Mehmet Akyol'un kaleminden okuyalım: 

"Farklı Boyut birinci bölüm çekimlerinde Hz. Hamza sahnesinin günü yaklaştıkça heyecan artıyordu. Günler öncesinden sahne için dekor, aksesuar hazırlıkları yapılmıştı. Çekim günü oyuncular kostümlerini giymişti. Nihayet sahnenin çekimine geçilecekti. Bu arada ışıklar hazırlanıyor aynı anda yönetmenimiz Taner Tunç Bey oyunculara sahneyi tekrar tekrar tarif ediyor ve bu sahnenin bölüm için ve dizimiz Farklı Boyut için öneminin altını çiziyordu. 

"Sahnenin çekimine başlanacaktı. Ancak başta yönetmen Taner Tunç Bey olmak üzere ekibin üzerinde büyük bir stres ve gerginlik vardı. Hemen hemen tüm çekim ekibinin içine 'nedensiz' bir sıkıntı çökmüştü. Sanki bir şey ekibin boğazını sıkıyor gibiydi. Bu sıkıntının umumi bir ruh hali olduğu fark edildi. Bu arada bu sıkıntı hazırlık esnasında aksamalara neden oluyor ve bu da sinirlerin gerilmesine neden oluyordu. 

"Başta yönetmenimiz Taner Tunç Bey olmak üzere tüm ekip sahnenin ağırlığı ve manevi soumluluğunu iliklerine kadar hissediyordu. Derken 'kayıt' komutunun verileceği ana gelinmişti. Ancak tam da o sırada beklenmeyen bir şey oldu: Önceden defalarca kontrol edilen ve hazırlanmış olan ışıklar birden patır patır sönmeye başladı.

"Bütün ekip şaşkınlık içine düştü. Çünkü bu alışıldık bir durum değildi. Işık ekibi derhal durumu kontrol etti ancak ışıkların bu şekilde sönmesini gerektirecek teknik bir problem bulunamadı. Her şey yolunda gözüküyordu. 

"Görüntü yönetmenimiz İlyas Yavuz ve ışık şefimiz Ahmet Aydın bir kez daha her şeyi kontrol ettirdiler. Işıklar tekrar hazırlandı. Kablolar tekrar tekrar kontrol edildi. Yönetmenimiz tam sahneyi çekmek için 'kayıt' komutunu verecekken beklenmedik bir şey daha oldu: Işıklar tekrar söndü! Oyuncular ve ekip iyice gerilmişti.

"Hazırlıklar tekrar yapıldı ve aynı şey üçüncü kez tekrarlandı! Işıklar görünen bir sebep olmaksızın bir kez daha sönmüştü. Tam ekip bunun şokunu yaşarken sahne aksesuarı olan cam bir eşya gürültüyle yere düştü! 

"Bahsi geçen aksesuar tekrar hazırlanıp yerine konuldu. Sahnenin çekimine tekrar başlandı. Sahne gereği (Hz. Hamza'nın attığı) okun camı kırıp duvardaki tabloya saplanması gerekiyordu. Ancak çekimler defalarca yapılmasına rağmen ok bir türlü hedefe atılamadı. Üstelik cam da bir türlü kırılmadı. Defalarca hem oyuncu hem de ekipten farklı kişiler denedi ancak terslikler devam etti. Her seferinde bir aksilik çıktı. Sahne çekilemedi. 

"Aksilikler o derece üst üste gelmişti ki bir ara 'Galiba bu sahneyi çekemeyeceğiz, diyen yönetmenimiz Taner Tunç en sonunda yerinden kalktı. Oku bizzat kendisi aldı. Yayı gerdi. Oku fırlattı ve hedefe tam isabet ettirdi. 

"Okun isabet etmesiyle birlikte sanki sihirli bir düğmeye basılmış gibi bir anda tüm ekibin sıkıntısı, kasveti dağıldı. Herkeste hissedilir ani bir rahatlama yaşandı. Okun atılmasından sonra sahnenin geri kalanı rahat rahat su gibi aktı."


Farklı Boyut - Abdullah Aymaz

10 Şubat 2012 Cuma

Mü'mince Duygularda Adalet ve İstikamet

İfrata ve tefrite girmeden din-i mübinin emirlerini yerine getirmeye adalet denir.

Resim

Ya da Allah tarafından ortaya konmuş, insan ve toplumdaki umumi ahenk ve dengeyi sağlayacak değerler bütünüdür adalet. Adalet, lügat itibarıyla birinin veya bir şeyin diğerine denk olması anlamına gelir. 

İslam alimleri Allah'a kul, Peygamber'e ümmet olan bir insana, ferdî, ailevî, içtimaî alanlarda terettüp eden sorumlulukların hepsini adalet sözcüğüyle ifade ediyorlar. İçtimaî münasebetler, idarî esaslar hep adalet kavramının muhtevası içinde. 

Adaletin bir de "insaf" manası var ki bu da dengeli davranma demektir. Hakkınızı almak ya da bir hakkı yerine getirmek istediğinizde dengeli davranmak da adalettir. Çünkü bu tür durumlarda insanlar genelde hakka, hakkaniyete çok riayet edemeyebilirler ki bu da insafla aşılabilir. 

Adaletin ilk adımı ferdin şahsi hayatında Müslümanlığını yaşaması ile atılır. Sonra daire genişletilir, aileden topluma uzanan çizgide ibadet duygusunun, ibadet duygusu içinde itidalin ve aynı zamanda istikametin hakim olması adımları gelir. "Âdalet edin. Takvaya en yakın olan şey adalet ve istikamettir." (Maide, 5/8) buyuruyor Kur'an. Haddizatında Kur'an'dan istifadenin yolu takvadan geçer ve takva ile en içli-dışlı olan şey adalet ve istikamettir. Her cuma hutbelerde okuduğumuz, dinlediğimiz "İnnallâhe ye'müru bi'l-adli ve'l-ihsani..." (Nahl, 16/90) ayetinde de ilk önce adalet emrediliyor, sonra ihsan geliyor. Yani kulluğu yerine getirirken Allah'ı görüyor gibi yerine getirme, yapacağı her şeyi Allah tarafından görülüyor mülahazasıyla yapma. Sonra yakınlardan başlayarak yardımda bulunma. 

Dinin istikamet içerisinde yaşanması da adaletin ayrı bir tezahürüdür aslında. Üstad Bediüzzaman; akıl, şehvet, gazab gibi üç esasın adl u istikamet üzere kullanılmasını anlatır. Bazı eserlerinde inat ve hırs gibi duyguları da buna ilave eder, bunların ifrat ve tefriti adına örnekler verir. 

Niye bana da İhsan Etmesin ki? 

Hasedi yani insandaki çekememezlik ve kıskançlık hissini ele alalım. Herkesi ve her şeyi kıskanma ifrat, hiçbir şeyin umurunda olmama, boş verme tefrit. Ortası gıptadır bunun. Madem çekememezlik duygusu size verilmiş, onu istikamet ve adl üzerine kullanın ki o da gıptadır. "Allah falana şunu ihsan etti, niye bana ihsan etmesin ki. Zaten O'nun rahmeti çok geniş." demek lazım. Dikkat edin "Niye ona ihsan etti ki!?" değil. Bu mahzurlu. Ya da alâkasız kalma, o da mahzurlu. "Niye bana ihsan etmesin ki?" Mahzursuz olan budur. Zaten "İşte yarışacaklarsa insanlar, bu Cennet devletine konmak için yarışsınlar! (Mutaffifîn, 83/26) buyuruyor Kur'an-ı Kerim. 

Misalleri çoğaltabilirsiniz. Mesela cerbeze ve demagoji, aklın kullanılmasındaki ifrat durumudur. Tefriti ise âtıl, tembel, uyuşuk, miskin olmak, her şeye eyvallah demek. Ama hakk u hakikati kabul, din-i mübinin emirlerine muhatap olma, tenevvür etmiş hâliyle kalbe refâkatı, mükellefiyetin şuurluca idrakinde bulunma, içtihadî faaliyetler... onun adl u istikamet içinde kullanımı demektir. 

İnsana verilmesi kötü gibi görünen bir başka duygu var: inat. Doğru olmayan, yanlışlığı muhakkak bir meselede diretme, illâ böyle olacak deme ifrattır. Yanlışlar karşısında hiç dayanamama, direnmeme, karşı koymama... bu da tefrit. Adl u istikameti ise hakta sebattır. "Ben hakkı duydum, tanıdım. Beni makasla doğrasanız, demir taraklarla etimi kemiğimden ayırsanız dinimden dönmem." deme inadın müspet olarak kullanılmasıdır. 

Gayz, kendi kendine kaynayıp köpürme demek. Kur'an cehennemi tasvir ederken "Cehennem, gayzından, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir." (Mülk, 67/8) ayetiyle anlatır bunu. İnsan da bazı hadiseler karşısında köpürüp çatlayacak hale gelir. Bazen de hiçbir şeyden anlamaz, duymaz, umursamaz, neme lazımcı tavır takınır. Denize atsan böylelerini üzerine bir damla nem bulaşmıyor. Havadan nem kapma bir ifrat, denize atıldığında ıslanmama bir tefrittir. Aynen böyle de, olmayacak şeylerden dolayı köpürüyor insan. Mesela ortada öyle bir durum söz konusu olmasa bile "hakkım yendi" iddiasıyla adam dövünüyor, yırtınıyor, kahroluyor, kan kusturdunuz tafraları yapıyor. Halbuki çok basit bir şey bu. Bu şekilde gayz etmenin, bu kadar küplere binmenin de âlemi yok. Çünkü Allah var, ahiret var, hesap, mizan, Cennet, Cehennem var. Fakat aynı adam Allah'ına, Peygamber'ine küfredildiği zaman hiç ortalıklarda yok. Şahsî dünyası, menfaati ile alakalı şeylerde yeri göğü inleten bu insan ağız dolusu dine-diyanete hem de her gün küfredenler karşısında hiç rahatsız olmuyor, rahatlıkla başını yastığa koyup miskin miskin uyuyabiliyor. İşte bunun biri ifrat diğeri tefrit. Adl u istikameti ise yerinde, usûlünce tepkide bulunma.

Evet, insan Allah'a, Peygamber'e küfredildiği zaman Ashab-ı Kefh gibi "Onlar ayağa kalkıp 'Rabb'imiz,' dediler, 'göklerin ve yerin Rabb'idir. Ondan başka hiçbir ilaha yönelmeyiz. Şayet böyle bir şey yapacak olursak, gerçek dışı, pek saçma bir söz söylemiş oluruz.' (Kehf, 18/14) diyemiyor, için için kaynayıp köpüremiyor, ne yapabilirim diye uykuları kaçmıyorsa Hak adına hiçbir gayreti yok demektir. 

1- Allah tarafından ortaya konmuş, insan ve toplumdaki umumi ahenk ve dengeyi sağlayacak değerler bütününe ve ifrat ve tefrite girmeden din-i mübinin emirlerini yerine getirmeye adalet denir. 

2- Üstad Bediüzzaman'a göre insanda akıl, şehvet, gazab, inat ve hırs gibi birtakım duygular vardır ki bunların, ifrat ve tefrite girilmeden adl u istikamet üzere kullanılması büyük bir önem taşır. 

3- Şahsî dünyası, menfaati ile alakalı şeylerde yeri göğü inleten bir insan, ağız dolusu dine-diyanete küfredenler karşısında hiç rahatsız olmuyorsa, Hak adına hiçbir gayreti yok demektir.




Mü'mince Duygularda Adalet ve İstikamet

22 Ocak 2012 Pazar

Zaman Fotoğraf Servisi'ne Üniversitelilerden Ödül

Resim

Bu yıl ilk kez düzenlenen İstanbul Gelişim Üniversitesi Medya Ödülleri sahiplerini buldu.

5 bin öğrencinin oyları sonucu Zaman Gazetesi, 'En İyi Gazete Fotoğraf Servisi' ödülüne layık görüldü. Üniversitenin Avcılar'daki yerleşkesinde düzenlenen törende ödülü alan Zaman'ın Fotoğraf Editörü Selahattin Sevi "Bu ödülü 25. yılını kutlayan, Türkiye'nin en genç gazetesi olan Zaman ve dinamik fotoğraf servisimiz adına alıyorum." dedi. Törende ajans ve gazetelerin yanı sıra birçok haber sitesi, radyo ve televizyon kanalına da ödül verildi.


Zaman Fotoğraf Servisi'ne Üniversitelilerden Ödül

16 Ocak 2012 Pazartesi

Türkiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi 5 Yaşında

Türkiye ile her konuda referans kaynağı olan ve İngilizce yayınlanan Today's Zaman şimdi 5 yaşında. İçerik, dil açısından yepyeni bir perspektifi beraberinde getiren gazete için Prof. Dr. İbrahim Öztürk şöyle diyor: "Today's Zaman Türkiye'yi dünyaya açan ve pazarlayan bir misyon üstlendi. Artık Türkiye'yi bütün renkleriyle dünyaya tanıtan İngilizce günlük bir gazete var.''

Resim

Yurtiçinde ve dışında Türkiye'yi daha iyi anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir referans ve bilgi kaynağı olan Today's Zaman gazetesi 5 yaşında. 16 Ocak 2007'de raflardaki yerini alan gazete, yayın hayatına başlamasının ardından bir yıl içinde, en yakın rakibine büyük fark atarak, Türkiye'nin en çok satan İngilizce gazetesi olmayı başardı. Mayıs 2011'de internet-odaklı yayın anlayışını benimseyen Today's Zaman, güçlü internet ekibiyle her gün yurtiçinde ve yurtdışında on binlerce insana ulaşıyor. Türkiye'nin dünyaya açılan vazgeçilmez penceresi olarak görülen gazete, her geçen yıl daha fazla alkış ve övgü topluyor. 

Gazeteyi yakından takip eden birçok akademisyen, yazar ve bürokrata göre ise Today's Zaman, basın sektöründe büyük bir boşluğu dolduruyor. Prof. Dr. İbrahim Öztürk'e kulak verelim: "Today's Zaman, Türkiye'yi dünyaya açan, dünyaya sunan ve pazarlayan bir misyon üstlendi. Daha önce bu şekilde entelektüel düzeyde yayın yapan İngilizce bir gazetenin eksikliği vardı. Şimdi Türkiye'yi bütün renk ve desenleriyle dünyaya tanıtan günlük bir gazete var.'' Gazetenin köşe yazarlarından Şahin Alpay'a göre Today's Zaman, yabancı gözlemcilerin ve Türkiye'de yaşayan yabancıların ana bilgi ve yorum kaynağı. Alpay, ''Gittikçe büyüyen bir okuyucu kitlesine ulaşmama yardımcı olan gazetenin yazarlarından biri olmak benim için bir ayrıcalık" diyor. 

Türkiye'yle ilgili her konuda referans kaynağı olan Today's Zaman, toplumun her kesiminden yaklaşık 50 kişilik yazar kadrosu ve canlı yorum sayfalarıyla Türkiye'deki entelektüel çeşitliliğin de aynası. Bu yazarlardan birisi olan Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr.İhsan Yılmaz, Today's Zaman'ın son beş yılda Türk demokrasisine yaptığı büyük katkıyı vurguluyor. Dış dünyanın Türkiye'yi sadece beyaz Türkler ya da oryantalistler vasıtası ile tanıdığını anlatan Yılmaz, Today's Zaman'ın kıt kaynak ve zorlu imkânlara rağmen Türkiye'deki demokratikleşmeyi, AB değerlerini daha iyi okuduğunu dile getiriyor. Transatlantik Alman Marshall Fonu uzmanlarından Dr. Joshua Walker'a göre modern dizaynı, internet görünürlüğü ve haberciliğiyle todayszaman.com Türkiye'ye açılan bir kapı. Walker, "Artık Türkiye'yle ilgili analistlerle konuştuğumda sıklıkla Today's Zaman'ı referans veriyorlar." Yorumunu yapıyor. Princeton Üniversitesi profesörü ve ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın dış politika uzmanlarından Anne-Marie Slaughter ise "Today's Zaman'ı çok sevdiğini" söylüyor. İstanbul Politika Merkezi'nden Joost Lagendijk ise gazetenin "muhteşem tasarımı ve toplumun her kesiminden köşe yazarlarının güzel bir karışımı ile" Türkiye ile ilgili en iyi İngilizce bilgi kaynağı olduğunu dile getiriyor. 

Geçen mayıs ayında internet odaklı yayına başlayan ve 24 saat okurlarına ulaşan todayszaman.com, bölgede yayın yapan en çok ziyaret edilen İngilizce haber sitelerinden birisi. Yeni tasarımıyla todayszaman.com ayda yaklaşık 3 milyon sayfa görüntülenmeye sahip.



Türkiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi 5 Yaşında

5 Ocak 2012 Perşembe

Askerde Sivil, Sette Asker Oldum!

Ertuğrul Şakar, Samanyolu TV'de cumartesi günleri ekrana gelen Şefkat Tepe'de eskerliğin en zor şartlarını yerine getiriyor. Şakar, gerçek askerlikte bile bu kadar zorlanmamış.

Resim

Asker rolündeki bir oyuncuyla sohbetin ilk konusu kuşkusuz 'askerlik yaptınız mı?' olur... Onun gerçek ile kurgu arasında yaşadığı ikilem merak konusudur. Nöbet tuttun mu, dayak yedin mi vs... Ama bazılarının durumu tam tersi olabilir. Askerde görmediği şeyleri dizide yaşıyorsa, bu da önemlidir. Silah tutuşu, ast-üst ilişkisi ve davranışları daha bir özenle takip edilir. İzleyicinin bakışı değişir, oyuncu kabiliyeti ve yeteneği konuşulmaya başlar. Ertuğrul Şakar; nam-ı diğer Celil Astsubay yukarıdaki tanıma uyan bir karakter. Askerliğini takım elbise kravatla bitirmiş, eline doğru dürüst silah almamış, nöbet tutmamış. Ama gelin görün ki Samanyolu TV'de cumartesi günleri ekrana gelen Şefkat Tepe'de eskerliğin en zor şartlarını yerine getiriyor. Deyiş yerindeyse; askerde sivil, sivilde askerliği yaşıyor. Elbette kimse ona kıyak geçmemiş askerde. Konservatuar mezunu olmanın avantajını yaşamış. 

Her Türk genci gibi onun da askerlik anıları var. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu olması ve Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışması oyunculuk yeteneğinde önemli paya sahip olsa da Dördüncü Osman dizisiyle girdiği televizyon dünyası ve oynadığı Tombala adlı sinema filminin kariyerinde önemli bir yeri var. Bir tren garında atıldığı iş hayatında, hangi dalgaların onu sete taşıdığını Konya'da bir kahve sohbetinde anlatıyor... 

Başarılı bir sezonun ardından, Şefkat Tepe yoluna devam ediyor. Dizinin konusu ve söylemi sorumluluğunuzu ne ölçüde artırıyor? 

Bize sadece iyi olmak yetmez. Daha iyi olmak için gayret ediyoruz. Zaten en iyi olunca da sorumluluk artıyor. Cumartesi-pazar, yayın kuşağı içinde çok fazla ciddiye alınmaz. Sayemizde cumartesi 'gün' olmaya başladı. Hafta içi gibi değerlendiriliyor artık. Bu yüzden de diğer kanallar iddialı projelerini bu günde yayınlamaya başladılar. Bunda katkımız büyük. Öncü olduk. 

Dizide olaylar çok hızlı gelişiyor. Bir sonraki bölümde ne olacağını kestirmek güçleşiyor... 

Bu çok güzel. Ben bilmiyorum. İzleyici de bilmesin. Hep beraber oturup izleyelim. 'Haa bu da oluyormuş..' diyelim. 

Şefkat Tepe'nin yüksek reyting almasında, gündemle paralel gitmesinin bir etkisi var mı? 

Reyting konusunda belirsizlik önemli bir faktör belki ama, gündemle paralel gitmesi çok önemli. Biz bir asker dizisi çekiyoruz. Türkiye'de herkes askeri merak eder. Bir de bilmediğini merak eder insanlar. Reytingi artıran bu merak duygusudur biraz da... Askerlik nedir? Başımıza ne gelecek? Bu soruları soran çok insan var. 

Askerlik olunca eleştiri de çok oluyordur... 

Olmaz mı? Yaşlısı, genci herkes izliyor. Silah öyle mi tutulur? Çatışma böyle mi olur? diyebilirler. Bu anlamda işimiz çok zor. Ama askerî danışmanlarımız var. En ufak ayrıntıya bile dikkat ediyoruz. Bu da kaliteyi artırıyor. Postal bağlamasına bile ayrı bir özen gösteriyoruz. 

Oyuncusunuz belki ama; gerek dizide gerek gerçek hayatta olanlar sizi etkiliyor mu? 

Beni çok etkiliyor. Ben Çerkes'im. Atalarımız bu ülkede ezan sesi dinmesin, bayrak inmesin diye savaşmış. Ben onlardan etkilendiğim için sette çok farklı oynuyorum. Bana böyle bir şans verildi. Ben Celil karakteriyle duygularımı ekrandan yansıtıyorum. Siz aklınızdan geçirdiğiniz şeyleri unuturken ya da söylemezken ben onları söyleme şansına sahibim. Celil'in söylediklerini herkes adına söylüyorum. Ben Çerkes'im, siz Kürt olabilirsiniz. Yapımcım Laz olabilir. Her ırktan olabilir bunun önemi yok. 

Dizinin adı gibi şefkatli yanını da unutmamak gerek... 

Güneydoğu da olur, İstanbul da. Hepsi merhamet sahibi... Bakın, gazetelere yansıyan bir fotoğraf vardı. Parkasını teröriste veren bir subay resmi. Orada halk var. Onlara zarar vermeyelim deniyor. Biz böyle yaklaşıyoruz. Şefkat ve merhamet bizim başlangıç noktamız. 

Bir de askerlik anıları vardır, ömür boyu anlatılır... 

Ben Demiryolları Meslek Lisesi'ni yatılı okudum. Demiryolları'nda işe başladım. Normalde kravat takım elbise ile gezen bir adamdım. Askerde de şanslıydım. Selimiye Kışlası'na düştüm. Yine takım elbise ve kravat ile geziyordum. Konservatuar mezunu olduğum için askeriyenin gazino bölümde görev yaptım. 

Siz askerlikle burada tanışmışsınız yani... 

Öyle oldu. Askerî elbise üzerimden çıkmıyor. 'Köprüden soğuk suya atla' dediler. Şaşırdım. Yani hiç yapmadığım şeyleri burada yapıyorum. Normalde denize gittiğimde iskeleden atlamayan biriyim ben. Tam asker olduk. Bir askerî araba sollarken içindeki rütbeliye bakıyorum şimdi. Rütbesi nedir diye. Nereye derseniz, hangi dağı gösterirseniz tırmanırım şimdi. Burası bize çok şey kazandırdı.

Sizin için de spor oluyor... 

Dağın tepesindeyim. Sabah erkenden gitmişiz oraya kahvaltı yapıyoruz. Diyorum ki; büyük şehirlerde insanlar hafta sonu tatilleri için gezi yapıp bir de üstüne para ödüyorlar. Ben olaylara biraz da böyle bakıyorum. 

Eşiniz tempolu çalışmanıza ne diyor? Zaman ayırabiliyor musunuz ona? Asker yolu mu gözlüyor? 

Bana hakkımı helal etmemi söylüyor. Zor şartlarda çalıştığım için. Bir de diziyi izliyor, not tutuyor, zaman zaman da eliştiriyor tabii ki...

Zaman


Askerde Sivil, Sette Asker Oldum!

27 Aralık 2011 Salı

Keşke 10 Yıl Önce Yayına Başlayabilseydik

Ekim 2010'da yayın hayatına merhaba diyen Türkiye'nin Kürtçe yayın yapan ilk ulusal özel kanalı Dünya TV, kısa sürede bölge halkının güvenini kazandı.

Resim

Gaziantep merkezli kanal stüdyoları, programları ve yayın akışıyla Avrupa'dan Amerika'ya, Kuzey Irak'tan Ortadoğu'ya geniş bir alanda izleyiciye ulaşıyor. "Keşke imkân olsaydı da biz bu yayınlara 10 yıl önce başlasaydık." diyen Ketenci ile 'bir buçuk kat'tan dünyaya açılan Dünya TV'yi konuştuk.

Kürtçe yayıncılık Türkiye'de daha çok yeni. Bu, büyük bir cesaret değil mi?

TRT Şeş başlamasaydı, özel sektör bu işe cesaret edemezdi. Yayıncılık konusunda bizim en büyük zorluğumuz burada başlıyor. Her şeyi yeniden yapmanız gerekiyor. Gerçi yaptığınız her şey orijinal oluyor. Sayın Cumhurbaşkanı'mız ziyaretimize geldiğinde bu yayınları normalleşmenin göstergesi olarak yorumlamıştı. Belki Samanyolu Yayın Grubu bunu 10 yıl önce düşünüyordu ama o zaman şartlar olgunlaşmamıştı.

Kürtçe yayın yapan kanal sayısında artış olur mu?

Normalleşmenin artması için sahaya yeni oyuncuların girmesi gerekiyor. Şu an TRT Şeş ile Dünya TV var, bu işi ciddi şekilde yapan. Her şey kâr ve reyting değil. Bugüne kadar mağdur ettiğimiz insanlara bir borç var. Özel sektör daha fazla okul açarak, işadamları istihdam sağlayacak, bizim de yayıncılık anlamında buraya hizmet etmemiz lazım.

Sizin için zor olmadı mı ilk olmak?

Yıllardır devam eden yasaklamaların getirdiği bir tutukluk var. Kürtçe okuma yazma bölgede çok az. Kanala eleman almak için 450-500'e yakın insanla mülakat yaptık, 10 kişi ancak çıktı istediğimiz seviyede Kürtçe okuma yazma bilen. Bu eksikliği gidermek için "Kurdî Hîn Dibim" (Kürtçe Öğreniyorum) diye gramer programı başlattık. Bu, çok ciddi rağbet görüyor. Küre TV'den de eski bölümleri takip edilebiliyor. Bunun yanında Tarçın ve Arkadaşları ile Caillou'nun Kürtçe dublajını yaptık. Yakında Yeşil Oba'yı da yayınlayacağız. Hatta Kaynak Yayın Gurubu'yla anlaştık, masalları Çirok adıyla Kürtçeye çeviriyoruz.

Yayınlarınızın yurtdışında gördüğü ilgi nasıl?

Sadece bölge insanıyla değil, yurtdışında yaşayan, bir şekilde ülkesini terk etmek durumunda kalan pek çok Kürt aydınla görüşüyoruz. Avrupa'da, ABD'de, Kuzey Irak'ta... Bu insanlar haklı ya da haksız bu toprakları terk etmişler. Bir insanın gurbete çıkması acı bir şey. Bunlar AB'de etkin konumda. Biz bunlara ulaştık. Pek çok problemin demokratik yollarla çözülebileceği kanaatine varmış insanlar. Bu insanlarla ekranlarımızı açıyoruz.

Görüştüğünüz aydınlar yayınları nasıl buluyor?

Şivan Perver, Ahmet Aras gibi entelektüellerle 15'e yakın program yaptık. Bizim yaptığımız çalışmaları görünce memnun kalıyorlar. Bazıları 'Siz bizim hayallerimizi gerçekleştirdiniz' diyor. Bugüne kadar çok mağdur olmuşlar. Bizim ekranı görünce gözleri yaşarıyor.

Bölge halkının ilgisini nasıl buluyorsunuz?

İlk başta Sırlar Dünyası'nı yapmaya başladık. 10 kere izlemiştirler belki, ama 11.sini Kürtçe izleyince gözyaşını tutamayan vatandaşlarımız var. Hem TRT Şeş'i hem bizi izliyorlar. Bizi arayıp 'Kürtçe kursu programına katılmak istiyoruz' diyorlar. Müzik konusunda yine öyle. Çok fazla yerel sanatçı müracaat ediyor. Biz de imkânlarımız ölçüsünde onları yayına alıyoruz.

Bazı programlarınız üç dilde izlenebiliyor...

Türkiye'de üç dilde yayın yapan kanal vardı ama biz biraz daha öne çıktık. Özellikle Samanyolu Yayın Grubu'nun yapımları var. ABD'de yayın yapan ve Ebru TV'de yayınlanan bazı programları aldık. Mesela Ayna'ya Kürtçe dublaj yaptık. Aynı programı izleyicilerimiz Türkçe ve İngilizce de izleyebiliyor. Programın altında kaç dil olduğu yazıyor. Bu arada yeni birkaç projemiz var ama yaza doğru netleşir sanırım. Spor, gezi, eğlence, bir kanalda olması gereken her şey bizde var. Hatta Hollanda liginden özetler var. Şimdi yeni başlayacak Divan diye bir programımız var. Kürt kültürünün yanık seslerine ekranımızı açacağız. Pek çok eski Kürtçe klipleri ve şarkıları taş plaktan dijitale aktardık. 1.000'e yakın parça var. Bunları arşivlerden bulmak zor.

İnsanlar yeterince gergin, tartışma programına gerek yok

"Bizim de gönlümüzde sinema filmi yayınlamak var. Biz insanların gönüllerine onların diliyle sesleniyoruz. Programlarımız sevgi-muhabbet eksenli. Eğitim, kültür üzerine. Tartışma programımız yok. İnsanlar yeterince tartışıyor ve Türkiye yeterince gergin zaten. Tartışmaktan ziyade, bu güzel kültürün güzel yönlerini öne çıkartmak amacımız..."

'Annem kürtçe bilmiyor ama şarkıları ağlayarak izliyor'

"Annem Kürtçe bilmiyor ama 'Sizin televizyondaki şarkıları dinledikçe ağlıyorum' diyor. Müzik evrensel bir şey. Gönül Yarası filminde Meltem Cumbul, Kürtçe bir şarkıyı dinlerken ağlamış Şener Şen 'Sen Kürtçe bilmiyorsun neden ağlıyorsun?' demişti. O da 'Bu parçaya ağlamak için Kürtçe bilmeye ne gerek var?' demişti."

ZAMAN


Keşke 10 Yıl Önce Yayına Başlayabilseydik