11 Haziran 2011 Cumartesi
'Milletin Seçimi' Samanyolu'nda
Samanyolu TV ve Samanyolu Haber TV, gerçekleştireceği özel yayınlarla 2011 seçim sonuçlarını sizlere ulaştırıyor.
Alıntı
Labels:
12 Haziran,
samanyolu haber,
Seçim 2011
Kimse Yok Mu "Gönüllüler" 5. Bölüm
Gönüllüler'den Şanlıurfalı öğrencilere sürpriz...
Program ekibi bu hafta, Şanlıurfa'dan gönüllü hareketlerini ekrana getiriyor.
Bu hafta Şanlıurfa'da bir köy okulunu ziyaret eden ekip, öğretmen ve öğrencilerle bir araya geliyor. Kısa bir sohbetin ardından "Gönüllüler", okul ihtiyaçlarını tespit edip çalışmalara başlıyor. Yardımsever kişilerin de desteği ile okulu yenileyen program ekibi, öğrencilere çeşitli sürprizler hazırlıyor.
Sadece Türkiye'de değil dünyanın herhangi bir ülkesinde yardım bekleyen insanlara, yardım eli uzatmak için yollara düşen "Kimse Yok Mu?"nun sunuculuğunu Ahmet Bozkuş ve Cengiz Toraman üstleniyor.
Farklı coğrafyalarda yaşayan insanların yardımına koşan, umutları çoğaltan ekip, paylaşmanın erdemini ekrana taşıyor ve seslerini duydukları herkese yardım eli uzatarak ulaşmaya çalışıyor.
Kimse Yok mu Gönüllüler 5. bölümünü Küre TV'den izleyebilirsiniz.
Kimse Yok mu Gönüllüler 5. Bölümü
Hocaefendi'den Üslup Hatırlatması
'Öyle üslup hataları vardır ki insanları Allah'ın dininden ve Resûl-i Ekrem'in şefkat ikliminden uzaklaştırır.'
Hakikatler üslup hatasına kurban edilmemeli
Allah'ın elçileri, evvelâ, Cenâb-ı Hakk'a gönülden inanıp O'nun emirlerine itaat edenlerin nâil olacağı dünyevî ve uhrevî mükâfatları bildirmişlerdir.
İmanın bu dünyada saadete vesile olduğunu belirttikleri gibi, mü'minlerin ötede de cennet nimetlerine kavuşacaklarını müjdelemişlerdir. İnsanları Allah yoluna çağırırken meseleleri zor göstermemeye, muhataplarını ürkütmemeye ve onların içlerinde nefret duygularının uyanmasına sebebiyet vermemeye azamî dikkat göstermiş; herkesi hikmetle, güzel ve makul öğütlerle Allah'ın dinine davet etmişlerdir.
Sâniyen; hikmet ile tebliğin bir gereği olarak, zaman zaman eğri yolun encamından bahisler açmış ve insanları kötülüklerden sakındırmışlardır. Bir çobanın, gerektiğinde koyunlarına taş atıp onları tehlike mahallinden uzaklaştırdığı gibi; peygamberler de, değişik ikaz vesileleriyle ümmetlerini gafletten kurtarmaya ve tehlikelerden korumaya çalışmışlardır. Bu itibarla da, onlar zorlayıcı, gözdağı verici ve korkutucu değil, sadece azabı haber verici ve sakındırıcıdırlar.
Aslında, Kur'an-ı Kerim'in üslubuna bakılacak olursa, tergîb (özendirme) ile terhîbin (sakındırma) her zaman birbirini takip ettiği görülecektir. Uzun sûrelerde makta'ların (belli bir meseleyi ele alan daha kısa bölümlerin) birisinde imrendirme ve teşvik ihtiva eden bir mevzudan bahsediliyorsa, genellikle öbüründe uyarma, tedbir aldırma ve kötü akıbetten alıkoyma manalarını da barındıran bir konu anlatılmaktadır. Hatta peşi peşine gelen kısa sûreler arasında da aynı münasebet söz konusudur; önceki sûrede özendirme varsa, sonrakinde sakındırma bulunmaktadır.
Bu açıdan, müjdelemenin yanı sıra sakındırma yolunu da kullanmak irşad ve tebliğ mesleğinin gereğidir. İnsanları hep iyiliklerin peşinde bulunacakları bir koridorda yol almaya, ömür boyu imanın lezzetini duyacakları bir atmosferde yaşamaya ve ufukta da her zaman cennetin tüllendiğine şahid olmaya imrendirmek; kezâ, sonu felakete çıkan bir dehlizde yürümekten onları alıkoymak, o dehlizin giriş kapıları sayılan günahlara karşı içlerinde tiksinti hasıl etmek ve şayet o boğucu havadan uzak kalmazlarsa ebedî hüsrana uğrayabileceklerini onlara hatırlatmak lazımdır.
Ne var ki, insanlar fıtrat itibarıyla farklı farklıdırlar; bazıları imrendiricilikle harekete geçmeye daha meyyal olurlar; kimileri de içlerindeki akıbet endişesinden dolayı sakındırma metoduyla hayırlı işlere daha bir sarılırlar. Dolayısıyla, mürşid ve mübelliğ, muhatabının karakterini ve mizacını gözetmeli; kime, nerede, ne ölçüde müjdeleyici ve ne nisbette uyarıcı olması gerektiğini çok iyi belirlemelidir. Şüphesiz niyetin sağlamlığı, ihlâs, samimiyet ve adanmışlık ruhu gibi dinamikler pek önemli birer meseledir; fakat tebliğ ve irşadda üslubun da bambaşka bir yeri ve ehemmiyeti vardır. Şayet dava-yı nübüvvetin vârisleri bu espriyi kavrayamazlarsa, irşad mesleğinde olmadık falsolar yapmaktan kurtulamayacaklardır.
Rehber-i Ekmel Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözleri ekseriyetle objektiftir; umum halk nazara alınarak dile getirilmiş ifadelerdir. Fakat muhataplarının özel hallerine göre, Söz Sultanı'nın farklı farklı beyanlarıyla ve üsluplarıyla da karşılaşmak mümkündür. Resûl-i Ekrem (aleyhissalatü vesselam) bazı kimselere hitap ederken hem farklı argümanlar kullanmış; hem de karşısındaki insanın ruh haletine göre, bazen tergîbi bazen de terhîbi öne çıkarmıştır. Kimi zaman beşîr olmanın gereğini ortaya koymuş; kimi zaman da tam bir nezîr üslubuyla ikazlarını ard arda sıralamıştır.
"Ashabımı Bana Bırakın!.."
Hadis kitaplarında nakledilen şu hadise üslup meselesine ışık tutucu mahiyettedir: Bir gün, yeni Müslüman olmuş birisi, Efendimiz'in (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) huzuruna girerek O'ndan yardım talep etmişti. Hiç kimseyi eli boş döndürmeyen Allah Resûlü, o adama da bazı şeyler vermişti; fakat adam hoşnutsuzluk izhar edip edep sınırlarını da zorlayarak daha fazlasını istemişti. Bunun üzerine, Ashab-ı Kiram'dan bazıları, saygısızlığını cezalandırmak maksadıyla o şahsın üzerine yürümüşlerdi. Peygamber Efendimiz onlara mani olmuş ve başka şeyler de verip o adamı memnun etmişti. Sonra da sahabîlere dönüp şöyle buyurmuştu: Benimle bu köylünün hali kaçan bir deve ile sahibinin durumu gibidir. İnsanlar devenin peşinde koşar, hep beraber onu yakalamaya çalışırlar ama deve kalabalıktan daha çok ürker ve var gücüyle kaçar. Sonunda hayvanın sahibi, "Devemi benimle baş başa bırakın." diye seslenir; eline bir tomar ot alarak ona ön tarafından yavaş yavaş yaklaşır ve sonuçta devesini sakinleştirerek boynuna yuları vuruverir. Eğer siz de o adamı bana bırakmasaydınız onu iyice uzaklaştırmış ve ateşe atmış olurdunuz. Benimle ümmetimin arasına girmeyin, ashabımı bana bırakın!"
Demek ki, üslup hatası yaparak insanları Allah'ın dininden ve Resûl-i Ekrem'in şefkat ikliminden uzaklaştırmak Allah Resûlü ile ümmetinin arasına girmektir. Bu itibarla, insan, yanlış bir üsluptan (daha doğrusu üslupsuzluktan) dolayı kulları ile Yüce Yaratıcı'nın, ümmeti ile Allah Resûlü'nün arasına girmiş olmaktan çok korkmalıdır.
1 - İslamiyet kolaylık üzere bina edilmiştir; fıtratları ve karakterleri gözetmeden, onu zorlaştırırsak dinin ruhuna aykırı bir iş yapmış oluruz.
2 -Öyle üslup hataları vardır ki insanları Allah'ın dininden ve Resûl-i Ekrem'in şefkat ikliminden uzaklaştırır, Allah Resûlü ile ümmetinin arasında engel teşkil eder.
3- Özellikle hümanizm düşüncesinin çok öne çıktığı bu dönemde insanlara imkân elverdiğince müjdeleyici ve teşvik edici olarak yaklaşılmalıdır.
Hakikatler üslup hatasına kurban edilmemeli
Allah'ın elçileri, evvelâ, Cenâb-ı Hakk'a gönülden inanıp O'nun emirlerine itaat edenlerin nâil olacağı dünyevî ve uhrevî mükâfatları bildirmişlerdir.
İmanın bu dünyada saadete vesile olduğunu belirttikleri gibi, mü'minlerin ötede de cennet nimetlerine kavuşacaklarını müjdelemişlerdir. İnsanları Allah yoluna çağırırken meseleleri zor göstermemeye, muhataplarını ürkütmemeye ve onların içlerinde nefret duygularının uyanmasına sebebiyet vermemeye azamî dikkat göstermiş; herkesi hikmetle, güzel ve makul öğütlerle Allah'ın dinine davet etmişlerdir.
Sâniyen; hikmet ile tebliğin bir gereği olarak, zaman zaman eğri yolun encamından bahisler açmış ve insanları kötülüklerden sakındırmışlardır. Bir çobanın, gerektiğinde koyunlarına taş atıp onları tehlike mahallinden uzaklaştırdığı gibi; peygamberler de, değişik ikaz vesileleriyle ümmetlerini gafletten kurtarmaya ve tehlikelerden korumaya çalışmışlardır. Bu itibarla da, onlar zorlayıcı, gözdağı verici ve korkutucu değil, sadece azabı haber verici ve sakındırıcıdırlar.
Aslında, Kur'an-ı Kerim'in üslubuna bakılacak olursa, tergîb (özendirme) ile terhîbin (sakındırma) her zaman birbirini takip ettiği görülecektir. Uzun sûrelerde makta'ların (belli bir meseleyi ele alan daha kısa bölümlerin) birisinde imrendirme ve teşvik ihtiva eden bir mevzudan bahsediliyorsa, genellikle öbüründe uyarma, tedbir aldırma ve kötü akıbetten alıkoyma manalarını da barındıran bir konu anlatılmaktadır. Hatta peşi peşine gelen kısa sûreler arasında da aynı münasebet söz konusudur; önceki sûrede özendirme varsa, sonrakinde sakındırma bulunmaktadır.
Bu açıdan, müjdelemenin yanı sıra sakındırma yolunu da kullanmak irşad ve tebliğ mesleğinin gereğidir. İnsanları hep iyiliklerin peşinde bulunacakları bir koridorda yol almaya, ömür boyu imanın lezzetini duyacakları bir atmosferde yaşamaya ve ufukta da her zaman cennetin tüllendiğine şahid olmaya imrendirmek; kezâ, sonu felakete çıkan bir dehlizde yürümekten onları alıkoymak, o dehlizin giriş kapıları sayılan günahlara karşı içlerinde tiksinti hasıl etmek ve şayet o boğucu havadan uzak kalmazlarsa ebedî hüsrana uğrayabileceklerini onlara hatırlatmak lazımdır.
Ne var ki, insanlar fıtrat itibarıyla farklı farklıdırlar; bazıları imrendiricilikle harekete geçmeye daha meyyal olurlar; kimileri de içlerindeki akıbet endişesinden dolayı sakındırma metoduyla hayırlı işlere daha bir sarılırlar. Dolayısıyla, mürşid ve mübelliğ, muhatabının karakterini ve mizacını gözetmeli; kime, nerede, ne ölçüde müjdeleyici ve ne nisbette uyarıcı olması gerektiğini çok iyi belirlemelidir. Şüphesiz niyetin sağlamlığı, ihlâs, samimiyet ve adanmışlık ruhu gibi dinamikler pek önemli birer meseledir; fakat tebliğ ve irşadda üslubun da bambaşka bir yeri ve ehemmiyeti vardır. Şayet dava-yı nübüvvetin vârisleri bu espriyi kavrayamazlarsa, irşad mesleğinde olmadık falsolar yapmaktan kurtulamayacaklardır.
Rehber-i Ekmel Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözleri ekseriyetle objektiftir; umum halk nazara alınarak dile getirilmiş ifadelerdir. Fakat muhataplarının özel hallerine göre, Söz Sultanı'nın farklı farklı beyanlarıyla ve üsluplarıyla da karşılaşmak mümkündür. Resûl-i Ekrem (aleyhissalatü vesselam) bazı kimselere hitap ederken hem farklı argümanlar kullanmış; hem de karşısındaki insanın ruh haletine göre, bazen tergîbi bazen de terhîbi öne çıkarmıştır. Kimi zaman beşîr olmanın gereğini ortaya koymuş; kimi zaman da tam bir nezîr üslubuyla ikazlarını ard arda sıralamıştır.
"Ashabımı Bana Bırakın!.."
Hadis kitaplarında nakledilen şu hadise üslup meselesine ışık tutucu mahiyettedir: Bir gün, yeni Müslüman olmuş birisi, Efendimiz'in (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) huzuruna girerek O'ndan yardım talep etmişti. Hiç kimseyi eli boş döndürmeyen Allah Resûlü, o adama da bazı şeyler vermişti; fakat adam hoşnutsuzluk izhar edip edep sınırlarını da zorlayarak daha fazlasını istemişti. Bunun üzerine, Ashab-ı Kiram'dan bazıları, saygısızlığını cezalandırmak maksadıyla o şahsın üzerine yürümüşlerdi. Peygamber Efendimiz onlara mani olmuş ve başka şeyler de verip o adamı memnun etmişti. Sonra da sahabîlere dönüp şöyle buyurmuştu: Benimle bu köylünün hali kaçan bir deve ile sahibinin durumu gibidir. İnsanlar devenin peşinde koşar, hep beraber onu yakalamaya çalışırlar ama deve kalabalıktan daha çok ürker ve var gücüyle kaçar. Sonunda hayvanın sahibi, "Devemi benimle baş başa bırakın." diye seslenir; eline bir tomar ot alarak ona ön tarafından yavaş yavaş yaklaşır ve sonuçta devesini sakinleştirerek boynuna yuları vuruverir. Eğer siz de o adamı bana bırakmasaydınız onu iyice uzaklaştırmış ve ateşe atmış olurdunuz. Benimle ümmetimin arasına girmeyin, ashabımı bana bırakın!"
Demek ki, üslup hatası yaparak insanları Allah'ın dininden ve Resûl-i Ekrem'in şefkat ikliminden uzaklaştırmak Allah Resûlü ile ümmetinin arasına girmektir. Bu itibarla, insan, yanlış bir üsluptan (daha doğrusu üslupsuzluktan) dolayı kulları ile Yüce Yaratıcı'nın, ümmeti ile Allah Resûlü'nün arasına girmiş olmaktan çok korkmalıdır.
1 - İslamiyet kolaylık üzere bina edilmiştir; fıtratları ve karakterleri gözetmeden, onu zorlaştırırsak dinin ruhuna aykırı bir iş yapmış oluruz.
2 -Öyle üslup hataları vardır ki insanları Allah'ın dininden ve Resûl-i Ekrem'in şefkat ikliminden uzaklaştırır, Allah Resûlü ile ümmetinin arasında engel teşkil eder.
3- Özellikle hümanizm düşüncesinin çok öne çıktığı bu dönemde insanlara imkân elverdiğince müjdeleyici ve teşvik edici olarak yaklaşılmalıdır.
Labels:
Hocaefendi
Seçim Gecesi İzleyici Samanyolu Haber'de Kalacak
Seçime saatler kala televizyonların yayın akışları da netleşti. Sonuçları en hızlı ve doğru şekilde izleyicilere ulaştırmak için günler öncesinden çalışmalarını tamamlayan ve pazar gününü beklemeye başlayan Samanyolu Haber TV yayın kadrosu, 24 saat aralıksız yayınla rakiplerine fark atmaya hazırlanıyor.
"Milletin Seçimi" adıyla pazar günü saat 16.00'da başlayacak ve pazartesi akşamına kadar sürecek yayında teknolojinin tüm imkanları kullanılacak. Hazırlıkların bittiğini, tahminlerin sona erdiğini ve artık rakamların konuşulacağını söyleyen Samanyolu Haber TV Genel Yayın Yönetmeni Metin Yıkar, "Sandıklar açılmadan yayın akışımızı seyircimizle paylaşacağız. Üstün teknoloji grafikler ve dokunmatik ekranımızla neler sunacağımızı özetleyeceğiz. Yasaklar kalkar kalkmaz en anlaşılır grafiklerle gelişmiş teknolojiyi kullanarak il il sonuçları açıklayacak ve bu sonuç ekranı, 24 saat boyunca reklamlar dahil ekranda kalmaya devam edecek." diyor.
Kanalın deneyimli sunucuları Kemal Gülen, Abdullah Abdulkadiroğlu, Mahmut Filizer, Sinem Dinçay'ın yanı sıra Burcu Şentürk, Orsem Ertingu Sevmiş, Zekeriya Gültekin ve Sevcan Ödemiş Yıldız, sonuçları ve oluşan tabloyu enine boyuna yorumlayacak. Kritik noktalarla bağlantılar, canlı yayınlar, uzman konuklardan yorumların yer alacağı Milletin Seçimi'nde, gün boyu yaşanan gelişmeler izleyicilerle paylaşılırken Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Gaziantep'ten canlı yayınlarla bölgedeki son gelişmeler aktarılacak.
Usta yorumcular ekranda
Sandıkların açılıp yayın yasağının kalkmasıyla birlikte Cihan Haber Ajansı'ndan alınan veriler en hızlı biçimde, anlaşılır ve sade grafiklerle duyurulacak. Aziz Üstel, Mustafa Şentop, Hilal Kaplan, Yasemin İnceoğlu, Faik Tarımcıoğlu, Önder Aytaç, Gültekin Avcı, Ali Bulaç, Mehmet Altan, Avni Özgürel, Ria Ruijten, Joost Lagendijk ve Doğan Tarkan gibi yerli ve yabancı gazeteciler meydana çıkan resmi değerlendirecek; adaylar, partiler, muhtemel yeni kabine ve seçim sonrasının Türkiye'si hakkında bilgiler aktaracak. Tahminler ve gerçekler arasındaki ilişkiye ya da ayrılıklara değinilirken illerin durumu, partilerin performansı, liderlerin çalışmaları da değerlendirilecek.
Samanyolu Yayın Grubu'nun, toplumun hemen her kesiminin güvenini kazandığının altını çizen Metin Yıkar, sorumluluklarını şu cümlelerle özetliyor: "En büyük sermayemiz güven. Sorumluluğumuzun farkındayız. Elbette bu güveni çok çalışma, teknolojik yatırımlar ve iyi organizasyonlarla desteklemeye gayret ediyoruz." Anlık gelişmeler için de hazırlıklarını tamamlayan Samanyolu Haber TV, mobil ekiplerle dokuz ayrı noktadan canlı yayın yaparak, seçimlerle ilgili her türlü bilgiyi ve gelişmeyi izleyicilere duyuracak. Seçimlerin en aktif kanalları arasında gösterilen Samanyolu Haber, mitingler ve Anadolu'nun nabzını tuttuğu yayınlarla dikkat çekmiş, milletvekili adaylarıyla seçmeni buluşturarak karşılıklı talepleri de ekrana yansıtmıştı.
Alıntı
"Milletin Seçimi" adıyla pazar günü saat 16.00'da başlayacak ve pazartesi akşamına kadar sürecek yayında teknolojinin tüm imkanları kullanılacak. Hazırlıkların bittiğini, tahminlerin sona erdiğini ve artık rakamların konuşulacağını söyleyen Samanyolu Haber TV Genel Yayın Yönetmeni Metin Yıkar, "Sandıklar açılmadan yayın akışımızı seyircimizle paylaşacağız. Üstün teknoloji grafikler ve dokunmatik ekranımızla neler sunacağımızı özetleyeceğiz. Yasaklar kalkar kalkmaz en anlaşılır grafiklerle gelişmiş teknolojiyi kullanarak il il sonuçları açıklayacak ve bu sonuç ekranı, 24 saat boyunca reklamlar dahil ekranda kalmaya devam edecek." diyor.
Kanalın deneyimli sunucuları Kemal Gülen, Abdullah Abdulkadiroğlu, Mahmut Filizer, Sinem Dinçay'ın yanı sıra Burcu Şentürk, Orsem Ertingu Sevmiş, Zekeriya Gültekin ve Sevcan Ödemiş Yıldız, sonuçları ve oluşan tabloyu enine boyuna yorumlayacak. Kritik noktalarla bağlantılar, canlı yayınlar, uzman konuklardan yorumların yer alacağı Milletin Seçimi'nde, gün boyu yaşanan gelişmeler izleyicilerle paylaşılırken Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Gaziantep'ten canlı yayınlarla bölgedeki son gelişmeler aktarılacak.
Usta yorumcular ekranda
Sandıkların açılıp yayın yasağının kalkmasıyla birlikte Cihan Haber Ajansı'ndan alınan veriler en hızlı biçimde, anlaşılır ve sade grafiklerle duyurulacak. Aziz Üstel, Mustafa Şentop, Hilal Kaplan, Yasemin İnceoğlu, Faik Tarımcıoğlu, Önder Aytaç, Gültekin Avcı, Ali Bulaç, Mehmet Altan, Avni Özgürel, Ria Ruijten, Joost Lagendijk ve Doğan Tarkan gibi yerli ve yabancı gazeteciler meydana çıkan resmi değerlendirecek; adaylar, partiler, muhtemel yeni kabine ve seçim sonrasının Türkiye'si hakkında bilgiler aktaracak. Tahminler ve gerçekler arasındaki ilişkiye ya da ayrılıklara değinilirken illerin durumu, partilerin performansı, liderlerin çalışmaları da değerlendirilecek.
Samanyolu Yayın Grubu'nun, toplumun hemen her kesiminin güvenini kazandığının altını çizen Metin Yıkar, sorumluluklarını şu cümlelerle özetliyor: "En büyük sermayemiz güven. Sorumluluğumuzun farkındayız. Elbette bu güveni çok çalışma, teknolojik yatırımlar ve iyi organizasyonlarla desteklemeye gayret ediyoruz." Anlık gelişmeler için de hazırlıklarını tamamlayan Samanyolu Haber TV, mobil ekiplerle dokuz ayrı noktadan canlı yayın yaparak, seçimlerle ilgili her türlü bilgiyi ve gelişmeyi izleyicilere duyuracak. Seçimlerin en aktif kanalları arasında gösterilen Samanyolu Haber, mitingler ve Anadolu'nun nabzını tuttuğu yayınlarla dikkat çekmiş, milletvekili adaylarıyla seçmeni buluşturarak karşılıklı talepleri de ekrana yansıtmıştı.
Alıntı
Labels:
12 Haziran,
samanyolu haber,
Seçim 2011
Tek Türkiye Setinden Haberler
İyi Hafta Sonları bu hafta Konya'da çekilen Tek Türkiye dizisinin setine konuk oluyor.
Dila Hemşire, Doktor Tarık ve Şivan'la yapılan röportajlar, merakla beklenen finale dair ipuçları ve dizinin oyuncularından Müjgan Gönül, Ozan Çobanoğlu ve Süleyman Karadağ ile yapılan sohbet ekrana geliyor. Program ayrıca Mevlânâ Türbesi'ni ve Konya'nın gezilip görülesi yerlerini de ekrana getiriyor.
SAMANYOLU HABER TV / 10.10
ZAMAN / Alıntı
Dila Hemşire, Doktor Tarık ve Şivan'la yapılan röportajlar, merakla beklenen finale dair ipuçları ve dizinin oyuncularından Müjgan Gönül, Ozan Çobanoğlu ve Süleyman Karadağ ile yapılan sohbet ekrana geliyor. Program ayrıca Mevlânâ Türbesi'ni ve Konya'nın gezilip görülesi yerlerini de ekrana getiriyor.
SAMANYOLU HABER TV / 10.10
ZAMAN / Alıntı
ŞEFKAT TEPE 29. Bölüm - Masum İnsanlar Hedefte!
Ülkeyi zor durumda bırakacak yeni eylem için her şey planlanır. Bütün detayların düşünüldüğü bu hain plan için gereken malzemeler, örgüt tarafından temin edilir. Bir yolcu trenini hedef alması istenen füzeler, masum insanların da hayatını tehlikeye atar.
Serdar Komutan ve ekibi, örgütün oyununa son vermek için, elinden geleni yapar. Gerçekleşecekleri engellemek için Leyla'dan yardım istenir. Ancak deşifre olmak istemeyen Celil, Leyla'nın iyi niyetli çabalarını sonuçsuz bırakacaktır.
Şefkat Tepe 29. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.
Şefkat Tepe 29. Bölüm
Şefkat Tepe heyecan dolu yeni bölümüyle 11 Haziran Cumartesi saat 20:20'de Samanyolu TV'de sizlerle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)