23 Ekim 2011 Pazar

Ana Yüreği 7. Bölüm - Elmas'’ın Sinsi İhaneti Aileyi Mahvediyor

Elmas ile Nadir'’in ilişkisini öğrenen Esma, yıllardır kızlarından ayırmadığı Elmas ile yüzleşir. Fakat Elmas, Nadir'’in kendisine zorla sahip olduğu yalanını söyleyerek Esma'’yı kandırmayı başarır. 

Mefkure, ise ölen oğluna karşılık Esma'’nın kızlarından birisini ister. Esma, bunu duyunca korkunç bir tepki gösterir. Evinin tapusunu Mefkure'’ye vererek kızlarının rahat bırakılmasını ister. Ancak Mefkure'’nin derdi tapu değildir, bu nedenle teklifi kabul etmez. Esma, çaresiz bir şekilde tek çıkar yolunu kızlarını da alıp kaçmakta bulur. Her şey ayarlanır, gece yarısı ailece gidilecektir. Fakat Elmas, tapular karşılığında Esma'’ların gideceği yeri Çakal Ayvaz'’a söyleyince, olanlar olur...




Ana Yüreği 7. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Ana Yüreği 7. Bölüm

Ana Yüreği, 24 Ekim Pazartesi günü saat 19.45'te ekrana geliyor..

Leyla ve Serdar'la Diziye Dair...

''Serdar komutanların sayısı artarsa terör biter'' 

Resim

Şefkat Tepe dizisinin Serdar komutanı Mert Kılıç, yeşil sahalarda top koştururken, oyunculuğa başlamış. 

Hayatı boyunca hep iki işi bir arada yaptığını söyleyen Kılıç, şimdi oyunculuğun yanında düğün organizasyonu yapıyor. Leyla'yı canlandıran Aslıhan Güner ise, çekimler biter bitmez hastaneye, babasının yanına gidiyor. 

STV'nin reyting rekorları kıran dizisi Şefkat Tepe, Konya'nın köylerinde çekiliyor. Hikâye gereği her bölümünde nefes kesen aksiyon sahneleri olan dizinin ekibi; kar kış, dağ tepe demeden çalışıyor. Geçen hafta çekimlerini izlemeye Konya'ya gittik. Sete adımımızı atar atmaz silahlar patladı. Dizinin kötü adamı Baran'la Serdar Komutan birbirinin boğazını sıkıyordu. Dövüş sahnesi o kadar gerçekçiydi ki izlerken bile gerildik. Nitekim Serdar Komutan karakterini canlandıran Mert Kılıç, baygınlık geçirdi. Bütün set ekibi ve oyuncular Kılıç için seferber oldu. Neyse ki kısa bir süre dinlendikten sonra çekimlere devam etti. Silahlar, dövüş ve bayılma derken sette gergin bir ortam var sanmayın. 

Şefkat Tepe dizi setinde yönetmenin her stop deyişinden sonra kahkahalar kopuyor. Teneffüse çıkan lise talebeleri gibiler. Espriler havada uçuşuyor. Öyle ki omuzunda binlerce dolarlık kamerayı taşıyan kameraman bile gülebilmek için kamerayı yere bırakıyor. Dizinin iki ezeli düşmanını canlandıran oyuncular kamera arkasında can ciğer kuzu sarması. Çekimleri yalnızca biz izlemiyoruz, dizinin fanatikleri de orada. Ellerinde fotoğraf makineleri merakla çekimi izliyor. Ekip böyle izlenmeye alışmış. İşlerine bakıyor. 

Dizinin başrol oyuncularından Aslıhan Güner, Türkiye'nin aksiyonu en bol dizisini çektiklerini söylüyor. 

Dizide sürekli silahlar, bombalar patlıyor. Birileri birileriyle dövüşüyor. Oyuncu olmayı hayal ederken böyle şeyleri düşündünüz mü hiç? 

Hep köylü bir kızı oynamayı isterdim. Ama oyunculuk hayallerimde böyle şeyler yoktu. Zaten Türkiye'de bu kadar aksiyon dolu bir iş olacağını kimse düşünmemiştir bence. Senaryoyu okuduğumda çok etkilendim ama teklifi kabul ettikten sonra tekrar okuyunca ağladım. Etrafımda sürekli bombalar patlayacak, endişelendim. Sonra beni yumuşattılar. Bunun teknikleri var size zarar vermez dediler. Henüz üstümde fünye filan patlamadı. Yine de korkuyorum. Aslında silaha alışkınım. Köyde büyüdüm sayılır. Liseye kadar her sene 3 ay Sivas'taki köyümüze giderdik. Orda her evde silah olur. Ben salon dizilerinde de oynadım. İddia ediyorum, hiçbir dizide şartlar bizimki kadar zor değil. Bugün benim diyen bu şartlara dayanamaz. 

Siz bu şartlara nasıl ve neden dayanıyorsunuz? 

Çünkü çok iyi bir ekibiz. Siz de gördünüz, çok eğelenerek çekiyoruz. Dizinin birbirinden nefret eden karakterleri set arkasında ne kadar samimi gördünüz. Bizi o elektrik etkiliyor. Dizinin çok izlenmesini de ben buna bağlıyorum. Kamera arkasındaki elektrik iyi olduğu zaman ekrana da yansıyor. 

Oyuncular hep 'Çok iyi bir ekibiz.' der. 

Bazıları numara yapıyor, söyleyeyim! Daha önce çalıştığım işlerde gördüm, birbirlerini sevmediklerini biliyorum. Ama öyle göstermiyorlar. Aaa diyorum, yalan söylüyor. İnanın zaten ekrana samimi olmadıkları yansıyor. Hep bir mesafe, duvar var. Bizde öyle bir şey yok. 

Konya'ya sadece çekimler için mi geliyorsunuz? 


Geçen seneden beri haftada en fazla iki gün İstanbul'da kalabiliyorum. Babam rahatsızlandığından beri durum benim için daha da zorlaştı. Buradan İstanbul'a hastaneye babamın yanına gidiyorum. 

Geçmiş olsun, babanızın rahatsızlığı nedir? 


Üç hafta önce lenfoma kanser teşhisi konuldu. İyi olacak inşallah. Bu geliş gidişler benim için daha da zor. Biraz önce Mert bayıldı, çok korktum. Aslında ben kendimden korkuyorumdur. Bu yoğun tempodan dolayı. 

Reytingleriniz böyle giderse dizi uzun süreceğe benziyor. Gücünüz yeter mi bu tempoya? 

Bu iletişim devam ettiği sürece yeter. Her seferinde yenilenip geliyoruz. Evet biraz şartlar zor. Ama hafif hafif iyileştiriliyor. Yalnızca biraz daha çok dinlenebilsek bomba gibi geliriz. Zaten bu kadar hareketli olmak oyucuya güç de katar. Oyunculukta tatmin oluyorsunuz. Oyuncunun içinde acayip bir enerji var ve salon dizilerinde bu enerjiyi tüketemezsiniz. Burada adam dövüyorum ya. Kızları sırtımda taşıyorum. Daha bir dolu aksiyon. Bu aslında her oyuncuya nasip olmayacak bir performans gerektiriyor. Şanslıyım aslında. 

Adam dövebilmek için eğitim aldınız mı? 

Amcam karate hocası ve çocukluğumda görüyordum. Ondan şanslıyım. Güçlüyümdür de. Mert ve Ufuk zaten dövüşmeyi iyi biliyor. Mert çok hevesli. Acayip teknikleri var. 

*** 

Serdar komutan babama benziyor 

Mert Kılıç: Serdar Komutan beni çok etkileyen bir karakter. Hikâyeyi ilk okuduğumda dedim ki hakikaten orduda böyle adamlar olursa biz bu işin içinden çıkarız. Babacan bir asker. Babam da asker emeklisi. Sevilen bir askerdi. Serdar Komutan'ın bir tarafı babama benziyor. Ama o havacıydı. Güneydoğudaki askerler gibi değildir havacılar. Arazi şartları zorladığı için karakteriniz de ona göre şekilleniyor. Karşısında kendini insanlıktan soyutlamış insanlık dışı her şeyi yapan bir grup var. 

Gözüme değil sözüme bakın 

Aslıhan Güner: Şefkat Tepe yanlış bilinenleri düzeltmeye çalışan bir dizi. Ben bir Kürt kızını oynuyorum. Serdar Komutan da bir Kürt. Baran da Kürt. Ama o terörist. Bazı izleyiciler bunu anlamıyor. O yüzden izleyicilerden diziyi dikkatli izlemelerini istiyorum. Lütfen Leyla'nın gözleri ne kadar güzel, komutan ne kadar yakışıklı diye izlemesinler. Sosyal medyada okuyorum Leyla'nın gözü güzel, Serdar babayiğit diye yazıyorlar ama aslında bizim vermek istediğimiz o değil. Biz Kürt Türk ayırımı yapılmamasını anlatmaya çalışıyoruz. 

*** 

Oyuncu olmak için futbol oynadım 

Eski futbolcu ve manken Mert Kılıç, sadece oyunculuk yapmıyor. Düğün organizasyonları yapan bir şirketi var (MRT Organizasyon). Çekimi olmadığı zamanlarını ofisinde geçiriyor. 

Oyunculuktan önce profesyonel futbolcuymuşsunuz. İkisinin ortak yönü de binlerce insanın aynı anda sizi izlemesi. Oyunculuğa geçişinizin sebebi bu muydu? 

Çocukluğumda hep sıradan biri olmamalıyım derdim. İnsanlar tarafından sevilen, saygı duyulan biri olmayı isterdim. Onun için de futbolcu ve oyuncu olmak istedim. Futbolla oyunculuk arasındaki bağ da izlenmek ve ilgi görmektir. 

Futboldan ekrana geçiş nasıl oldu? 

Amasya'da futbol oynarken arkadaşlarım neden modellik düşünmüyorsunderdi. Tipime de güveniyordum. Hatta teknik direktörüm "Mert iyi bir futbolcusun ama bir de oyunculuk düşünebilirsin, artist gibi adamsın." derdi. O zamanlar gencim. Ben de neden olmasın dedim. İstanbul'daki takımlarda oynarsam geçiş yaparım diye düşündüm. Bir yandan geçimimi sağlamak için amatör bir takımda futbol oynuyordum bir yandan da modellik yapıyordum. Bir yarışmada dereceye girdim. Türkiye'yi Avrupa'da temsil edecektim. O dönemde aynı zamanda bir diziden teklif aldım. Asıl amacım oyunculuk olduğu için yarışmaya gitmedim. Dizide oynadım. 

Avrupaya gitmediniz ama Amerika'ya gittiniz... 

Yapmak istediğim meslek buydu. Dolayısıyla futbolu bıraktım. Bu mesleği yapmak için istemek, görsellik ve yetenek lazım. Bunların hepsi bende var ama bir de eğitimini almam gerekir diye düşündüm. Bu iş en iyi Amerika'da yapılıyor. İngilizcemi de ilerletmek için mesleğimin zirvesindeyken Amerika'ya gittim. Döndükten sonra Şefkat Tepe'de oynamaya başladım. 

Mankenliğe devam ediyor musunuz? 

Modelliği oyunculuğa geçiş yapmak için kısa bir süre yaptım. İstediğimi başarınca devam etmedim. Şimdi oyunculuk dışında düğün organizasyonları yapıyorum. Çekimlerden arta kalan vaktimi ofisimde nikah ve düğün organizasyonu yapmakla geçiriyorum. 

İnsanlar sizi görünce şaşırıyorlar mı? 

Önce 'sizi nereden tanıyorum' oluyorlar. Hatırlayınca daha çok güveniyorlar. Oyunculuğun böyle bir faydası var. İnsanlar size güveniyor. 

Amerikalı komutan gelecek diye bir ay prova yaptırdılar 

Acemi birliğimi Ankara Etimesgut'ta yaptım. Tank şoförüydüm. Amerikan Kara Kuvvetleri komutanı ziyarete gelecekmiş, tümen komutanı ve bir erle yemek yiyecekmiş. Er olarak beni seçtiler. Bir ay prova yaptık. Yaşımız da genç, çok heyecanlandım. Normalde üstteğmen, yüzbaşı görünce heyecanlanıyoruz, dünyanın en büyük ordularından birinin komutanıyla baş başa yemek yiyeceğiz... Türk ordusunu temsilen orada olacağım... Bir taraftan acaba hata yapabilir miyim diye telaşlandım.


Leyla ve Serdar'la Diziye Dair...

Farklı Desenler 47. Bölüm - Gergin Bekleyiş

Resim


Yasin, organ mafyasının elinden yaralı olarak kurtulur, fakat adamların eşkâllerini gördüğü için öldürülmesi gerekir. Mafya tarafından tutulan sahte bir hemşire, Yasin’i öldürme görevini üstlenir. Bu durumu fark eden Pınar ise kılını bile kıpırdatmaz. Tam aksine hemşireye yardım bile etmeyi düşünen Pınar, çocuğuyla ilgili aldığı haber sonrasında ise kendisine gelemez. Tüm aile hastane koridorlarında perişan bir şekilde Yasin’in kurtulmasını beklerken, Yasin’in komaya girdiği haberi gelir.



Farklı Desenler 47. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Farklı Desenler 47. Bölüm

21 Ekim 2011 Cuma

Türkiye'de Bir İlk! Üstad Bediüzzaman Samanyolu'nda!

Samanyolu TV Hollywood yapımlarında sıkça kullanılan motion capture tekniği ile 
13. Asrın en büyük âlimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını ilk kez ekranlara taşıyor...


Samanyolu Televizyonu bir ilke daha imza atıyor. Hollywood yapımlarında sıkça kullanılan motion capture tekniğini bünyesine alan kurum; bu teknik ile Bediüzzaman Said Nursi’nin Barla hayatını ekranlara getirmeye hazırlanıyor. Yapım, Motion Capture tekniği ile Türkiye’de yapılmış en uzun süreli (120 dakika) yapım olması bakımından da bir ilk olacak. Yapımın hazırlıklarına 3.5 yıl önce başlandı. 2011 de ekranlara gelmeye hazırlanan yapımda 13 kişilik bir animasyon ekibi görev aldı. Karakterlerden mekanlara kadar her şeyin gerçeğine uygun şekilde yapılmasına özellikle dikkat edildi. Senaryoda yer alan Said Nursi ve talebeleri tamamen orijinal fotoğraflarından yararlanılarak 3 boyutlu olarak modellendi. Titiz bir senaryo aşamasının ardından 3 boyutlu olarak yapımına başlanan proje gerçekliğe olan yakınlığıyla seyredenleri ekran başına çekeceğe benziyor.



Resim Resim

Resim Resim



Resim

Resim





Allah'ın Sadık Kulu - Teaser 1



Allah'ın Sadık Kulu - Teaser 2



Allah'ın Sadık Kulu - Teaser 3



Allah'ın Sadık Kulu - Fragman




Ek Bilgi: Türkiye'de Bir İlk! Üstad Bediüzzaman Samanyolu'nda!

Tam Ağlama Mevsimi

İnsan hayatı inişli çıkışlı ve zikzaklarla dolu. Mes'uliyetinin şuurunda olan bir Mü'min için hayat yolu buzlarla kaplı.

Kaymamak, sürçmemek ve yüzüstü yere kapaklanmamak için azami dikkat ve temkin gerekiyor. Her adımda, kayılacak zemini kontrol etmek, ayağı yere sağlam basmak önemli. Buna rağmen sürçmek, kaymak ve hatta yere kapaklanmak da mukadder. Önemli olan, düştüğün yerde kalmamak ve çabucak doğrulup yola devam etmek. Öyle çetrefilli bir imtihan ki bu, hayır zannettiğinden şer, şer olduğunu düşündüğünden binler hayır çıkabiliyor.

Bizim en büyük eksiğimiz, kendimize bakmamamız. Kur'an "Siz kendinize bakın; siz istikamet ve hidayet üzere olduğunuz sürece dalalettekiler (başta olmak üzere hiç kimse) size zarar veremez!" (Mâide/ 105) buyuruyor. O halde başa gelen her türlü imtihanda, ibtilâda, bela ve musibette insan önce kendine bakmalı, kendini sorgulamalı. Eksiklerinin, kusurlarının, günahlarının muhasebesini yapmalı. Başkasına kızmak, onlara karşı içinde kin ve nefret besleyip büyütmek en kolayı; en kolayı ama en tehlikelisi. Çünkü bu da şeytanın bir başka oyunu.

Sürekli başkalarını suçlamanın handikabı çok fazla. Bir kere insan, kendiyle yüzleşemiyor. Başına gelenle alakalı sağlıklı ve insaflı bir değerlendirme yapamıyor. Hz. Yusuf gibi bir iffet abidesi bile, hiç dahlinin olmadığı bir imtihanda "Ben kendimi temize çıkarmıyorum, çünkü nefis sadece ve sadece kötülüğü emreder!" derken bizim gibi pürkusur insanların kendilerine hiç soru sormamaları şeytanın desisesinden başka bir şey değildir. İyi bir mü'mine yakışan, başına ne gelirse gelsin başkasına bakmadan kendi kendine, gönül rahatlığı içinde "Suçlu sadece sensin!" diyebilmektir.

Başkalarını suçlamak uhuvveti zedeler
Başkalarını suçlama tavrının bir başka zararı da uhuvveti zedelemesi. Kardeşlerimizden, dostlarımızdan, ağabeylerimizden kaynaklandığını düşündüğümüz bir kısım imtihanlarda sürekli onları karalamak, onları suçlamak sadece şeytanın memnun olacağı bir davranıştır. Bu vartadan kurtulmanın çaresi, Bediüzzaman'ın gemi misaline yürekten inanmaktır. Doksan dokuz güzel hasleti olan birine, bize batan bir tek hasleti yüzünden su-i zan etmek, kızmak, kin ve nefret beslemek Müslümanlık mıdır? "Bin canım olsa kardeşlerimin mabeynindeki uhuvvete feda ederim" diyen bir üstadın ızdırabını anlayabilecek miyiz? Esas olan, "Olan oldu, kader hükmünü verdi, kader kaleminin mürekkebi kurudu" deyip kimseye gönül koymadan, önümüze açılan yeni sayfaya Allah'ı hoşnut, büyüklerimizi memnun edecek güzel yazılar yazmaktır.

Böyle meselelerde nefis ve şeytan, meydanı boş bırakmayacaktır. Samanyolu TV'nin bana göre bu sezondaki en muhteşem yapımı "Ve İnsan Aldandı" dizisinde olduğu gibi insî ve cinnî bütün argümanlarını kullanarak üzerimize gelmeye devam edecektir. Onlara hiç iltifat etmemek, dediklerini dinlememek en salim yoldur. Muhterem Hocamız'ın "Sana laf getirenin senden de laf götüreceğini unutma!" vecizesi kulağımızın ve gönlümüzün küpesi olmalıdır. Taşınan lafların, ardı arkası kesilmeyen güft u gûların, bizi koruyan kale mesabesindeki uhuvveti zedelemesine fırsat vermemeliyiz. Kur'an'da "İrem bağlarını sulayan Arim barajı (seylü'l-arim)"ndan ve onun ihtişamından bahsedilir. Bu barajı yıkan küçücük bir faredir. Barajın önündeki sette kemire kemire oluşturduğu ufak bir delik, o setin patlayıp yıkılmasına ve binlerce milyonlarca fidanın hayat kaynağı o barajın yok olmasına sebebiyet vermiştir. Fareler bu uhuvvet barajının setine yaklaşmamalıdır. Kin, nefret, hınç, sözümona izzet, onur vs.. gibi nefsani fareler bu bölgede cirit atmamalıdır. Hangimizin izzeti, onuru inandığımız değerlerden daha üstündür! Kulaklarımız, gönüllerimiz "Girdik reh-i sevdaya, cünûnuz; Bize onur, bize gurur, bize namus lazım değil!" nidalarıyla çınlarken, enaniyetin, gururun önünde kuru bir yaprak gibi sürüklenmek de neyin nesi! Öyleyse kendimize yakışanı yapmalı, herkese gönülden, kalbden sevgi duymalıyız.

Kalbimizde burkuntu duyduğumuz kardeşlerimize samimane dua etmek

Yapılması gereken önemli bir şey de dua etmek. Elbette ki mukteza-i beşeriyet, nefis ve şeytanın da pohpohlamasıyla aklımıza değişik vesveseler gelecektir. Ama bu vesveseleri derhal savuşturmak ve zihnimize yerleşmelerine fırsat vermemek gerekiyor. Bunun en kestirme yolu da, kalbimizde burkuntu duyduğumuz kardeşlerimize, ağabeylerimize, dostlarımıza samimane dua etmektir. "Allah'ım, Ali abiyi, Veli abiyi, Hasan beyi işlerinde muvaffak eyle. Onlara istidatlarını aşan inkişaflar ihsan eyle. İman ve Kur'an hizmetinde daim ve kaim eyle. Ömürlerine vüs'at, rızıklarına bereket, hanelerine huzur ihsan eyle. Evlatlarını hayırlı eyle. Sen'in Rıza'na, Efendimiz'in hoşnutluğuna, büyüklerimizin memnuniyetine mazhar eyle. Kalblerimizde uhuvveti, muhabbeti tesis buyur. Vifak ve ittifakımızı muhafaza eyle. Birliğimizin, dirliğimizin bozulmasına fırsat verme. Ya Rabbi ben bu kardeşlerimi, ağabeylerimi seviyorum, Sen de onları sev!" diye dua etmek ve bunu hiç terk etmemek, sadece bu dua için geceleri kalkıp hacet namazları kılmak, hem günahlarımıza kefaret hem şeytanın hücumlarına karşı delinmez bir zırh olacaktır.

Efendimiz'e (Sallallahu aleyhi ve sellem) savaşta attığı ok için bile "O oku atan sen değildin; atan Allah'tı." dendiği bir yerde, başa gelenleri, olan biteni insanlardan bilmek gizli şirktir. İcraat-i Sübhaniyesinin her birine kurban olduğumuz Kudreti Sonsuz, takdirinin muktezasına göre sebebleri kullanır. O'nun hükmüne tam bir kabulle teslim olmak, kimseye bir iğne ucu kadar isnatta bulunmadan önümüze bakmak ve durmadan yürümektir Kur'an talebelerine yakışan. Rabbim, imana ve Kur'an'a hizmet yolunda ayağımızı kaydıracak her türlü tehlikeye karşı bizleri uyanık tutsun. Kayma noktalarında inayetiyle elimizden tutup bizleri yalnız bırakmasın. Uhuvvetin, vifakın ve ittifakın inayetin biricik dâîsi olduğunu bizlere unutturmasın.

Yazıya noktayı Muhterem Hocamız'ın "Bence tam ağlama mevsimi" başlıklı yazısından kısa bir alıntıyla koyalım: "Gelin, bugüne kadar gülüp eğlenmelerimize karşılık biraz da feryad ü figân türküleri söyleyelim.. nefsânî yaşamaya veda edip biraz olsun dertlenerek hayatın başka renklerini de duymaya çalışalım. Dert söyleyip dert dinleyelim ve dertlileri dinleyene yakın durma yollarını araştıralım.

Ömrümüzün işe yarar günleri büyük ölçüde boşuna gitti. Artık ufukta bu hayat gündüzünün gecesinden emareler var. Bundan böyle bize kalkıp o uzun gece için, sönmeyen bir çerağ tutuşturmak düşüyor. Bundan sonra olsun, kendimize gelmeli, dağınıklıklardan sıyrılmalı, özümüze dönmeli ve ciğerlerimizin hasretini gözyaşlarıyla soluklamalıyız.. ve bilmeliyiz ki, Hak katında toprağın bağrına, gözyaşlarından daha aziz hiçbir şey damlamamıştır. Bugün toprağa dökülen o damlalar, çok yakın bir gelecekte her tarafı İrem bağlarına çevirecektir. Gel, çöllerden daha kuru şu beyâbanda herkese gözyaşlarının sâkisi olalım ve güftesi heyecan, bestesi ağlama en taze meyvelerden yepyeni ziyafetler tertip edelim..."

Tam Ağlama Mevsimi

Şehit Haberleri Oyuncuyu Bayılttı

Sette Baygınlık Geçirdi

Resim

Şefkat Tepe dizisinin çekimleri sırasında oldukça dramatik sahneler yaşandı. Çekimleri Konya’da devam eden dizide bir üsteğmeni canlandıran Mert Kılıç, Hakkari’deki hain saldırıda ölenleri duyunca fenalaştı.

Rolüne konsantre olmayı deneyen Kılıç, dizi çekimleri sırasında sık sık rolünü keserek yönetmenden izin istedi.

Resim

Dizi çekimleri devam ederken fenalaşan Mert Kılıç, baygınlık geçirdi. Setteki oyuncuların da oldukça zorlandığı dizi çekimlerine yönetmen 2 günlüğüne ara verdi. 

Resim


Şehit Haberleri Oyuncuyu Bayılttı