3 Şubat 2012 Cuma

Farklı Desenler 62. Bölüm

Şeref ve Emir kurtulabilecek mi?

Resim

Farklı Desenler'in yeni bölümünde; Melek, Şeref ve Emir kardeşleri hapisten kurtarabilecek mi ?

Farklı Desenler'in heyecanla beklenen 62. bölümünde; Feride'nin Canan'la yüzleşme vakti gelmiştir, ancak Canan şirretliğiyle Feride'yi susturmasını bilir. Türlü türlü bahanelerle konağa taşınan Pınar ise Feride'yi kovdurmak için elinden geleni yapar. 

Şeref ve Emir hapiste kendilerini ihbar eden şöförü görürler. Şöförü konuşturmak için uğraşırlar fakat şöförün arkası sandıkları gibi boş değildir. Bir gece başlarına çuval geçilerek zorla tuvalete taşınan Şeref'le Emir'e gerekli uyarı yapılır. 

Diğer yanda Melek ise Galip'in adamları tarafından kaçırılmıştır. Melek kaçmak için çabalasa da başarılı olamaz. Yedek Cd'nin peşinde olan bu adamlar, istedikleri cd'yi ele geçirebilecekler midir? Mahkeme günü gelip çattığında kardeşleri nasıl sürprizler beklemektedir?




Farklı Desenler 62. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Farklı Desenler 62. Bölüm

Farklı Desenler, 62. Bölümü ile 05 Şubat 2012 Pazar 19:30'da Samanyolu TV & Küre TV'de...

Şefkat Tepe 54. Bölüm

Dost düşman birbirine karışıyor
Resim

Samanyolu TV'nin heyecan dolu dizisi Şefkat Tepe'de ortalık karışıyor. 

Şefkat Tepe, nefeslerinizi tutarak izleyeceğiniz heyecan dolu 54. bölümüyle ekrana geliyor.

Celil'in kaçırdığı Berivan hiç beklenmedik biri tarafından kurtarılır. Celil ve Memiş, Berivan'ı aramak için gittikleri Sandra'nın evinde tuzağa düşer..

Kardeşi kardeşe kırdırmak için çabalayan Sandra Şahin'i Celil'e karşı kullanır. Sanra Albay'dan son bir uyarı alır ve Celil'in sonunu hazırlamalıdır. Celil ise sürpriz bir isim tarafından ziyaret edilecektir.

Şahin'in kardeşi Sadra'nın elindedir. Şahin, Celil'den datayı alarak Sadra'nın yanına gitmek için yola çıkar. Ekip, Şahin kasedi Sandra'ya teslim etmeden yetişebilecek midir? Uzman'ı ise hiç iyi bir son beklemiyordur.





Şefkat Tepe 54. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Şefkat Tepe 54. Bölüm

Samanyolu TV'nin sevilen dizisi 'Şefkat Tepe', merak uyandıran yeni bölümüyle 4 Şubat Cumartesi günü saat 19:30’da Samanyolu'nda...

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

Resim

Resim Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." 
(Enbiyâ, 107)

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.

O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. 

O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

Resim

"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." 
(Âl-i İmrân, 164)

Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

O âlemlerin Rabbinden, "Alemlere rahmet olarak gönderildi." Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O'na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O'nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı. 

O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

Resim

"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."
(Sebe, 28) 

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O'nu örnek almak, Kur'an'a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)'nın ifâdesiyle O'nun ahlâkı Kur'an'dı. (Müslim, Misâfirîn, 139). Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

Resim

"Andolsun, Allah'ın rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21)

Resim

Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber'in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu! Bu geceyi vesile bilerek, O'na ümmet olmanın şuuruna erebilmek, Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım, Kur'an-ı Kerim okuyalım. 

O'na ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz. 

Unutmayalım... 

Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilahiler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah'ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir...

Resim

"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın..." 
(Âl-i İmrân, 31)


Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

Allah Resûlü'ne Saygı ve Bozulan Dengeler

Cenab-ı Hakk'ın ihsan buyurduğu değerleri bırakıp bunların yerine dışarıdan başka değerler ithal etme, dengeyi bozma demektir.

Resim

Dengenin bu şekilde bozulması insanı da toplumu da başka dengesizliklere ve hatalara sürükler. Aslında İslam, Efendimiz'den (sallallahü aleyhi vesellem) önceki peygamberlerle takdim edilen değerleri yeniden insanlığa hatırlatmak, bozulan o dengeyi yerine oturtmak, bir başka tabirle İlahî ahengi yeni baştan tesis etmek için gelmiştir. 

Evet, başkaları gibi bizim dünyamız da değer kaybına uğramıştır. Mesela ifrat ve tefritler arenasında Efendimiz de dahil peygamberleri bizim gibi bir sıradan insanlar seviyesine indirme -yüz bin defa haşa-, ya da kendi dönemlerinde sadece o dönemlere mahsus olmak üzere tarihsel bir misyon eda edip çekip gittiklerini iddia etme gibi düşünceler bir değer kaybıdır. Peygamber ve peygamberlik anlayışına da saygısızlıktır. 

Saygısızlık önce küçük daireden başladı ve büyüğüne doğru dalga dalga yayıldı. Önce Sahabe-i Kiramla başladılar işe ve sürekli eleştirdiler onları. O günlerde "Onlar da bizim gibi insandır." diyerek eleştirmeye başladıkları an içim cız etti benim. Şöyle dedim etrafımdakilere: "Bu mesele sahabe ile başladı ama sahabe ile bitmeyecek. Böyle sorumsuzca, hiçbir temele dayanmaksızın sahabeyi eleştiren kişiler çok yakında Peygamber'i de sorgulayacak ve gün gelecek Kur'an'ı hatta Allah'ı sorgulamaya kadar varacak." Bu tahminlerimde yanılmayı ne kadar arzu ederdim. Fakat bunların hepsi oldu. İnsanlığın İftihar Tablosu'na (hâşâ) "postacı" denildi. Yani tıpkı bir postacı gibi mesajı Allah'tan insanlara ulaştırdı ve işi bitti. "Kur'an'da gramer hataları var" denildi. Gayretullaha dokunur bu sözler diye çok korkmuştum o zamanlar. Başkaları (hâşâ) "Allah cüz'iyatı bilmez" gibi Zat-ı Bâri hakkında yakışıksız düşünceler öne sürenler bile oldu. Hâsılı sahabe ile başlayan tenkit süreci ulûhiyet hakikatinin sorgulanmasına kadar geldi dayandı. 

Şimdi aklî, mantıkî delillerle gerek Efendimiz'in (sallallahü aleyhi vesellem) gerekse diğer enbiya-i izamın konumunu zihnimizde ve hayatımızda bir kere daha belirlemek ve yerlerini tahkim etmek zorundayız. Zira bu mevzuda yaşanan düşünce ve inanç kaymaları hep bu tahkimsizlikten kaynaklanmaktadır. 

Sen olmasaydın, şu âlemleri yaratmazdım 

Evet, Efendimiz büyük bir peygamberdir. Ruh-i Seyyidi'l-Enam'dır. Tasavvufî ifadesiyle "Taayyün-i evvel"in kahramanıdır. "Sen olmasaydın, şu âlemleri yaratmazdım." kudsî hadisinin mazharıdır o. Hadis, hadis kriterleri açısından sahih olmasa bile mana itibarıyla doğru; doğru çünkü O Muarrif olmasaydı, bu âlemlerden de, bu kitaptan da hiç kimse bir şey anlamayacaktı. O halde bu hadisin manası şu demektir: "Ey Resûlüm! Bu kitapların okunması da, manalarının şerhi de Senin sayende oldu. Öyleyse Sen elindeki Kur'an'la her şeyin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhısın." Eskilerin ifadesiyle "ille-i gaiye"sin. 

Öyleyse Allah Resûlü (sallallahü aleyhi vesellem) hâşâ sıradan bir postacı, bir müvezzi değildir. O yerde durup göklerle irtibat kuran, bizim hiçbir zaman münasebet kuramayacağımız âlemlerle münasebet kuran, burada otururken Allah'ın konuşmasını duyan bir insandır, farklı hususiyetleri, farklı donanımları olan. Zaten o farklı donanımları olmasa Allah'tan emir alamaz. O donanımları olmasa yatağından kalkıp göklerde dolaşamaz, mirac yapamaz. 

Kaldı ki bizim, mesajı getiren bu Zat'a bu şekildeki bakışımız aynı zamanda o mesaja karşı da saygının ifadesidir. Dolayısıyla O'na saygısızlık mesaja karşı da saygısızlık duymaya sebep olur. Onun için O'na karşı saygının korunması lazım. Zaman eskidikçe mesajın nazarlarımızda taze olması, taze olarak hissedilmesi, sürekli o mesaja müracaat etme, delice bağlanma tutkusu işte hep buna bağlıdır. 

Peygamberlerin bizim gibi sıradan olmadıklarını herkes kendi kabiliyetlerine göre soluklamalı. Küçük bir ses, küçük bir nefes de olsa dile getirmeli düşüncelerini. Peygamberleri o yüce halleriyle konumlarıyla kabul etmeli, gönüllerimizdeki tahtlarına oturtmalıdır. Zira sundukları mesajdan tam istifade etme onların kadr u kıymetlerini bilmeye bağlıdır. 

Özetleyecek olursak: Mesajla mesajı getiren zat arasında çok önemli bir münasebet vardır. Peygamberlerin değerleri korunduğu nispette mesajlardan istifade oranı artar. Bu meselenin bir yanı. Diğer yanı ise: Allah, kendi Kelamından, Peygamber'inin ruhaniyetinden ve öbür âlemde şefaatinden istifadeyi onlara karşı duyulması gerekli olan saygıya bağlamıştır. Eğer böyleyse -ki benim bunda hiç şüphem yok- bu saygıyı göstermeyen, koruyamayanlar dünyevî ve uhrevî hayatları adına neler kaybettiklerinin farkındalar mı acaba?

Başka bir tabirle, sizler Kur'an-ı Kerim'den ve Efendiler Efendisi'nden teveccühünüz ölçüsünde istifade edebilirsiniz. Yani "Kulum beni nasıl zannediyorsa ben ona öyle muamele yaparım." mantukunca siz Kur'an'a ne kadar teveccüh ederseniz, o da size kapılarını o kadar açar. Peygamber'e saygınız ne kadarsa o kadar açar kollarını size. Yürüdüğü yola, vardığı ufka doğru ancak o kadar yaklaşabilirsiniz. 

Herkes aklının ve iradesinin hakkını versin. Allah bir akıl vermiş, öyleyse i'mal-i fikirde bulunsun, beyin sancısı yaşasın. Eski sözlere yeni sözler karıştırarak yeni bulamaçlar yapsın, insanlığa yeni şeyler sunsun. Eskileri eski, renk atmış ve partallaşmış görüyorsa yeni şeyler yapmasını bilsin. Kur'an-ı Kerim'in yeniliğini, Efendimiz'in gönüllerde hiç eskimediğini, bizim için daima bir "cânân" olduğunu hem kendilerine anlatsınlar, hem de cihana. Bu mevzudaki mülahazalarını sürekli yenilesinler; yenilesinler ki hem kendilerini kurtarsınlar hem de başkalarını. 

1- İslam, Efendimiz'den önceki peygamberlerle takdim edilen değerleri yeniden insanlığa hatırlatmak, bozulan o dengeyi yerine oturtmak ve ilahî ahengi yeni baştan tesis etmek için gelmiştir. 

2- Gerek Efendimiz'in gerekse diğer enbiya-i izamın konumunu aklî, mantıkî delillerle zihnimizde ve hayatımızda bir kere daha belirlemek ve yerlerini tahkim etmek zorundayız. 

3- Kur'an'a ne kadar teveccüh edersek, o da bize kapılarını o kadar açar. Peygamber'e saygımız ne kadarsa bize o kadar açar kollarını ve yürüdüğü yola ancak o kadar yaklaşabiliriz.


Allah Resûlü'ne Saygı ve Bozulan Dengeler

2 Şubat 2012 Perşembe

Kandil Coşkusu Samanyolu'nda

Resim

Mevlid Kandili, Samanyolu ekranlarında iki farklı programla kutlanıyor. 

Padişah 3. Ahmed'in, annesi adına yaptırdığı Valide-i Cedit Camii'nden canlı yayınlanacak olan Mevlid Kandili Özel programı 03 Şubat Cuma akşamı saat 19:30'da Samanyolu Televizyonu'nda ekrana gelecek...

Samanyolu ekranları saat 23.00'da, sunuculuğunu Serdar Tuncer'in yapacağı 'İnsanlığın Yeniden Doğuşu' adlı ikinci programla taçlanacak.

Seyredenleri asırlar öncesine taşıyarak bir kez daha Muhammedî duygularla coşturacak 'İnsanlığın Yeniden Doğuşu' programında, gerek ilahileri gerek şarkıları ile yakından tanıdığınız Ertuğrul Erkişi, Aykut Kuşkaya, Süleyman Erkişi, Ender Doğan, Hasan Sağındık, Mustafa Demirci, Grup Tillo, Halil Necipoğlu, Veysel Dalsaldı ve Sami Özer gibi isimler O'nu anmak ve O'nu hatırlatmak için buluşacak.

Duaların semaya yükseleceği bu gecede Abdullah Azizi Hoca Efendi'nin sesinden Kuran-ı Kerim ziyafetinin yanı sıra Sami Yusuf'tan da Arapça, Türkmence, Boşnakça, Azerice ve Kürtçe ilahiler gönülleri coşturacak...




Kandil Coşkusu Samanyolu'nda

"Mevlid Kandili Özel" programı 3 Şubat Cuma akşamı saat 19.30'da Samanyolu'nda...

Resim

Maceracı Program Ekibi Mersin'de...

Resim

Tarsus'a özgü değerlerin televizyon ekranlarına taşımak için çekimler yaptı.

Sırtında çantasıyla yollara düşen Murat Yeni ile Maceracı, Anadolu'yu bambaşka bir gözle sunuyor.

Anadolu'nun el değmemiş iç güzelliklerini ekranlara taşıyan Maceracı ekibi bu kez Dünya kenti olan Tarsus'u tanıtmak için çekimlere başladı.

Tarsus'un Turistik ve tarihi yerleri ile Tarsus'a özgü yiyecek içecek ve Tarsus'ta oynanan seyirlik orta oyunlarının tanımını yapacak olan Maceracı program ekibi, çekimlerini Anadolu Sofrasında gerçekleştirdi...


Maceracı Mersin Bölümünü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Maceracı Mersin Bölümü