23 Şubat 2012 Perşembe

Ayna - Hindistan Bölümü

Ayna bu hafta ilginç ülke Hindistan’dan farklı karelerle ekranlarınıza geliyor. Sokak aralarında, caddelerde birbirinden ilginç manzaralar bekliyor sizi. Hindistan renklerin ve zıtlıkların ülkesi.

Resim

Ülke nüfusunun % 82’si Hindu. Hinduizm bir dini gelenekler derlemesi. Bu dinin bir kurucusu ya da kutsal kitabı yok. Çok tanrılı bir din olan Hinduizm’de insanlar kendi elleriyle yaptıkları tanrılara tapabiliyorlar. Ayna Hindistan’da mermerden tanrıların yapıldığı bir atölyeyi görüntüledi.

Ülkede Hinduizmin getirdiği kast sistemi yüzyıllardır devam ediyor. Kast sistemininde etkisiyle zengin ile fakir arasındaki uçurum çok büyük. Ayrıca kastlarda değişim olmadığından zenginler hep zengin, fakirler hep fakir.

1 milyar 100 milyon'dan fazla nüfusuyla dünyanın en çok nüfusa sahip ülkelerinden biri olan Hindistan, trafikte ineklerin, maymunların, deve arabalarının ve birçok farklı ulaşım aracının birarada bulunduğu ülke.

Özellikle kutsal sayılan inekler her an her yerde karşınıza çıkabiliyor. Ayna Hindistan cadde ve sokaklarından ilginç görüntülerle gelecek ekranlarınıza.

Zengin ve fakir arasındaki uçurumdan dolayı sokakta hayatlarını sürdürmek zorunda olan bir sürü insan var bu ülkede. En temel ihtiyaçlardan bile yoksunlar.




Ayna - Hindistan bölümünü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Ayna - Hindistan Bölümü

Ayna, Hindistan bölümüyle 25 Şubat Cumartesi 23:00'da Samanyolu TV'de ekrana geliyor...

21 Şubat 2012 Salı

Dengê Gel Dedi, Gönüllere Girdi

Yaklaşık 2 yıl önce yayın hayatına başlayan Türkiye'nin Kürtçe yayın yapan ilk özel televizyonu Dünya TV, programlarıyla Doğu ve Güneydoğu halkının yanı sıra Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanındaki Kürt vatandaşların ilgi odağı oluyor.

Resim

Kürtçenin yasak olduğu yıllarda, dilini kullanamayan bölge halkı, şimdi seslerini duyurabilmenin özgürlüğünü yaşıyor, Bunun en güzel örneği de 'halkın sesi' anlamına gelen 'Dengê Gel' programında yaşanıyor. Programın sunucusu Mehmet İkram Çiftçi, bugüne kadar 170'e yakın programda 3 bin kişiye mikrofon uzattı. Bölge halkının kendilerini gördüğündeki sevinci sadece gözlerine bile bakarak anlamanın mümkün olduğunu söyleyen Çiftçi, "Bölgede gezmediğimiz yer kalmadı. İnsanlar artık özgüven kazandı. 

İsteklerini, şikâyetlerini kısacası tüm duygularını özgürce dile getirebiliyorlar. Bu, bizim de programı keyifle çekmemizi sağlıyor." ifadelerini kullanıyor. Yasaklı yılları geride bırakan Doğu ve Güneydoğu halkı, hem devlet kanalında hem de özel kanallarda kendi örf ve kültürlerini rahatça konuşabilmenin tadını çıkarıyor. Aslen Batmanlı olan Çiftçi, Gaziantep'te kurulan ve Kürtçe yayın yapan Dünya TV ile yolları kesişince şaşkınlığını gizleyememiş. Kendi ana dilinde bir kanalda işe başlayacağını hayal bile edemediğini anlatan Çiftçi'den daha sonra halkın arasına karışacağı 'Dengê Gel' isimli programın sunuculuğu teklif edilmiş. Çiftçi, uzun zamandır hafta için 3 gün yeni bölümleriyle ekrana gelen programı sunuyor. Bugüne kadar da Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki pek çok köye gitmiş. Bölgede yaşayan Kürt halkının sorunlarının yanı sıra, gündemle ve sosyal konularla ilgili görüşlerini de aktarma fırsatı buluyor.

'HER GÜN BİR YERDEN DAVET ALIYORUZ' 

İnsanların programa gösterdiği ilgi her geçen gün artıyor. Çekim için her gün bir başka yerden davet alıyorlar. Çiftçi'nin anlattıkları, bölge insanının, Kürtçenin yasak olduğu yıllardan bugüne ne gibi bir değişim yaşadığını da gözler önüne seriyor. Mikrofon uzattığı insanların sevgi seline maruz kalmanın kendilerini de oldukça mutlu ettiğini kaydeden Çiftçi, "Programa ilk başladığımızda bir tedirginlik vardı. Çünkü, bugüne kadar dillerini özgürce kullanamamış insanlara mikrofon uzatılıyor ve onlar da bunun karşısında ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Öyle bir özgüven kazandılar ki, artık rahat konuşuyorlar. Bunu hissedebiliyorsunuz. Birçok konuda görüşlerini ortaya koymak istiyorlar. Bizler de onlara bu fırsatı sunuyoruz. Aramızda çok güzel bir bağ oluştu." diye konuşuyor.

Dengê Gel Dedi, Gönüllere Girdi

18 Şubat 2012 Cumartesi

Şefkat Tepe 56. Bölüm

Serdar, adım adım hain planlara yürüyor.

Resim

Kimliği kimse tarafından bilinmeyen bir çocuk, Leyla’yı etkisi altına alır. İmam Yusuf’un ölümünden Serdar’ı sorumlu tutan Leyla ise, Serdar Komutan’ı öldürmeye karar verir.

Şahin’i kurtarmak isteyen Celil başını çok daha büyük bir belaya sokar. Celil, gizemli çaycı bir kızın yardımıyla kurtulsa da bu kıza güvenmez. Teröristten gerçekleri öğrenmek için gittiği hastanede ise Albay’a yakalanır.

Leyla’nın Astra Varta’laştırılmasının hızlandırılmasını isteyen Albay’ın, planlarının asıl merkezinde Serdar vardır. Pek çok kez Serdar’ı kurtarmayı başaran Celil bu kez de başarabilecek mi?




Şefkat Tepe 56. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Şefkat Tepe 56. Bölüm

Şefkat Tepe, 56. Bölümü ile 18 Şubat 2012 Cumartesi 19:30'da Samanyolu TV & Küre TV'de...

Yüksel Aytuğ, 'Yeşil Elma' Programını Yazdı

Şefler niye çatlak olur?

Resim

Sabah gazetesi yazarı Yüksel Aytuğ, bugünkü köşesinde 'Yeşil Elma' programını kaleme aldı. Aytuğ 'Yeşil Elma' programına değinerek bakın neler yazdı.
Peşin peşin söyleyeyim; bu tanımlama bana değil, Yeşil Elma programının muhteşem şefi Oktay Usta'ya ait... Hepsini anlatacağım ama önce geleneksel Yeşil Elma izlenimlerim; 

Efendim, her yıl olduğu gibi bu yıl da Oktay Usta'nın Samanyolu TV'deki programına olağan ziyaretimi gerçekleştirdim. Bir kez daha önlüğümü kuşandım ve hem sevgili annemden, hem de izlediğim yemek programlarından edindiğim mutfak bilgilerini yine büyük bir caka ile sattım. Oktay Usta; ekmek hamurunu mayalanıp kabarması için tezgahın üzerine koydu. 

Durur muyum, hemen yaptım ukalalığımı: "Üzerine şöyle ıslak bir tülbent örtmemiz gerekmiyor mu ustacığım?" 
Bak, bak, bak. Adam televizyon yazarı değil, sanki fırın işçisi. Neyse ki Oktay Usta son derece munis, efendi bir adam da, beni yoğurup oklava ile açmadı.

İNTİKAM SAATİ 

Ama sevgili ustamız, intikamını almaktan da geri durmadı. Önce önüme patatesleri koyup elime tıraşlama aparatını tutuşturdu. Sandı ki beceremeyeceğim. İşte hayatımın fırsatı elime geçmişti. Küçümseyen bir eda ile aparatı tezgaha fırlatıp oradaki bıçaklardan birini kaptım. ''O aparat ile herkes patates soyabilir. Önemli olan sıradan bir bıçak ile patatesleri soymak" deyip 'sanatımı' icra etmeye. Bir yandan da içimden bu sanatı bana öğreten, İzmir Narlıdere İstihkam Alayı'ndaki komutanım Mehmet İtak Yüzbaşı'yı saygı ve minnetle(!) anıyordum.


Yüksel Aytuğ, 'Yeşil Elma' Programını Yazdı

17 Şubat 2012 Cuma

Farklı Desenler 64. Bölüm

Pınar'ın gerçek annesi kim ?

Resim

Farklı Desenler merakla beklenen yeni bölümüyle Samanyolu TV'de.

Farklı Desenler'in heyecanla beklenen 64. bölümünde; Ailesini bulabilmek için doktorun peşinden giderek yakasına yapışan Feride, akıla gelmeyecek yanlış anlaşılmalara sebep olur.

Nebahat ise Galip'e verdiği sözü tutmak için elinden geleni yapmaya çalışır. Şeref ise Feride hakkında beklenmedik bir tepki verir.

Diğer yanda Feride kendisine önemli bilgiler verilecek birine ulaşır. Feride, bu gizemli kişiden bilgileri öğrenebilecek mi?






Farklı Desenler 64. Bölümü Küre TV'den izleyebilirsiniz.

Farklı Desenler 64. Bölüm

Farklı Desenler 64. bölümüyle, 19 Şubat Pazar günü 19:30'da Samanyolu TV'de...

Dua Dua Eller Karıncalanmalı

Hak dostları evrâd u ezkâra (Kur'an ve dua okumaya, Allah'ı anmaya) çok önem verirler.
Resim

Her gün bir miktar Kur'an okuma ve değişik dualarla Allah'a niyazda bulunmanın O'nunla irtibatımız açısından çok önemli olduğunu söylerler. "Her fert kendi gücü nispetinde bir şeyler belirlemeli ve onu her gün okumalıdır." derler. Üstad Hazretleri'nin Mecmûatü'l-Ahzâb'ı onbeş günde bir hatmettiğini bir yakınından birkaç defa dinledim. O kitap üç cilttir; demek ki, ciltlerden her birini beş günde bir okuyor. Onca kitap yazma; te'lîf, tashîh, arkadaşlarıyla görüşme, yaşadığı ağır şartlar; hapishaneler, takipler, tevkîfler, tarassutlar, tehcîrler.. bütün bunlara rağmen evrâd u ezkârında hiç kusur etmiyor. 

Bazıları "Duada mübâlağa etmemeli, aşırı gitmemeli?" falan derler. Zannediyorum aşırı gitme meselesini Ubâde b. Sâmit'in kendi oğluna yaptığı vasiyetteki ifadelerini yanlış anlayarak ortaya atıyorlar. O, dua ederken mesela; bazılarımızın "Allah'ım! Şöyle bir cennet, yamacında şöyle bir köşk, köşkün yanından akan pırıl pırıl bir çay..." dediği gibi teferruata ait şeyler zikrediyor; ayrıntılara dalıyor. Bu sebeple Hz. Ubâde, "Oğlum, ben Resûlullah'tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) duada ifrattan sakındıran sözler duydum." diyor. O ifratı (aşırılığı) meselenin keyfiyetiyle alâkalı detaylarla uğraşma şeklinde anlıyor. Yoksa, Cenâb-ı Hak "Ey iman edenler, Allah'ı çok anın, çok yâd edin." (Ahzab, 33/41) derken, bir insan sabahtan akşama kadar durmadan "Sübhanallâhi ve bihamdihî sübhânallahi'lazîm" dese yine duanın hakkını eda etmiş olamaz. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu duanın sabah akşam yüzer defa söylenmesini tavsiye ediyor. Ümmü Seleme validemiz de taşları veya fasulye tanelerini yanına koyuyor ve onlarla sayarak her gün yüz defa söylüyor. 

Dualar Paylaşılarak Okunmalı 

Birbirini tanıyan, bilen insanlar değişik gruplar halinde dua okuyabilirler. Mesela, Büyük Cevşen'i birkaç kişi paylaşıp okuyabilir. Paylaşıldıktan sonra artık her insanın kendisine ayrılan bölümü okuması onun için gerekli olur. Yani "Allah'ı anma, zikretme hususunda ben her gün şu kadar bir şey yapacağım." diyen insan üzerine bir sorumluluk almış olur ve bu sorumluluğu yerine getirmesi artık zarurîdir. İsteyenler Büyük Cevşen dediğimiz hizbi baştan sona kadar kendi başlarına da okuyabilirler. Fakat, bir hey'et halinde okuyunca, herkesin defter-i a'mâline o okumanın bütününden hâsıl olan sevap yazılır. Hakikî şahs-ı manevî teşekkül edince herkes bütünün okuduğu kadar okumuş olur. 

Bu hususta özellikle Mecmûatü'l-Ahzâb'ın çok istifadeli olacağını düşünüyorum, çünkü o kitap, oldukça geniş ve pek çok velinin dualarından değişik bölümler ihtiva ediyor. Duaya iştiyaklı müminler aralarında taksim ederler. Öyle bir metod geliştirirler ki, herkes farklı zamanlarda farklı yerleri okur. Meselâ, bir ay boyunca şu bölümü okuyan insan, ikinci ay diğer arkadaşının yerine geçer. O üçüncü arkadaşın, o da dördüncü arkadaşın yerine.. Böylece herkes Mecmuatü'l-Ahzâb'ın her yerini okumuş olur. Gördüğü duaların orijinal, yepyeni olması insanda ayrı bir heyecan uyarır. Mesela, Şâh-ı Geylânî'nin insanın gönlünde ürperti hasıl eden duasını bile otuz gün üst üste okuyan biri zamanla onu ilk gün okuduğu gibi duyamayabilir. Fakat bu duayı ikinci ay biraz bekletir, başka dualar okur, ona karşı içinde hasıl olan ülfeti giderir ve bir müddet sonra tekrar o bölüme dönerse yine ilk defa okuyormuş gibi duyup hissedebilir. 

Duam Dualarına Karışsın Allah'ım! 

Bazen şu husus kafama takılıyor: İşin esası bir kenara çekilip kimseye demeden dua okumaktır. Fakat burada "Ben de böyle bir kenarda dua okuyabilirim, kimseye ihtiyacım yok." gibi bir gizli bencillik var mıdır, bilemiyorum. Eğer varsa bu çok tehlikelidir. Bir başkası da "Ben kendim bir kenara çekilip dua okuyabilirim; ama arkadaşların dualarının arasında olursa benim dualarımın da kabule daha yakın olacağını umarım." düşüncesinde olabilir. Böyle bir yaklaşımla duanın hiç olmazsa bir parçası, yarısı veya çeyreğini arkadaşlarıyla beraber okur. 

Bazen meselâ aynı camide namaz kılan insanlar birbirlerine "Gelin selef-i salihînden rivayet edilen şu duaları okuyalım. Meselâ, bir gece kalkalım, iki-üç saat sürse de 19 defa Fetih Sûresi'ni okuyalım." diyebilirler. Ama herkes içinden gelerek katılmalıdır böyle bir dua şirketine. Fırlamalı, kalkmalı yerinden.. bir hâcet namazı kılmalı, Büyük Cevşen'i, Evrâd-ı Kudsiye'yi, Sekîne'yi... okumalı.. arkadaşlarıyla beraber onbeş yirmi dakika okuyorsa, sonra da kimsenin görmeyeceği, aklına herhangi bir mülâhazanın gelmeyeceği bir yere gitmeli, bir yarım saat de orada okumalı.

Evet, yalnız başına okurken "Bak arkadaşlardan kaçtım, kendi kendime kimse görmeden yapıyorum, daha ihlaslıca oluyor." duygusuna kapılma veya "insanlar duysun, görsün" diye başkalarına sesini duyurma; ikisinde de şeytana kapı aralama olabilir. Üstad Hazretleri, sesli okuyup insanlara duyurmayı İmam-ı Gazali'ye dayandırarak istihsan ediyor: "Ben önceleri sesli okuyordum; ama işin içine riya girer mi diye de endişe ediyordum. Sonra gördüm ki, İmam-ı Gazali 'Başkalarını uyarma ve teşvik etmeye matûf olunca mahzursuzdur.' diyor." Fakat, bütün bunlarla birlikte kalbimiz Üstad'ın kalbi de değil. Cennetten içeriye gireceğimiz ana kadar bizim kalbimize her şey girebilir. Kırdaki, bayırdaki deliklerde yılan, çıyan arayacağına elindeki fenerini kalbine çevirmesi gereken bizlerin her hâlükârda çok dikkatli olması lazımdır. 

1- Hak dostları evrâd u ezkâra çok önem verirler. Her gün bir miktar Kur'an okuma ve değişik dualarla Allah'a niyazda bulunmanın O'nunla irtibatımız açısından çok önemli olduğunu söylerler. 

2- Cenâb-ı Hakk'ın bizlere olan nimetlerini düşününce, bir insan sabahtan akşama kadar durmadan "Sübhanallâhi ve bihamdihî sübhânallahi'lazîm" dese yine duanın hakkını eda etmiş olamaz. 

3- Mecmûatü'l-Ahzâb gibi dua kitaplarını, duaya iştiyaklı müminler aralarında taksim ederek okumalıdır. Öyle bir metot geliştirilmeli ki, herkes farklı zamanlarda farklı yerleri okusun.


Dua Dua Eller Karıncalanmalı